Tarihe geçen davalar/savunmalar (4) – Barış Akademisyenleri

Tarihe geçen davalar/savunmalar (4) – Barış Akademisyenleri

Akademinin Aydınlık Yüzü: Barış Akademisyenleri

Toplumlar oluşumlarından bugüne varlıklarını devam ettirebilmek için bir düzene ihtiyaç duymuşlardır. Bu düzen en basit anlamda kuralların olduğu bir toplumsal yaşam demektir. Yani toplum halinde yaşamaya başlamakla beraber kurallar ve o kuralları koyan biri veya birilerinin iradeleri öne çıkmıştır. Kurallar, öne çıkan bu iradenin isteğine göre şekillenmiştir.

Toplumsal düzen merkezileşmeye başladığında kuralların ne olacağına egemenler yani yöneticiler karar vermişlerdir. Günümüzde modern devletlerde demokratik yollarla hukukun belirlenmesi benimsenmiş olsa da güçlü olanın hukuku belirlemekteki rolü ilkel toplumlardan bugüne kadar değişmemiştir. İktidar olanların düzenlerini devam ettirebilmeleri için toplumsal güç kazanan muhaliflerin karşısında durabilen bir hukuka ihtiyaçları vardır. Bu yüzden iktidar olanlar, hukuku kendi ihtiyaçlarına göre yazmışlardır. İktidar olanların yazdığı hukuk, muhalif olanlara karşı bir araç olarak kullanılacaktır.

Bu yazının konusu toplumsal güç kazanan Barış Akademisyenleri’nin yargılanma sürecidir. Fakat yazıya başlamadan önce unutmamak gerekir ki; Yasalar kim tarafından koyulursa koyulsun insanlığın verdiği mücadeleler sayesinde ”adalet ve barış” kazanacaktır.

Barış Akademisyenleri’nin yargılanma süreci 2015 yılında başlıyor. 7 Haziran genel seçimlerde tek başına iktidar olamayan AKP’nin barış sürecini bitirmesiyle beraber; bombaların patladığı, bodrum katlarında insanların öldürüldüğü, yurt içi ve yurt dışı operasyonlarının başladığı bir dönemden geçtik. Öyle ki, bu süreç katliamlarla devam etti.

11 Ocak 2016’da Barış İçin Akademisyenler, çatışmaların son bulması ve müzakere koşulları oluşması için ”Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bir bildiri yazmış, barışın ve yaşamın yanında olmak isteyen 89 üniversiteden, 1128 akademisyen bu bildiriye imza atmıştır.

“Bu suça ortak olmayacağız.” diyen akademisyenler elbette büyük yankı uyandırmıştı. İktidara yakın medyanın da elbette gözünden kaçmadı, Yeni Şafak Gazetesi “PKK’nın suç ortakları” diyerek akademisyenleri hedef gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise akademisyenlere ”alçak, zalim, cahil, vatan haini” gibi hakaretleriyle hedef göstermenin bir başka ayağını oluşturmuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ifadelerinden sonra Yüksek Öğretim Kurulu da bildiriye imza atan akademisyenler hakkında hukuki işlem yapılacağını açıkladı. Dönemin Adalet Bakanı akademisyenler hakkında onların “idrak anlayışına” sahip olmadığı gibi söylemlerle karalama kampanyasına devam ederken hükümet yetkililerinden güç alan organize suç örgütü lideri Sedat Peker ise ”oluk oluk kan akıtacağız ve kanlarınızla duş alacağız” gibi insanlık dışı açıklamalar yapmaktan çekinmemişti.

Akademisyenlerin kendi ülkelerinde olup bitenler hakkında yayımladığı bildirinin, yıllar sonra Anayasa Mahkemesi’nin de kabul ettiği gibi ifade özgürlüğü sınırlarında olduğu su götürmez bir gerçektir. Fakat hükümetin muhalif seslere karşı geçmişten bugüne sürmekte olan tahammülsüzlüğü Anayasa’yı ve insan haklarını bile ayaklar altına alacak raddeye gelmiş; yürütme erki, yargı erkini ele geçirmiş ve akademisyenler hakkında terör örgütü propagandası yapmaktan soruşturma açılmıştır. Görevlerinden uzaklaştırılmış, yıllarca ders verdikleri amfilere, üniversitelere dahi girişleri yasaklanmıştır.

