Yok sayılan yargı emekçileri

Yok sayılan yargı emekçileri

Fakültelerimizde aldığımız dört senelik eğitimin ardından, hak savunucusu olmanın verdiği heyecanla başladığımız mesleğimizde farkına vardığımız ilk gerçeklik, sistemin acımasızca dönen çarklarından biri olmamızdır. Mezuniyetimizle birlikte yoğun avukat arzının olduğu bir piyasada, hiçbir iş ve gelir güvencesi olmadan emeğimizi bir büroya satmak zorunda kalıyoruz. Yoğun ve stresli çalışma saatlerinin ardından kazandığımız para ise oldukça komik meblağlar. Asgari ücretin bile çok altında olan ücretlerimizle yaşamımızı idame ettirmemiz isteniyor, tam bir sene. İşi öğrenmemiz gereken yer olan büroların tüm ayak işleri, hukukla bağlantılı olsun olmasın, bizlere iteleniyor. Konumumuzdan dolayı adliyelerde ve bürolarda aşağılanmaya ve mobbinge maruz kalıyoruz.

Avukatlık belgemizi aldıktan sonra ‘işçi avukat’ olarak düzenin acımasız kollarına kendimizi bırakmak zorunda kalıyoruz.  Kendi ofisimizi açana kadar tüm emeğimizi senelerce başkalarının hizmetine sunuyoruz. Kimi zaman giriş-çıkış saati belli olmayan işlerimizde haftanın altı, hatta bazen yedi günü, insanlık onuruna yakışmayan ücretlerle ve şartlarla geçinmeye çalışıyoruz.  Mesleğimiz itibarsızlaştıkça ve bunun sonucunda işçi avukatlar yoksullaştıkça, borç yüküyle intihar eden meslektaşlarımızın sayısı da her geçen gün artıyor.

Buraya kadar stajyerlerin ve işçi avukatların içinde bulunduğu durumu betimlemeye çalıştık. Fakat üzerinde durmamız gereken, mücadelemizin sınırlarını belirleyecek başat bir belirlenimi açığa kavuşturmamız gerekiyor. Avukatlık mesleği, son birkaç on yıla kadar gerek tüketim kalıplarıyla gerek sosyal statüleriyle, mensuplarına ortalamanın üzerinde bir yaşam imkanı sağlayabiliyordu. Altın bilezik olarak tarif edilen bölümümüzden mezun olmamızla birlikte hukukçu arzının daha az olduğu, iş imkanlarının daha geniş olduğu bir iş alanında, sömürü kendini gizleyebilecek alanları daha rahat yaratabiliyordu. Böylece işçi avukatlar, kendini gizleyen sömürüyü kimi zaman göremiyor ya da görmekten kaçınıyordu. Başta açılan niteliksiz ve yüksek sayıda hukuk fakültesi ve orta sınıfı yok etme yolunda ilerleyen proleterleşme süreci, işçi avukatların bahsettiğimiz tüketim alışkanlıklarından sosyal statülerine büyük oranda değişiklik yarattı. Proleterleşme süreci ifadesini kullanmamızdaki amaç, mücadelemizin öznesini bulup, yöntemini kurmamızda bize yol gösterecek olmasıdır. İşe belki de ilk olarak işçi avukatlara kendilerinin de bir ‘işçi’ olduklarını anlatmakla başlayabiliriz. Bu bilince varmak çok önemli. Çünkü ürettiği, tükettiğinin çok üstünde olan meslektaşlarımız; geçmişin getirdiği sosyal kalıplardan sıyrılamayıp kendilerini işçi olarak görme konusunda imtina ediyorlar. Oysa sistem, hazırladığı hukuki altyapıyla hem işçi avukatları yoksullaştırıyor hem de ‘yedek işgücü ordusu‘ niteliğinde çok sayıda ve niteliksiz hukukçu yetiştiriyor. Böylece işçi avukatlar patronlar tarafından rahatça hedef gösterilip, kapı dışı edilebiliyorlar. Sorunlarımız kendi ofislerimizi açtıktan sonra da devam ediyor. Pek çok genç avukat, belli bir süre sonra açtıkları bürolarında kiralarını bile karşılayamayacak gelirlere çalışmak durumunda kalıyor. Bunun neticesinde bürosunu kapatan avukatlar,yeniden emeklerini bir başkasına satarak işçi avukatlık sıfatını tekrar kazanıyor.

Tüm bu karşılaştığımız zorluklar neticesinde, hak savunucusu olmaktan duyulan sevinç, kısa sürede yerini yaşam mücadelesinde kendine yer edinmeye çalışan kalabalık bir yığının öfkesine ve umutsuzluğuna dönüşüyor. Aslolan, bu öfkeyi ve umutsuzluğu doğru alana kanalize edebilmektir. Toplumsal yapının karmaşası içinde, ekonomik ve sosyal konumumuzu  belirleyip;  içinde bulunduğumuz ilişkiselliğin dinamik yapısına dikkat çekerek mutlak bir role sahip olmadığımızın farkına varmalıyız.

Düzen, stajyerleri ve işçi avukatları sömürme konusundaki ısrarını çıkardığı ve çıkarmadığı yasalarla her seferinde belirtse de, bizler örgütlü mücadelemizle elde edeceğimiz kazanımlarla geleceğimizi yeniden kurma konusunda inat ediyoruz. Savunma makamını patronların elinden alıp, sömürüsüz bir hukuk düzeni kurma konusundaki kararlılığımızı yineliyoruz.