Ralph’i kurtar!

Ralph’i kurtar!

Son günlerde oldukça popüler olan, sosyal medyanın ve güncel yaşamımızın gündemine oturan tavşan Ralph’i hepiniz duymuşsunuzdur. Eğer duymadıysanız, size Ralph’ten biraz bahsedeyim.

Ralph; kozmetikten tutun temizlik ürünlerine, kişisel bakım adına veya günlük hayatta kullandığınız ürünlerin hemen hemen çoğunda “üstün ırk” olan insanlığın zarar görmemesi adına bu ürünleri önceden test eden deney tavşanlarından biri. Üstelik yalnızca insanları memnun etmek adına bu deneyler uğrunda sol gözünü de kaybetmiş. Aynı şekilde, sol kulağı da duymuyor ve ağır hasar almış. Ralph’in bu hale gelmesinin sebebi, hayvan yaşamına değer vermeyen ve etik dışı uygulamalarla ürettikleri ürünleri hala hayvanlar üzerinde test eden vahşi markalardır. Avrupa Birliği’nde kozmetik veya başka bir sektör ürününün hayvanlar üzerinde denenmesi kesinlikle yasak, ancak Çin gibi bazı ülkeler bu ürünleri ülkelerine sokmadan önce mutlaka hayvan testinden geçmiş olma şartı koyuyor. Bu noktada da aslında, Avrupa ve Çin’de satış yapan bazı markaların tamamıyla “cruelty-free” kavramında ikiyüzlülük yaptığını görüyoruz. “Hayvanlar üzerinde test edilmemiştir.” İbareleriyle yola çıkarak Avrupa’da satış yapan bu markaların, aynı ürünleri hayvan deneyi zorunluluğu koyan Çin gibi ülkelerde de sattığını düşünürsek, bu işin içinde bir yanlışlık söz konusu. Ancak tahmin ettiğiniz üzere, bunları yapan markaların bu tezatlığa dair bir açıklaması bulunmuyor.

Peki az önce bahsettiğimiz “cruelty-free” kavramı nedir?

Tam Türkçe karşılığı ile çevirecek olursak, “zalimlik içermeyen” gibi motamot bir çeviri yapabiliriz. Aslında cruelty-free, “hayvanlar üzerinde denenmemiş” manasına geliyor ve bu etiket satın aldığınız ürünlerin üzerinde varsa, hayvanlar üzerinde test edilmemiş demektir. Üründe yalnızca bu ibarenin olması ürünün gerçekten de hayvanlar üzerinde test edilmediği anlamına gelmez, aynı zamanda “vegan” etiketi de bulunuyorsa, o halde tam anlamıyla “cruelty-free” diyebiliriz. Ancak kullanılan en yaygın terim bu olduğundan ötürü, biz cruelty-free ürünlerin kesinlikle test edilmediğini düşünüyoruz.

Bir ürünün cruelty-free olduğunu hangi sertifikalarla anlayabiliriz?

CCIC&BUAV, PETA, CCF gibi sertifikaları bir markanın alması oldukça zor olduğu gibi, gerçekten de hayvanlar üzerinde test edilmemiş anlamına gelmektedir. Kimilerinde üreticileri bu sertifikaları almak için yüz yüze zorlu mülakatlar beklerken, kimilerinde de tedarikçilerinin de hayvanlar üzerinde test yapmadığına dair belgelerle imza atmaları gerekiyor. Yıllardır bir şeyler yapılmaya çalışılan ancak görmezden gelinen bu konuyla ilgili, sizin yapabileceğiniz oldukça kolay bir şeyden bahsedeyim. “Cruelty-free” olan bütün markaları ezberlemeniz mümkün olmayabilir, bu yüzden hangisinden alışveriş yapıp yapmayacağınıza alışveriş sırasında hemen karar vermenizin olası olmadığı durumlarda telefonunuza indirebileceğiniz “Cruelty Cutter” isimli uygulamayla, ürünlerin barkodunu okutarak cruelty-free olup olmadığını kolayca anlayabilirsiniz.

Soldan sağa: CCIC&BAUV, PETA, CCF amblemleri

Hayvanlar üzerinde test etmezsek, kullandığımız ürünün insanlar için uygun olduğunu nasıl anlarız?

