Yaşamadan büyüyenler

Yaşamadan büyüyenler

Pandemi sırasında büyüyen gençler, oynamadıkları bir kumarın borcunu  hayatlarının bir yılıyla ödemek zorunda bırakıldı. Gençlerin seçmediği bir iktidar, onları şimdi de almadıkları bir eğitimin sınavıyla imtihan ediyor. Ancak 6 milyon lise öğrencisinin bu sene karşılaştığı tek imtihan bu değil.

Liselilerde durum umutsuzken üniversitelilerde de çok farklı değil. Online eğitim süreci verimli geçmiyor, çoğu üniversitenin kullandığı programlar sorunlu, üniversite öğrencilerinin neredeyse tamamı öğrenci evlerinden veya yurtlarından ayrılıp aile evine dönmek zorunda kalmış durumda.

Geçtiğimiz günlerde Twitter’da internetin sınıfsallığı tartışıyordu ve herkesin internete ulaştığını ciddi ciddi düşünenler vardı. Türkiye’de iyi bir internet bağlantısına sahip olmayı bir kenara bırakın, internete ulaşabilen kaç aile var? Böyle bir yerde internet nasıl sınıfsal olmayabilir? Her şey gibi elbette internet de sınıfsal.

Hükümet, salgın boyunca gençleri yalnızca iki alternatif arasında bıraktı: Hayatta kalmak istiyorlarsa sosyal yaşantılarından ve mental sağlıklarından, mental sağlıklarını ve sosyal yaşantılarını korumak istiyorlarsa da hayatta kalma ihtimallerinden vazgeçmeleri gerekiyordu. Bunlara rağmen gençlerin geçtiğimiz yıl boyunca evlerinden çıkabilmelerinin bile yegâne yolu, salgını göz ardı ederek bir işte çalışmaları oldu. Yani, ülkenin geleceğini oluşturan milyonlarca gencin bir birey olarak hayatlarına devam edebilmelerinin tek uygun seçeneği emeklerinin ve en önemli yıllarının karşılıklarını asla alamayacakları koşullarda ucuz iş gücü olmalarıydı. 20 yaş altı milyonlarca genci kapsayan kısıtlamalar, ne hikmetse hükümetin vergilendirebileceği gençleri kapsamıyor. Bu çifte standart, iktidarın salgın yönetiminde gösterdiği sayısız tutarsızlığın yalnızca birini oluşturuyor.

Saraydan atananların oluşturduğu bütçe grafiklerindeki çizgileri sırtlarında taşımak zorunda bırakılmamış milyonlarca genç evlerinde, geleceklerinin siyasi kredi olarak kullanılmasını izlemek zorunda bırakıldı. Uzaktan eğitime dâhil olunabilmesi için ihtiyaç duyulan teknolojik gereçlerin masrafları, pandemi öncesinde dahi temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çeken öğrenci ailelerinin omuzlarına yüklendi. Ücretsiz izinler, işsizlik ve enflasyon ile üzerlerine daha da fazla yük bindirilmiş milyonlarca anne baba da çocuklarının geleceği üzerinden oynanan bu kumardan nasibini aldı. Bugün, Türkiye’de her üç çocuktan birisi bu imkânlara sahip değil ve eğitim sisteminin dışında bırakılmış halde. İktidarın bu art niyeti ve beceriksizliği, sene başından beri sınav yılında olan gençlere bir müfredat dahi sunamamasına sebep oldu. Politika üretebilme yetisini çoktan yitirmiş olan hükümetin, otuz milyon insanın açlık sınırının altında yaşadığı bu topluma karşı yürüttüğü, ekranlarda her hafta bir yenisiyle boy gösterdiği müjde siyasetinden gençlerin de payına düşen vardı. Eğitim yılının başlamasından önce sınavsız eğitimden bahseden hükümetin diğer tüm müjdelerinde olduğu gibi bu haber de yalnızca gazete kupürlerinde kalarak asla somutlaşmadı.

Üniversiteliler, sokağa çıkabildikleri için belki liselilere göre daha avantajlı gözükebilir fakat onlar da kötü bir durumdalar. Mesela ikinci öğretim öğrencileri hala harç ödemeye devam ediyor. Uzaktan eğitimde bunun mantığı nedir? Birinci öğretim ve ikinci öğretim arasındaki eğitimde herhangi bir fark var mı ki ikinci öğretim öğrencilerin harç alınıyor?

Eğitimdeki eşitsizlik kesinlikle gözardı edilemeyecek durumda. İnternete, bilgisayara erişimi olmayan binlerce öğrenci var. Üstelik pandemi döneminde alınan yeni bilgisayarlarla öğrenciler ekonomik anlamda da kötü durumda.

Gençlerin etrafına örülü duvarlara yalnızca bu art niyet ve beceriksizliğin değil, aynı zamanda sessizliğin de telleri çekilmiş durumda. Okullar, ne binalardan ne de eğitim kitaplarında yazanlardan ibaret değildir. Okullar milyonlarca gencin, dünyanın evlerinden ibaret olmadığını öğrendikleri yerdir. Milyonlarca çocuk ve genç, gelişim çağlarının en kritik dönemlerinden birinde toplumsal norm ve kısıtlamaların kendilerine yükledikleri rollerden sıyrılıp, birey olmayı öğrenebildikleri esas yerden mahrum bırakıldı. Turizm sezonuna göre alınan veya alınmayan önlemler yüzünden bu yıl milyonlarca gencin hayatından bir sene gülümseyemeden, konuşamadan ve yaşayamadan geçti. Türkiye’nin gençleri yaşamadan büyüdü.

Gençlerin geleceğini ipotek altına almış bu şartların mevcudiyeti devlet organlarının yetersizliğine indirgenemez. Bu durumu oluşturan tüm bu koşullar, iktidarın ne oy ne de vergi alabileceğini bildiği, toplumun kocaman bir kesimini sessizleştirme ve güçsüzleştirme politikasıdır. Sistemin gençlere biçtiği tek yazgı ucuz işçi olmaktır. Okulları kapatıldığı için kurum ve kimlikten yoksun bırakılmış, kopuk bağlantılar ve ufak ekranlar üzerinden geleceğini dokumaya çalışan her gencin toplumda hak ettiği yeri koruması, ve bunun için de diğer sıra arkadaşlarıyla bir araya gelip kaçış değil çözüm yolu üretmesi gerekmektedir.