YÖK’ün yıldönümüydü

YÖK’ün yıldönümüydü

Yükseköğretim Kurumu, bundan tam 39 yıl önce darbe ortamında kuruldu. Siyasetin üniversitelerden uzaklaştırılması, üniversitelerin tekelleşmesi ve doğabilecek/yükselebilecek her türlü muhalefeti bastırabilmek için gerekli olan işlevi gördü. Yükseköğretimin temel öğesi olan üniversiteler ve üniversite öğrencileri, YÖK sonrası gelişmelerin somut örneklerini yaşadılar.

Seçimle gelen atamayla gider

Yükseköğretim Kanunu ile birlikte üniversitelere gelen değişikliklerden biri de yönetsel özerkliğin ortadan kaldırılmış olmasıdır. Daha önce seçimle gelen tüm akademik yöneticilere atanma usulü benimsendi. Bu durum liyakatsizliğin kapılarını üniversitelere açmış oldu. Rektör olmak için aranan kriterler bir anda değişti. Bu kriterler arasında en bildiğimizse iktidara muhalif tutum sergilememektir. Bunun yanı sıra akademideki yabancı dil sınavı barajı düşürüldü, sözlü sınavlar kaldırıldı ve yetersiz makaleler ile rektörlük yolundaki nitelik şartları kaldırıldı. Yeni atananlar, elini kolunu sallayarak rektör olmasının yanında bununla da kalmayıp akademik kadroyu eş dost ile doldurmaya başladı ve doldurmaya devam etmektedir. Akademik personel alımı için verilen ilanlar, kişiye özel şekilde belirlenmekte ve adayların katılımı engellenerek akademide kadrolaşma hızlanmaktadır. Bu durum üniversitelerin özerk, bilimsel kimliğine zarar vermektedir.

Ticarethane değil üniversite

YÖK ile, kâr amacı gütmeyen vakıflara yükseköğretim kurumu kurma yolu açılmıştı. Bu düzenleme bazı “ticarethanelerin” hoşuna gitmediği için iptal edildi. İptal sonrası Türkiye’de vakıf üniversiteleri açılmaya başladı. Bu gelişme ile eğitimdeki eşitsizlik hızlı bir şekilde artış gösterdi.  Sermayenin yayılmacılığıyla yükseköğretim kurumları kuşatma altına alındı. Birkaç kişinin zenginleşmesine neden olan bu politikalar daha sonraki yıllarda mevcut fırsat eşitsizliğinin daha da derinleşmesine yol açtı. Bugün geldiğimiz noktada ise eğitim sistemimiz tekelleşmiş, üniversitelerimiz öğrencilerin üzerinden geçinen ticaret yuvalarına dönmüş durumdadır.

Gericiliğin kıskacında akademi

Darbeyle beraber gelen baskıcı ortam kaçınılmaz olarak gericiliği beraberinde getirdi. Ülkenin aydınları, ilerici fikirlere sahip insanları teker teker üniversitelerden ihraç edildi. Bugün de ihraç edilen akademisyenler yerine kimler geldi? Çocuk yaşta evliliklere izin verilmemesini depremlere bağlayan Bedri Gencer, kızların resimlerini de görüyoruz böylelikle çaktırma diyen Orhan Acar, LGBT düşmanlığı yaparak nefreti körükleyen Verşan Kök… Bu gibi örnekleri sıralamak mümkün.  Rektör atamalarında ağırlıklı olarak imam hatip ve ilahiyat mezunu isimler yer alıyor. Üniversiteler gerici güçlerin eline teslim edilmiş durumda.

6 Kasım 96 bu hep aklımda kaldı

6 kasım deyince üniversite gençlik tarihinin en kitlesel eylemlerinden birine değinmeden geçmek olmaz. 1996 yılında yapılan yemekhane ve harç zamları ile öğrenciler YÖK’e karşı protesto eylemlerine giriştiler. Beyazıt Meydanı’nda toplanan kalabalığa polis müdahale etti ve 600’ü aşkın öğrenci gözaltına alındı. 6 Kasım YÖK boykotları, harçlara karşı eylemler, tutuklu öğrencilere özgürlük kampanyalarıyla öğrenci gençlik ülke gündemini belirleyecek güce erişti.

Türkiye’nin yükseköğretim sorunlarını çözmek için kurulan YÖK, sorunları çözmek şöyle dursun bizim için bir sorun haline gelmiştir. Daha önceki sistemde kurullara verilen birçok yetki, YÖK ile birlikte tek kişilik organlara verildi. Böylece demokratik katılım mekanizmaları ortadan kaldırıldı.  Bugün geldiğimiz bu noktada 12 Eylül Anayasasının bir ürünü olan YÖK, eğitimin gericileşmesi ve tekelleşmesi gibi konularda başrol oynamaktadır. Bizim mücadelemiz tam bu noktada devreye girmektedir. YÖK’ün bu politikalarına karşın biz eşit, bilimsel ve parasız eğitimi savunuyoruz. Bugün bizler ülkenin dört bir yanında sesimizi yükseltiyor ve demokratik üniversite talebimizi yineliyoruz.

 

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0