Nedir Bu Validebağ Meselesi?

Nedir Bu Validebağ Meselesi?

Validebağ Korusu, İstanbul’da Üsküdar sınırları içinde bulunan, kendisini yıllardır süregelen rant iştahından korumayı başarmış bir yeşil alan. Birçok tarihi yapıya ev sahipliği yapan 354 dönümlük bu koru aynı zamanda binlerce ağaç ve bitkinin, yarısı göçmen 130 kuş türünün, 31 kelebek türünün, 150 senelik anıt ağaçların ve daha nice canlının yaşam alanı. Koru, talan girişimlerine karşı mahallelinin verdiği tepkiyle beraber 1999 yılında 1.derece doğal ve tarihi sit alanı ilan edildi. O karardan bugüne ise bir doğa mücadelesinin ve onlarca hukuksuzluğun merkezi olmuş durumda.

22 yıllık bir direniş

Ülkemizin birçok yeşil alanı gibi Validebağ Korusu da neoliberal kâr hırsından nasibini almış durumda maalesef ki. 90’lı yıllardan bu yana koruyu imara açma ve rant elde etme girişimleri iktidar sahiplerinin her zaman gündeminde olmuş; özellikle AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte Validebağ Korusu bir yaşam alanı değil, potansiyel bir inşaat alanı, AVM veya cami inşa edilebilecek ‘büyük arazi’ konumuna gelmiş ve bu sebeple de güçlü bir ekolojik direnişi doğurmuştur.

AKP, iktidarda olduğu süre boyunca çeşitli yollarla Validebağ Korusu’nu talan etmenin bir yolunu aramıştır aslında. Bunu zaman zaman ‘çılgın projelerle’, zaman zaman park ve bahçe gibi yeşil gözüken önerilerle yapmaya çalışmış, zaman zaman da hukuka karşı ‘Ali Cengiz Oyunu’ diyebileceğimiz yöntemlere başvurmuş ve projelerin isimlerini değiştirerek yine bildiğini okumak istemiştir. Denediği her yolda tek gayesi Validebağ Korusu’nu ticari bir alan haline getirmek ve kendisine yakın bir avuç sermayedara rant sağlamak olmuştur.

Ancak binbir türlü yöntemi denese de karşısında bulduğu; Validebağ’ı doğal sit alanı olmaktan çıkaracak herhangi bir çalışmayı kabul etmeyen, yaşadığı yeri doğal ve yeşil olarak gelecek nesillere aktarmak isteyen bölge halkı olmuştur. Tarihine, doğasına sahip çıkan bu insanlar seneler boyunca mücadele etmiştir. Yıllardır onlarca girişime rağmen korunun doğal yapısını koruyabilmesi ve betonlarla kaplı bir kentte bugünlere bu şekilde gelebilmesi başta bölge halkı olmak üzere yaşam alanlarına sahip çıkmakta inat eden yurttaşlar sayesinde olmuştur.

Ne Olmuştu?

Aslında Validebağ Korusu’ndaki süreci biraz daha somut ele almakta fayda var. Buradaki ilk mücadele 1998 yılında 354 dönümlük Validebağ’ın 50 dönümlük bir bölümünün Marmara Üniversitesi’ne verilmesiyle başlıyor. Bölge halkının tepkisiyle, süreç sonunda bir Validebağ İnsiyatifi kuruluyor ve 1999 yılında koru 1.derece doğal ve tarihi sit alanı ilan ediliyor. O günden günümüze Validebağ Korusu’na karşı geçen 22 yılda onlarca talan girişimi oluyor. Yalnızca birkaçından bahsedecek olursak; 2009 senesinde düzenlenecek Kros Şampiyonası ve 2013’teki MEB peyzaj projeleri sebebiyle koruya dozerlerle girilmesi, paravanlar ve taşlarla kapatılması nedeniyle koru büyük oranda zarar görüyor.