Teknolojinin oldukça gelişmesiyle beraber, bilgisayarlar üzerinden simülasyonlarla incelenebilmesinin yanı sıra, vitro testler yani bir canlı kullanılmadan üç boyutlu doku ve hücreler üzerinde yapılan testler gibi alternatif yöntemler kullanılabilir. Aslında hayvanları köleleştirmemize, onları kullanıp canlarını yakmamıza hiç gerek yok. Ancak bazı ülkelerin koyduğu kısıtlamalar ve vitro testlerin büyük şirketler için yükümlülük olması sebebiyle bu testlerin de sonu gelmiyor.

Dünyada tavşan Ralph’ten sonra ortaya çıkan cinsiyetçi spekülasyonlar

Yalnızca renkli kozmetik ve kozmetik ürünlerinde hayvan deneyleri yapıldığını düşünen bir kesim, suçlunun makyaj yapan bireyler olduğu yönünde tepkilerini dile getirdi. Bu noktada bile yapılan cinsiyetçilik hiç beklemediğimiz bir yerden geldi diyebiliriz. Makyaj yapmanın kadınlara özgü bir şey olmamasının yanı sıra, bu deneylerdeki tek sorun makyaj malzemelerinde değil. Günah keçisi ilan edilen kadınlar, Twitter ve birçok sosyal mecrada yapılan ithamların yanlış olduğunu kanıtlayan bazı paylaşımlarda bulundular. Kullandığımız diş macunları, tıraş köpükleri, şampuan ve duş jellerinden tutun ev temizliğinde kullanılan deterjanlara kadar birçok ürün, birçok marka tarafından hayvan testine maruz bırakılıyor. Suçu bir kesime atmak yerine, bu ürünleri tespit edip yerine alternatiflerini koymayı hedeflemeliyiz. Tavşan Ralph, hayatımızın yalnızca bir haftasına gündem olup sonra kaybolup giden bir simge olmamalı. Ralph, yalnızca testlerde kullanılan birçok hayvan türünün dile gelip dertlerini anlatabilmiş olanı, üstelik bunu yaparken yaptığı işten asla yakınmıyor olması bile çok acı verici bir durum. Sırtında kimyasallar denendiği için kürkü tıraş edilen Ralph’ten şu sözleri duyuyoruz: “Çok da önemli değil, nefes alırken canımı acıtmıyor. İnsanlar uğruna değer, ne de olsa bizden üstünler.” Bu noktada Ralph’e yanlış anlatılmış bir durum var. Üstte de bahsettiğim gibi hayvan deneyleri yapılmadan kozmetik ürünleri üretilebilir, bu şekilde üretilmemelerinin en büyük sorumlusu paranın gözlerini kör ettiği markalardır. Yani Ralph ve canları hiçe sayılan bütün hayvanların bu durumda olmasının sebebi insanlığın bütünü veya tüketiciler değil, yaşam ve doğa yerine karı seçenlerdir.

Yaptığı “işin” hayata geliş amacı olduğunu düşünen Ralph ve daha onun gibi birçok hayvan için, markalar kar amacı güderek doğaya verdikleri zararı acilen bırakmalılar. Bizim de elimizin armut toplaması gerekmez elbette, hayvanlar üzerinde test yapan markalardan alışveriş yapmayı acilen bırakmamız ve bu konuda daha fazla farkındalık çalışması düzenlememiz gerekiyor. Eğer biz sesimizi çıkarmazsak, bir gün ekosistemi bozmuş olabilir ve üzerinde yaşadığımız dünyayı geri dönülmez bir zarara uğratabiliriz. Canımız yandığında nasıl çeşit çeşit doktor görüp çaresini arıyorsak, aynısını bu hayvanlar ve doğa için de düşünmemiz gerekiyor. Canları çok yanıyor ve onları kurtarabilecek, acılarına merhem olabilecek bir “doktor” yok. Onlar konuşamıyor, acılarını dile getiremiyorlar diye bu yaşamlarından mutlu oldukları anlamına gelmiyor. Bizler onların sesi olmalı, onlara bir an önce yardım etmeliyiz. Para ve kar hırsı değil yaşamı savunmalıyız.