Oradaydık ve şimdi buradayız

Oradaydık ve şimdi buradayız

Öğrenci Sendikası’nın 28 Kasım’da yaptığı çağrının üzerinden tam 6 ay geçti. Geleceğimizi Kurtaralım sloganı ile çıkılan ve binlerce öğrenci ile temas edildiği bu süre zarfı şüphesiz hiçbirimiz için “kolay ve basit” geçmedi.

Daha Öğrenci Sendikası çağrı yapalı bir ay olmuştu ki İstanbul Üniversitesindeki büyük yemekhane eylemleri başladı. O sırada bir başka boykot ve protestolar İTÜ’de devam ediyordu. Daha sonra öğrencilerin okuldaki sesi olacak İTÜ Dayanışması’nın başlattığı yemekhane eylemleri, yüzlerce öğrencinin katılımı ile büyümüştü. Bu gelişmelere, dostlarımızın, hepimizi yaralayan intihar haberleri de eklenince gündem, artan yemekhane fiyatları, öğrencilerin ekonomik krizde geçinememesi olmuştu, ülkenin gündemi, ülkenin geleceği öğrenciler olmuştu. İşte “Geleceğimizi Kurtaralım” fikri burada daha da berraklaşıyordu. Öğrenciler için iyi gitmeyen bir şeyler vardı ve bunların çözülmesi gerekiyordu.

“Açlıkla Sınav Olmaz” kampanyası öğrencilerin yemekhane, ulaşım fiyatlarına çıkarttığı seslerin bir araya gelmesiydi. 1 ayda Türkiye’nin dört bir yanında on binlerce imza toplandı. Öğrencilerin haklı talepleri Türkiye’nin bütün kesimleri tarafından duyuluyor, takdirle karşılanıyordu. Yıldız Teknik Üniversitesinde toplanan imzalar, yemekhane fiyatlarını son 2 yılın en düşük fiyatına çekilmesine yetmişti.

11 Mart akşamı Türkiye’de Koronavirüs vakası olduğu açıklandı. Bu tarihten sonra hepimizin hayatı hiç görmediğimiz şekilde değişti. Ne bizim neslimiz ne de bizden önceki nesiller böyle bir sürece tanıklık etmemişti. Evde Kal çağrılarının yapıldığı, sosyal mesafelerin oluştuğu, bütün sosyalliğin Discord, Zoom, Skype gibi programlara taşındığı bir evre aslında. Türkiye’ye genel bir bakış atacaksak, işçilerin çalışmaya devam ettiği öğrencilerin evinde kapalı kaldığı bir ortam.

Bir de öğrenci iken çalışıp, bu parayla okul taksitlerini, yurt – ev kiralarını ödeyerek geçinen insanlar vardı. Üstte saydığım iki kesimin birleşimi diyebileceğimiz işçi öğrenciler bu süreçte ne çalışabiliyor ne de doğru dürüst okullarında eğitim alabiliyor. Yüksek oranda kafe – bar gibi sigortasız işlerde çalışan bu kesim Koronavirüs ile beraber işsiz kaldı çünkü zaten “yasal” olarak bir işe sahip değillerdi. Bu da onların çok kolay gözden çıkarılmasına sebep oldu. Bu geride “Kiralarımızı, okul ödemelerimizi nasıl yapacağız?” sorunu bıraktı.

Karantina süreçleri başlayınca yurtlarda yaşayan öğrenciler adeta sürgün edildi. Yüz binlerce öğrenci bir gece yarısı, sağlıksız koşullarda memleketlerine gitmek zorunda bırakıldı. Bunun gerekçesi ise son dakika yurtların karantina bölgesi olmasıydı. Öğrencilerin okumak için geldiği şehirden, yaşadığı şehre geri dönmesi ve bu kadar acele bir şekilde olması ise yine bize bir takım soruları sormak zorunda bıraktı. Eğitim eşitliği nasıl olacaktı? Bu koşullarda sınavlar ne kadar adaletli olacaktı? Bugün binlerce öğrenci uzaktan eğitim koşullarını sağlama konusunda güçlük çekiyor. Ya yeterli donanıma sahip değiller ya da yeterli bir internet altyapısına. Buna bir de okulların sahip olduğu eşitsiz imkanlar eklenince öğrencilerin bu koşulları sağlaması bir yana, henüz bu koşulları sağlayamamış üniversiteler olduğunu görüyoruz.

Öğrenci Sendikası’nın 6 ayı dedik, bu konuştuğumuz meseleler sadece 6 ay boyunca yaşanan, gündeme oturmuş şeylerin kısa özetiydi. Bu satırlar yazılırken de, Dokuz Eylül Üniversitesindeki ve Namık Kemal Üniversitesindeki arkadaşlarımız birer kazanım elde etti bile…

Geleceğimizi Kurtaralım diyerek çıktığımız bu yolda, Öğrenci Sendikası bugün binlerce öğrenciyle beraber, geleceğin yapıtaşlarını şimdiden kuruyor.

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0