Toplumsal İnşa Aygıtı Olarak Eğitim

Toplumsal İnşa Aygıtı Olarak Eğitim

Bir toplumun geleceği, o toplumun eğitim sistemi ile paralel ilerler. Tarihte toplum modelleme hedefiyle hareket etmiş her siyasi iktidarın doğrudan eğitim sistemine saldırması, bu süreçte öğrencileri ve eğitimcileri dışarıda bırakması, yapılan eleştirileri dikkate almaması; eğitim sistemlerindeki değişikliklerin yarınları aydınlatmak yerine, karanlık nesiller yaratmak niyetinde olduğunun göstergesidir. Toplumsal bir inşa aygıtı olarak eğitim, karanlık nesiller yetiştirme gayesi için uygun bir zemin hazırlamak adına yararlı bir araç olabilir. Fakat eğitim; akademik disiplinlerce düşünmeyi öğretebildiği ölçüde, bir toplumu kurtarabilecek yetkinliğe de sahiptir.

 

Türkiye’deki eğitim politikaları, özellikle 12 Eylül Darbesi sonrası, büyük bir yozlaşmaya sebep olmuştur. Her geçen gün daha gerici, amacından sapmış bir eğitim sistemi gün yüzüne çıkmıştır. Aydınlanmacı, ilerici her türlü birikim bertaraf edilmiş; nitelikli eğitim bir lüks haline getirilmiştir. Bu hamlelerin toplumsal ilerleme niyetinden ziyade, gençlik üzerinde otorite sağlamak ve mevcut düşünce yapısını benimsetmek için yapıldığı aşikardır.

 

Bugüne baktığımızda, 1980 sonrası yürütülen bu yanlış politikaların hiç korkmadan uygulandığını görüyoruz. Özel okulların sayısı hızla artarken devlet okullarındaki eğitimin sürekli niteliksizleşmesi, eğitimin piyasaya devredildiğinin göstergesi niteliğini taşıyor. Zorunlu din dersleri ve imam-hatipleşme ise belirli bir siyasi görüşe ve dine odaklı gidildiğini gösteriyor.  Bu zorunda bırakılışa karşı birleşip ses çıkarmak isteyen öğrenci, eğitimci ve okul çalışanlarına yönelik soruşturmalar, disiplin cezaları, tutuklamalar ise işlerin çığırından çıktığını bildiriyor bizlere.

 

Neo-liberal politikalar ve oluşturulan biat kültürü, öğrencilerin ses çıkarmadan ceplerini boşaltması gereken birer müşteri olduğunu söylüyor. Ezberleyip sınava girmemizi buyuran yöntem ile herhangi bir yetkinlik sağlanamıyor. Düşük ve herkese verilmeyen burslar yüzünden öğrenciler geçim sıkıntılarıyla baş başa bırakılıyor. Sanki sorunun çözümü buymuş gibi, okullara kayyum atanıyor. Sonra da durum daha kötüye gidiyor.

 

Fakat Boğaziçi Direnişi, Akşam Nöbetleri ve Barınamıyoruz Eylemleri, Yemekhane Protestoları’nda da gördüğümüz üzere; gençliğin, onlar için biçilmiş sisteme karşı söyleyecek çok sözü var. Yıllarca onlar için uygun görüleni yapan gençlik, bugün sesini daha güçlü çıkarıyor. Yarın ise her şey çok daha farklı olacak.

 

Özgür ve aydınlık yarınların yolu, bize dayatılan modele teslim olmamaktan geçer. İnançlarımızdan dolayı ayrımcılık yaşamadığımız, çocuk yaşta çalışmak mecburiyetinde kalmadığımız, demokratik taleplerimiz yüzünden okullardan uzaklaştırılmadığımız, geçim sıkıntıları sebebiyle çalışmak zorunda kalmadığımız bir eğitim için mücadele etmek zorundayız.

 

Bir toplumun geleceği, o toplumun eğitim sistemi ile paralel ilerler. Kitap okuma oranlarının düşük olması ile yakınılmayan, bilimsel gelişmeleri senelerce geriden takip etmeyen, ayrımcılığa ve nefrete rastlanılmayan bir toplum istiyorsak; eğitim sistemimizi bilimden yana çevirmekten başka çaremiz yoktur. Siyasi iktidarın kindar ve dindar nesiller yetiştirme aygıtı olmayan bir eğitim modelini baştan kurabiliriz.

 

Temel bir insan hakkı olan eğitim hakkımızı karanlığa bırakmayacağız. Bilimsel, laik, eşit ve ücretsiz eğitimi mutlaka kazanacağız!