17 Kasım Notları

17 Kasım Notları

Tüm dünyada Uluslararası Öğrenciler Günü olarak anılan, Türkiye’de ise Öğrenci Sendikası’nın girişimleriyle 2 senedir kamuoyunda gündeme getirilen bir günü geride bıraktık.

 

Bu tarihsel günün önemine ayrıca bir parantez açmak gerek: 17 Kasım’ın tarihi, 1939 yılında Prag Üniversitesi’nde Nazilerin saldırılarına ve Çekoslavakya’nın Nazi işgaline karşı yapılan gösteriler sonucunda 9 öğrencinin vahşice katledilmesine, 1200 öğrencinin Nazilerce toplama kamplarına gönderilmesine ve Prag Üniversitesi’nin ise kapatılmasına dayanıyor. Yani bu günü özel kılan şey, tarihte de bugün de, öğrencilerin birer aydın adayı olarak toplumda karşılaştıkları haksızlıklara, adaletsizliklere, insanlık suçlarına karşı sessiz kalmaması ve mücadelede inat etmesidir. Bu mücadele inadı dün savaş çığırtkanlığı yaparak insanlık suçu işleyenlere karşıysa, bugün de bile isteye, rant ve kâr politikalarıyla öğrencilerin cebindeki son kuruşa ve hayallerindeki aydınlık gelecek kırıntılarına göz dikenlere karşıdır.

 

Kısacası 17 Kasım, her geçen sene bir öncekine göre daha fazla şey ifade ediyor bizim için. Her defasında dile getirdiğimiz sorunların, karşı karşıya kaldığımız adaletsizliklerin bir çözümü, karanlıktan bir çıkış yolu olarak mücadeleyi seçenler için bu günün özel bir anlamı var.

 

Öğrenci olmak ve sayısız sorunla boğuşmak: Türkiye’de milyonlarca öğrencinin iki ortak noktası. Bu sorunlar o kadar fazla ve çeşitli ki, ülkenin neresine gitseniz, hangi okula girseniz, hangi öğrenciye sorsanız başka bir cevap alıyorsunuz. Bakanlığından siyasi iktidarına, okul müdürlüğünden rektörlüğüne kadar hiçbir yetkili makamın önemsemediği insanlar topluluğuna “öğrenci” deniyormuş algısına kapılıyorsunuz bir an.

 

Ekonominin içler acısı hali, yoksulluk ve işsizlik, geleceksizlik derken aslında bize uzak olan kavramlar değil, doğrudan hayatımızın merkezindeki olgular hakkında konuşuyoruz. İnternet sitelerinde oran ve istatistik olarak karşımıza çıkan sayılar, aslında bizlerden meydana geliyor. Yani bugün iş arayıp da bulamayanlar, mezun olup iş arayacaklar veya okurken çalışmak zorunda kalanlar bizleriz.

 

Türkiye, git gide öğrenciler için bir cehenneme dönüşüyor. Her tabloda gözden ilk çıkarılan, dertleri ve kaygıları en arka plana atılan kesimlerin arasında hep en önlerde biz öğrenciler yer alıyoruz. KYK borçlarına, yurt yetersizliğine, kötü yemeklere itiraz ettiğinde “elinize dizinize dursun” cevabını alanlar, kendisini bu ülkede nasıl önemli ve değerli hissedebilir? Kulüp faaliyetleri engellenen, kendisini ifade edebileceği alanlar kısıtlanan, gün geçtikçe yoksullaşan bir neslin kendisini ülkenin geleceğinde pay ve söz sahibi olarak görmemesi doğal karşılanamaz mı?

 

İşte 17 Kasım, tüm bu sıraladıklarımdan ötürü bugün çok daha önemli. Çünkü biz bu sorunları aramızda konuşup sonra konuyu değiştirmeyi, “Kader buymuş, yapacak bir şey yok” demeyi kabul etmiyoruz. Hayatımızın en güzel yıllarının kara bulutlar altında geleceğimiz için kaygı duyarak geçmesine, binbir hayal kurarak bitirdiğimiz okulların ardından çevresinde acınarak bakılan diplomalı birer işsiz olmaya itiraz ediyoruz. Ve bu itiraz kendisini örgütlüyor.

 

Eğer kendimiz ve sıra arkadaşlarımız, hatta küçük kardeşlerimiz için daha iyi bir gelecek hayal ediyor ve istiyorsak bugün sürdürdüğümüz mücadeleyi daha ileri saflara taşımanın, çizgiyi daha ileriden çekmenin yollarını ve yöntemlerini aramaya devam etmeliyiz. Türkiye’de öğrencilerin toplum gözünde “yardıma muhtaç, zavallı gençler” imajını silmek de, yetkililer tarafından  “Seçim yaklaşınca birkaç rap parçası ve graffiti ile oyu alınabilecek seçmen havuzu” basitliğiyle yaklaşılmasını engelleyecek olan da işte bu mücadele azmi olacaktır.

 

Sen, ben olmayı bırakıp “biz” olabildiğimizde, hakkımızın o kadar da kolay yenemeyeceğini kanıtlayacağız…