1 Mayıs’a Doğru: Öğrenciler Konunun Neresinde?

1 Mayıs’a Doğru: Öğrenciler Konunun Neresinde?

Dünya sermayesinin at koşturduğu, pazar ilan ettiği ve kanını emdiği pek çok toplumda olduğu gibi Türkiyede yaşayan  vatandaşlar da aslında soğuk savaşın bitmesinden sonra hegemonyasını ilan eden Neo-Liberal yağmanın getirdikleri ile yeni tanışıyor, sürece 1980’den başlayarak yeni alışıyor. Bu yağmanın getirdikleri kuşkusuz belli; İşçi ve işçi sınıfının haklarının hızla  gerilediği,  normal kabul edilen çalışma süresinin 10 saatin altında olmadığı, işverenin verebileceği en düşük ücreti vermesinin arkasına dizilen sonsuz hukuki olanakların etrafında şekillenen bir çalışma düzeninin var olduğu, kimi emeğin “niteliksiz” veya “vasıfsız” olarak tanımlanarak mevzubahis duruma sosyal anlamda meşruiyet yaratıldığı, sermaye ve işbirlikçisi devletin sülükleşmiş vergi sistemi, yolsuzluk üzerinden oluşturulan argümanlarla kamu yatırımlarının ve kamu kaynaklarının verimsizlik gibi gerekçelerle paramparça edildiği, sağlık ve eğitim gibi hayati alanların bile çıkarcı patronların insafına bırakıldığı, tüm bu kötülüklerin ağababaları olanların aynı zamanda medyanın da ağababası olması aracılığı ile medya gücünün pekiştirme ve rıza yaratma aleti olarak kullanıldığı, artık kendi düzen kanunlarını bile tanımayacak noktaya gelmiş vahşi mi vahşi, kan donduran bir toplumsal yaşam.

Bu şartlar altında genç nüfusu oldukça yüksek olan Türkiye’nin yapısı, gençlerin yeni yaratılan cehenneme bir şekilde yerleştirilmesini, onlara da rol verilmesini gerektiriyordu. Üsluptan dolayı doğabilecek yanlış anlaşılmaları önlemek adına, bu söylediklerimizi kasıtlı olarak uygulayan şeytani bir yuvarlak masadan değil, kurumsallaşmış mekanizmaların reflekslerinden bahsediyoruz. Kamu kaynaklarının yok edilmesi, hazinenin sermayeyi beslemek adına hoyratça usülsüz ihaleler ve yap-işlet-devret yatırımları ile yağmalanması, doğal olarak sosyal güvencesi olmayan tüm kesimler gibi bu gençlere ayrılan kaynakların kısılması sonucunu önümüze koydu. Öğrencilere geleceklerini ipote etmek ve kan emici sisteme entegre etmek adına verilen krediler, okudukları devlet okullarının altyapılarının yetersiz hale gelmesinin görülmesine rağmen yapılmayan iyileştirmeler, en ufak hak arayışlarında zaten yaşamlarını ucu ucuna sürdürmeye yeten maddi imkanları ve konaklama güvencelerinin ellerinden alınması, tüm bunlara rağmen 81 ile açılan üniversiteler kasıtlı ve belirli politikaların sadece görünen semptomlarıdır. Bu ülkenin emekçi insanının çocukları erken yaşta ucuz iş gücü olmaya itilen, kanı emilen, hakkı yenen, geleceği krediler ve sosyal güvencesizlikle, her şeyden önemlisi belirsizlikle; ipotek edilen araçlar sınıfına sokulmuştur.  Öğrenciler bir nevi işçileştirilmiş, işçilik ise köleleştirilmiş, işçilerin ellerinden kendilerini çalışma hayatı dışında bireysel olarak var etme hakkı nasıl alınmışsa, öğrencilerinde elinden aynı şekilde alınmıştır. Bugün sıra arkadaşlarımızla beraber hobilerimize para ve vakit ayıramazken, eğitim hayatımızda güvencesizlikle boğuşup bir yandan da çalışmak zorunda bırakılırken, düzen siyasetinin geleceğe dair martavallarını dinliyoruz.

Barınamadığı için sokaklarda çaresizce bekleyen sıra arkadaşlarımız, bulduğu evlerin kiralarını ödeyemedikleri için hayatları zorlaşan ve çalışmak zorunda kalan arkadaşlarımız; yarı zamanlı değil, tam zamanlı sömürülen arkadaşlarımız içine düştükleri durumun idrakındalar. Bunun böyle gitmeyeceği, değişmek zorunda olduğuna dair tavırları, gençliğin mücadelesini büyütecektir.

İşte bu noktada 1 Mayıs, öğrencinin özenle içine çekildiği cehennemin farkında olduğunu  itaat etmediğini, düzenin tanımı bağlamında işçileştirildiğinin farkında olduğunu ifade etmek adına ek bir sembolik anlam taşıyor. Coğrafyamızın tüm emekçileri, geleceği ellerinden alınmak istenen, dışlanan, kokuşmuş düzene entegre edilerek dünyaya yabancılaştırılan tüm kesimleri gibi öğrencinin de bayramıdır 1 Mayıs.

Birimiz için zafer, hepimiz için zafer demek. 

 Yazar: Ege Arda Anılan

Orta Doğu Teknik Üniversitesi

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0