Fakat hükümetin ve destekçilerinin akademisyenler üzerindeki bu baskısı adaletten ve barıştan yana olan akademisyenleri ve onlara gönülden bağlı öğrencilerini yıldıramamıştır. Öğrenciler hocalarına dayatılan bu baskı ve üzerlerine yağdırılan nefret söylemleri karşısında onları yalnız bırakmamıştır. “Ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı savunuyoruz.” demekten vazgeçmemişlerdir. Türkiye’nin her yerinden öğrenciler “Hocama Dokunma” eylemleri başlatmışlardır. Binlerce öğrenci, hocalarının girişlerinin yasaklandığı okullarında günlerce eylem yaparak, onların sesi olmuştur. Akademisyenler de öğrencilerini yalnız bırakmamıştır. Yarım kalan derslerini okul dışında öğrencileriyle buluşarak devam ettirmişlerdir. Öğrenciler okullarındaki dersleri protesto edip ihraç edilen hocalarının derslerine girmişlerdir. İmzacı akademisyen sayısı da süreç içinde 2000’i aşmıştır.

Davalar sürerken 15 Temmuz darbe girişimi yaşanmıştır. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL ilan edilmiştir. Tam burada yazının başına tekrar göz atmak gerekirse güçlü olanlar hukuku belirler ve muhalif seslere karşı kullanırlar demiştik. OHAL döneminde de bundan farklı bir durum olmamıştır. OHAL, darbe girişiminde bulunanları yargılamak için ilan edildiği söylenirken Barış Akademisyenlerine ve hukuk devletini savunanlara karşı da kullanılmıştır. Bunun yanında hükümet Anayasa değişikliği de yapabilmiş, kendi hukukunu yerleştirebilmiştir. Bu da OHAL’in ve darbe girişiminin nasıl fırsata dönüştürüldüğünün bir göstergesi olmuştur.

Son olarak 26 Temmuz 2019 ‘da Anayasa Mahkemesi, ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ bildirisine imza atan akademisyenlerin yaptığı bireysel başvuruda hak ihlali kararı vermiştir. Diğer bir deyişle, Barış Akademisyenlerinin terör örgütü propagandası yapmadığı ve aslında açıklanan bildirinin ifade özgürlüğü sınırları kapsamında olduğu kabul edilmiştir. Bu ihlal kararı taleplerinden vazgeçmeyen akademisyenler ve onlara gönülden bağlı olan öğrencileri sayesinde verilmiştir.

Barış Akademisyenleri, iktidarın yargı eliyle mağdur ettiği binlercesinin yalnızca bir örneği. Bu süreçten sonra akademiden ihraç olan hocalarımızın yerine hükümete daha yakın hocalar gelmiş veya getirilmiştir. Barış Akademisyenleri davasından sonra akademideki hocalarımız güncel olaylara yorum yapmaktan korkar hale gelmiştir.

OHAL sürecinde Evrensel hukuk ilkeleriyle de bağdaşmayan bir düzenleme yapılmıştır. OHAL kapsamındaki bu düzenlemede KHK ile görevden alınan kamu görevlileri bir kamu dairesinde çalışamamaktadır. Bu düzenleme, önce OHAL döneminde yayımlanan KHK’lar ile terör örgütü propagandası yaptıkları gerekçesiyle üniversitelerdeki kürsülerinden sürülen; sonra da Anayasa Mahkemesi tarafından haklarında ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar verilmesiyle beraat eden Barış Akademisyenlerini, yaklaşık olarak 4 yıllık bir sürecin sonunda suçsuz oldukları kanıtlanmasına rağmen kürsülerinden ve öğrencilerinden mahrum bırakmaktadır. Barış Akademisyenleri bu sefer de mesleklerine ve kürsülerine geri dönebilmek için mücadele etmektedir.

Barış Akademisyenleri’nin ve öğrencilerinin verdikleri mücadele suçsuz olduklarının kabul edilmesindeki önemli etkendir ve bize unutmamamız gerekeni, insanlığın mücadele ile “adaletin ve barışın” zaferini getirebileceğini göstermiştir.

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0