KENT İÇİN MÜCADELE : Neoliberalizme Karşı -1

KENT İÇİN MÜCADELE : Neoliberalizme Karşı -1

1980’lerde bütün dünyada benzer şekilde gelişen, liberal ekonomiden, neoliberal ekonomiye geçiş, kente dair pek çok dinamiği de kendi yaşadığı dönüşümle birlikte değiştirdi. Temel olarak neoliberalizm , fiyat kontrollerini ortadan kaldırmak, sermaye piyasalarını kuralsızlaştırmak , ticaretin önündeki engellerini azaltmak, özellikle özelleştirme ve kemer sıkma yoluyla, ekonomideki devlet etkisinin azaltılması gibi politikalar üzerinden kendini var ettiği için, bugün kentte ve toplumda yaşadığımız pek çok problemin temeli olmuştur. Özetle bu sistem; üretim araçlarının sahibi sınıf için devlet müdahalesinin olmadığı, uluslararası kapasitelere ulaşan, devasa üretim-tüketim ilişkilerini kurabildiği, sosyal hakları minimalize / yok ettiği, işçiyi özgürce sömürdüğü ve nihai olarak hayatın her alanını (kamusal/bireysel) kendi maddi çıkarları için düzenlediği bir devasa sömürü sistemidir.

Bu sistemde her değer, maddi bir değeri olduğu veya maddi bir değere dönüştürülebildiği ölçüde değerlidir. Dolayısıyla her şey alınıp, satılabilen bir metadır. Ve bugün, 80’lerden bu yana, bu sistemin en vahşi ve en gelişmiş halini yaşıyoruz. Kent ve kentli de bundan nasibini alıyor. Neoliberalizm ortaya çıktığı dönemde ve devamında, toplumlarda sınıflar arası eşitsizliğin hızlı bir şekilde derinleşerek, toplumsal olarak yoksullaşma, insanlığa ücretsiz sağlanması gereken kaynaklara erişilememesi başta olmak üzere, pek çok yapısal sonucu doğurdu.

2. Dünya Savaşı sonrası dünyada daha sosyal ve sınıfsal haklar temelinde olumlu gelişen duruma karşın, bunun bir ölçüde toplumdaki üretim araçlarının sahibi sınıfın lehine çevrildiği; bu aşamada da devlet aygıtının özel yatırım ve sermaye odaklarının kârını garanti altına alacak politikaları öncelediği bu dönemde dünyanın pek çok yerinde, Türkiye’de dahil olmak üzere, özelleştirme yaygınlık kazandı. Aynı zamanda uluslararası sermayenin küreselleşme sloganı ile birlikte dünyadaki ucuz emek piyasalarına hızlı bir şekilde yayılarak ülkeler arasında da ciddi bir ekonomik ayrımı sınıf eşitsizliği ile derinleştirdiği bu yıllar toplumlar arasında da ciddi bir ayrım yaratarak dünya üzerinde bugün de yaşadığımız savaş, açlık, temel kaynaklara erişememe ve toplumsal dışlanmışlık gibi yapısal sorunları arttırdı. Yine bu dönemlerden itibaren daha düşük gelirle çalışan üretici sınıfların ihtiyacı ve hakkı olan eğitim, sağlık gibi pek çok alan özelleştirildi; özelleştirilmese dahi kamu-özel iştiraklarına devredildi. Bu durum toplumda var olan, sınıfsal eşitsizlik durumunu daha da derinleştirdi. Aynı zamanda üretici güçlerin elinden alınan sosyal ve ekonomik haklar, reel ücretlerde yıl bazında devamlı azaltma emekçi sınıfları giderek daha da zora soktu. Basitçe zenginler daha da zenginleşirken yoksullar ve orta halli halk kitleleri daha da fakirleşti. Bu da toplumu oluşturan sınıflar arasında kentsel kaynak ve yatırımlar da dahil olmak üzere bir erişim sorunu ortaya çıkardı. Küresel sermayenin hızla dünyanın farklı coğrafyalarına yayıldığı ve buralarda yerli sermaye odakları ile ortaklık kurduğu dönemlerde kentlerde mekanlar ve yeni mekanların yaratılacağı yatırım alanları da bütünüyle sermayenin güdümünde gelişen bir duruma dönüştü. Toprak rantı kentin en önemli değeri olarak görüldüğü için kentte sürekli olarak bir dönüştürme hali hâkim ve kentin hafızasını oluşturan mekanlara da sürekli bir saldırı var.

Neoliberal dönemin ekonomik ve kentsel gelişim ihtiyaçlarından uzak olan kent mekanlarının, devlet gücü ortaklığı ile hızlıca alt ve orta sınıfların elinden alınarak sermayenin oldukça karlı yatırım alanları haline getirildiği bu dönem; kentlerde ciddi bir aidiyet sorununu ortaya çıkardı. Basit örnekler ile kentte hiçbir ücret ödemeden bulunabildiğiniz, sizden farklı sosyal gruplara mensup insanlarla ile omuz omuza gelebildiğiniz ve sosyal farklılıkları eritebildiğiniz kamu alanları (meydanlar, yeşil alanlar…) birer birer yok olurken yerlerini özel işletmeler aldı. Kentlilerin ve kentsel ilişkileri üretenlerin ücretsiz olarak kullanabilecekleri kamusal mekanlar hızlıca azalma hatta yok olma eğilimine girerken özel iştiraklar ve devlet-özel ortaklığıyla var olan kent mekanları kentlilerin birincil alternatifi haline getirildi. Kamu arazisi olan, kamunun kentteki yeniden üretimini karşılaşabileceği sosyal, kültürel rekreasyon alanları özel sermayenin projelerine tesis edilerek; sınıflar arası eşitsizliğe uygun bir neoliberal mekân paradigması yaratıldı. Neoliberalizm kentlerimizi tarihsel gelişim süreçlerinden koparıp bize ait olmayan bir şeye dönüştürürken, birbirimizden ve doğadan giderek kopuyor, nefes almakta bile zorlandığımız şehirlerde rutine oturtulmuş bir düzende hayatta kalmaya çabalıyoruz. Fakat hayat bundan çok daha fazlası ve insanlar arasındaki dayanışma iradesi neoliberal kentte bile çatlaklarını bulup kendi dayanışma kültürünü ve dayanışma mekanlarını oluşturuyor.

YAZAR: ESRA DEMİREL

İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0