Bu sefer gogol’un hayaletleri

Bu sefer gogol’un hayaletleri

Sıkı bir Puşkin hayranı, tahminlere göre manik depresif ve yaşamının son dönemlerinde tutucu bir Hristiyan olan Gogol, yazdığı hikayelerle hem “küçük insanlara” yer açmış hem de Çarlık Rusya’sında vatan hainliği ile suçlanacak kadar ağır ve alaylı sistem eleştirileri yapmıştır. Şüphesiz ki pek çok hikayesi ve romanıyla gerçeklik akımının yolunu açmış ve taşıyıcısı olmuştur. Gogol’un adı geçtiği her an da ‘‘Hepimiz onun paltosundan çıktık’’ alıntısına başvurulması birden fazla kez duyanlar için ne kadar kulak tırmalayıcı olsa da Gogol’un edebiyata kattıklarını tahmin etmek açısında işlevli bir Dostoyevski referansıdır.

Gogol’un edebi geçmişine fazla girmeden size bu yazıda bahsetmek üzere seçtiğim hikayelere geçmek istiyorum. Bazı kaynaklarda 19. Yy edebiyatında hayalet hikayelerine sıkça rastlandığı ve hatta komünist manifestoda geçen oldukça meşhur ‘’Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor komünizm hayaleti’’ mısralarının da dönemin hikayecilik anlayışından hatta bizzat Gogol’dan esinlenerek kaleme alınmış olabileceği geçiyor. Bu iddiaları okuduğumda aslında Gogol’un en meşhur hikayesi denebilecek paltodan daha kıyıda köşede kalmış farklı hikayelerine birden fazla hayalet anlatısı olduğunu farkına vardım. Gogol’un hayaletleri bazen bir portreden fırlayıp haset yayıyor bazense köprü altında biriken hesapları soruyordu ama bu hayaletler hiçbir zaman bizlere yabancı gelmiyordu, Gogol’un kıvrak anlatımı sayesinde hikayenin başından sonuna hayalete evrilen karakterler her zaman tanıdıktı.

Gogol’un paltosu

Bir klasik olarak Palto’nun kaleme alınış tarzı, Gogol adeta bize yüz yüze bir hikaye anlatıyormuş gibi, bu hikayenin esin kaynağının Gogol’un kulağına çalınan tüfek almak için varını yoğunu ortaya koyan memur bir adamın tüfeğe sahip olduktan hemen sonra suya düşürerek kaybettiği “gerçek” bir hikaye olduğu da yine söylentiler arasında. Dönemin Çarlık Rusya’sında pekte uzak olmadığımız sefaletin ve soğuğun baskın geldiği bir dönemde sisteme ayak uyduramamış karakterimiz adının konulacağı andan itibaren şansı yaver gitmeyen, örselenen, düşük dereceli bir memurdur. İşi değerli kağıtları temize çekmek olan Akakiy Akakiyeviç, işini daima şevkle yerine getirir fakat iş arkadaşları Akakiyeviç için fazla acımasız ve alaycıdır. Hikaye karakterimizin bastıran soğuk karşısında yama tutmayacak kadar eskimiş paltosunun yerine zoraki bir biçimde yeni palto sipariş etmesiyle başlar, bu palto dikildiğinde önemli değişikliklerde peyda olur,

Akakiyeviç paltoyu bir sevgili gibi sever ve sahiplenir ilk iş gününde palto iş arkadaşları tarafından da beğenilir. Akakiyeviç paltoyu alabilmek için neredeyse bir yıl para biriktirmiş, aç kalmıştır fakat talihsizlik odur ki daha birkaç kere giydiği güzelim paltosunu karanlık bir sokakta Akakiyeviçin üzerinden çalınır.  Paltosunun hemen peşine düşen Akakiyeviç polislere ve “önemli kişiye” başvurur fakat yozlaşmış devlet daireleri düşük dereceli memurların düzenbazlığından, hatırı sayılı yöneticilerin sahtekarlığına bin bir soruna ev sahipliği yapar konumdadır ve kimse Akakiyeviçe yardım eli uzatmaz aksine “önemli kişiden” hayatının azarını yer.

Paltosu çalındıktan sonra birkaç güne kalmadan soğuktan ve kederden ölen Akakiyeviç düzenden ve ona el uzatmayan “önemli kişiden” hesabını bir gece vakti öfkeli bir hayalet olarak sırtında ki paltoyu alarak sorar. Gogol çarpık düzenden hesabın er ya da geç, bir biçimde sorulacağını mı anlatıyordu ya da bu hesabı sormanın ancak bir doğaüstü gücün, hayaletin, harcı olabileceğinden mi bahsediyordu bilemiyorum. Fakat sıradan bir insanın mağdur konumundan sıyrılıp işlemeyen bürokrasi ile girdiği hesaplaşmayı en yalın şekliyle bizlere anlatan Gogol diğer hikayelerinde de de düzenin işleyişine karşı hayaletlerini gönderiyor.

Mayıs gecesi

Mayıs gecesi Gogol’un itibar kazanması yolunda ki ilk hikayelerinden biri. Genç bir Kazak delikanlının aynı köyden olan sevgilisi ile aşkını anlatan tahminen yerel bir öyküden de esinlenen Gogol, bu hikayesinde paltodaki “yetkili kişi” şahsına bu sefer delikanlının babası olan köyün muhtarını yerleştiriyor. Köylü tarafından sevilmeyen gaddar muhtar, oğlunun yavuklusu Galya’ya göz koyarak oğlunun nefretini üzerine çeker. Genç Levko ise intikam almak için dostları ile birlikte muhtara bir oyun oynayarak alay eder ve bu oyundan sonra peşine düşen muhtardan saklanırken sevgilisi Galya’ya pek inanmayarak anlattığı köyün hayalet hikayesinin içinde buluverir kendini. Bu sefer hikayemizdeki hayalet içinde başka bir hikayesi barındıran intihar etmiş bir kızdır. Levko ve hayalet arasında geçen anlaşma ile hayalet Levko’ya muhtarın köylüğe eziyet etmesini engelleyen ve galya ile evlenebilmesini sağlayacak, üst mercilerden yazılmış gibi görünen bir belge verir. Böylece muhtarın gözünü korkutan bu belge hem Levko ve Galya’yı kavuşturur hem köylüye nefes aldırır.

Gogol’un bu iki farklı hikayesinde her ne kadar ana çatışmaları farklı sayılsa da oldukça benzer yönler var. Yazının başında da dediğimiz gibi Gogol yazdığı hikayelerde dönemin muhtarından önemli kişisine, çarlığın üst ve alt kademesine var olan yozlaşmaya daima atıfta bulunuyor. Küçük insanların sisteme karşı baş kaldırışı da Gogol’da farklı yollar izleyen farklı hayaletler şahsında şekil alıyor ve bugünün hesabı yarına kalsada yanlarına kalmıyor. Kaybedecek bir şeyi kalmayan, canı acımaz, eli yanmazlar belki de cephede öne sürülmesi en muhtemeller bu sefer baş kaldırıyor. Elbette ki bu mistik karakterler de Gogol’un yetiştiği kültürün, dinlediği efsanelerin ve kazak şiirlerinin büyük etkisi var. Fakat bizler için değerli olan Gogol’u zora sokan “Vatanımızı kötü gösteriyorsun, hainlik yapıyorsun” suçlamalarına rağmen bu hikayelerin yazılması, okunması ve cesaret vermesidir.