Bir mayıs vesilesiyle: gençlik ve erken işçileşme

Bir mayıs vesilesiyle: gençlik ve erken işçileşme

Kapitalizmin en şiddetli saldırılarını yaşadığımız, toplumun ayrıcalıklı küçük bir kesimi dışında tüm katmanlarının gün geçtikçe yoksullaştığı, güvencesizliğe mahkum edildiği özel bir döneminden geçiyoruz. 365 gün boyunca sömürülen emekçilerin mücadeleyle kazandığı 1 günün de, içinden geçtiğimiz salgın dönemi bahanesiyle yasaklandığı bir 1 Mayıs yaşıyoruz. Çalışma hakkı elinden alınarak geleceksizliğe mahkum edilen gençlerin; fabrikalarda, atölyelerde, bürolarda uzun mesailerle asgari yaşam gelirine çalışan işçilerin, ev içi emeği görünmez kılınan, iş yerlerinde sistematik mobbinge maruz kalan kadınların birlik ve mücadele gününü kutluyoruz. Kapitalizmin tüm olanaklarıyla emekçilere saldırdığı, halkın yoksullaştığı bu özel dönemde tüm olanaklarımızla 1 Mayıs’a sahip çıkalım.

1 Mayıs vesilesiyle işçi sınıfının ve emekçi kesimlerin çeşitli sektörlerinin, çeşitli sorunlarına, kadın emeğine dair yazılacak çizilecektir. Biz bu köşemizi gençliğe, tabiri caizse işçileşen gençliğe ayırmak istedik. Bu yazıyı bundan 10 sene öncesi kaleme alıyor olsak gençliğin işçi sınıfıyla bağını ve derdimizi çok daha dolambaçlı bir yoldan anlatırdık muhtemelen. Bugün ise daha üniversiteden üretim-dağıtım çarklarının içine yerleşen gençlik doğrudan bir değerlendirmeyi hak ediyor durumdadır.

Sermaye sahiplerinin, doğal yaşam alanlarımıza kadar metalaştırarak paraya çevirme hırsından nasibini üniversiteler de almış durumdaydı. Sermayenin eğitimi, bilgiyi ürüne dönüştürerek şirketleştiği pozisyonda arzu edilen öğrenci profili de haliyle müşteri öğrenci oluyordu. Ancak artık dilimize pelesenk olmuş sloganımızda da belirttiğimiz gibi bizler “müşteri değil öğrenciydik”. Diğer yandan her şeye rağmen eğitim alabilmek için bu koşulların içinde var olmak zorundaydık. Ücretsiz eğitim, ücretsiz barınma gibi devlet güvencelerimizin olmadığı noktada her işçi gibi bizim de tek seçeneğimiz emeğimizi, zamanımızı paraya çevirmek, bu yolla ihtiyaçlarımızı gidermekti. Kimimiz harçlığını, kimimiz asgari ihtiyaçlarını çıkarmak için çalışmak zorunda kalan bizler artık hem öğrenci hem emekçiydik. Eğitimin sermayeye teslim edilmesiyle birlikte üniversitelerde de bir yapısal dönüşüm yaşanmıştı. Öğrenciler ilk aşamada üniversiteler için bir müşteri, üniversite dönemi boyunca piyasaya kısa vadede ucuz ve esnek iş gücü haline gelmiş; üniversiteler de artık bilim yuvalarından çok esnek iş gücü atölyelerine denk düşüyordu. Tüm bu süreçte öğrenci gençliğin yapısal dönüşümü de hızlanmış durumdaydı.

Genç emeğin yoğunlaştığı yerler özellikle kafe-bar-restoran işletmesi olarak da bildiğimiz hizmet sektörüdür. Yarı zamanlı ya da gündelik işler kısa vadede kazanç sağlamak için öğrencilerin tek imkanıyken, patronlar için de öğrenciler sigortasız ucuz iş gücü olarak biçilmiş kaftandır. Tüm işçi ve emekçiler için geçerli olduğu gibi genç emek için de asıl sınav salgın dönemi olmuştur. Kısıtlamalar kapsamında kapanmaya mecbur bırakılan hizmet sektörünün yoğun iş gücü olan öğrenciler, kapanmayla beraber işsizleşen genç emek pozisyonuna düşmüştür. Üniversitelerin piyasalaşmasının sonuçlarıyla eş zamanlı gelişen erken işçileşme olgusunu yaşayan gençlik, bu defa da ani işsizleşme ile karşı karşıya kalmıştır. Erken işçileşmeyle sosyal yaşamını büyük ölçüde yitiren öğrencilerin yaşamı, ani işsizleşmeyle birlikte kira ve faturalarla, online eğitim imkansızlıklarıyla dört duvar arasına daralmış durumdadır.

İyisiyle kötüsüyle diyerek çıktığımız bu koşulların nihayetinde mezuniyet ödülümüz ise ya işsizlik ya da yaşamak için alanımızla alakasız işlere yönelmek olmuştur. Bu bize iktidarın genç işsiz veya yedek işgücü ordusuna katılmakta sunduğu seçim özgürlüğü olsa gerek. Özgürlüğün de böylesi, o da ücreti mukabilinde…

Kimilerine durumu ajite etmek gibi gelebilir fakat bu bizim gerçekliğimiz. Her türlü kolektif faaliyetimizi güçleştiren, bizleri bir avuç patronun hizmetinde birbirimizle rekabete sokan bu düzen bizim gerçekliğimiz. Öyle ki biz bu gerçeklikte güvencesiz, geleceksiziz. Sektörel, mekansal birlikten yoksun örgütsüzlüğün yaşamı ne denli güçleştirdiğini pandemi sürecinde en somut haliyle gözlemledik. İnsana yakışır bir geleceğin bugün bize sunulan  gerçeklikte olmadığını biliyoruz. Üniversitelerde, liselerde ve meslek kollarımızda ortak çıkarlarımız etrafında örgütlenişimiz, insana yakışır bir toplumun lokal deneyimleri olacaktır. Geleceğimiz, bu lokal deneyimlerin bir bütünü neden olmasın…