2014 senesine gelindiğinde ise bu sefer hedef cami yapımı oluyor. AKP’li Üsküdar Belediyesi tarafından yeşil alan, plan tadilatı yapılarak ‘Dini Tesis Alanı’ olarak yapılaşmaya açılıyor. Açılan ve sonuçlanan birçok davaya rağmen hukuksuz bir şekilde cami inşaatı devam ediyor. İnşaatla ilgili yürütmeyi durdurma kararı veren mahkemenin kendi kararını sekiz gün sonra kaldırmasıyla birlikte de olay kitlesel çağrılar sonucu bir halk nöbetine, ardından da kolluk kuvvetlerinin hukuksuz müdahelesine dönüşüyor.

Bir diğer talan girişimi ise günümüzde hala devam eden, 2018 yılında ortaya çıkan Millet Bahçesi projesi. Bu proje Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından zamanında İBB’ye çizdirilmiş ve koruma kurulları tarafından onaylanmıştı. Yani asıl görevi burayı korumak olan kurullar doğal ve tarihi yapıya sahip çıkmaları gerekirken, 1.derece doğal sit alanı olan Validebağ Korusu’nu yok etmekte bir sakınca görmüyor.

Geçmişte planlanan diğer projeler gibi bu proje de Validebağ Korusu’nun doğal yapısını bozmaya yönelik elbette. Bu projeyle birlikte günümüze kadar uzanan bir yargı süreci başlıyor. Açılan davalar sonucu bilirkişi incelemelerine göre; herhangi bir müdahele durumunda korunun doğal vasfının ortadan kalkacağı, yapılmaması gerektiği tespitiyle beraber ayrı ayrı yürütmeyi durdurma kararları alınıyor.

Hukuki ve fiili mücadele

Yukarıda bahsettiğimiz ‘çılgın projeler’ siyasi iktidarın ve belediyenin yıllardır yapmak istediklerinin yalnızca bir özeti. Validebağ Korusu’nda planlanan ve tamamı koruyu katletmek üzerine kurulu olan bu projeler, gönüllüler tarafından her defasında gerek açılan davalarla gerek sürdürülen nöbetlerle engellendi.

Bu süreçte hukuk mücadelesinde kazanımlar elde edilmesine, birçok yürütmeyi durdurma kararı alınmasına rağmen, Üsküdar Belediyesi ve avukat kimliğine sahip belediye başkanı aylarca hukuku çiğnemeye ve nöbeti sürdüren gönüllüleri, doğayı taciz etmeye devam etti.

 

‘’Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.’’

‘’Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.’’ (md.56)

‘’Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.’’ (md.63)

“Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır” (md.11)

“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” (md.138)

 

Sürece dair yukarıdaki Anayasa maddeleri önemli. Bu maddeler siyasi iktidarın Validebağ sürecinde ihlal ettiği yasa maddelerinden yalnızca birkaçı. Bu maddelere baktığımızda devlet kurumlarının hukuksuzluklarını ve Validebağ Korusu’ndaki direnişin meşruluğunu daha rahat görebiliyoruz.

Yani bu maddeler yıllardır devam eden süreci özetler nitelikte aslında. Verilen bu mücadele ve yaşanan onca hukuksuzluk karşılıklı iki tarafın olduğunu gösteriyor bize. Bir tarafta yükümlülüklerini yerine getirmeyen, bununla kalmayıp kendi mahkeme kararlarını dahi tanımayan ve hukuksuz bir şekilde talana girişen, attığı her adımda ayrı bir anayasa ihlali yapan devlet kurumları; diğer tarafta ise yurttaşlık bilinciyle doğasını, yaşam alanlarını savunan ve aslında sadece anayasal hak ve ödevlerini yerine getirmekte olan Validebağ Havza Halkı var. Yani yasaya göre doğayı, çevreyi korumakla mükellef olanlar ve onlara karşı bu alanı koruyan yurttaşlar var.

Bugüne geldiğimizde ise değişen pek bir şey olmadığını görüyoruz. Yapılmak istenen ‘Millet Bahçesi Projesi’ mahkeme kararlarına rağmen isim değiştirilerek ‘Düzenleme ve Rehabilitasyon Projesi’ adı altında dayatılmaya çalışılıyor. Belediyenin bu hamlesine karşı Validebağ Havza Halkı, yargı sürecinde rant projelerine karşı kararlar çıkarttıkları gibi, 300 gündür tuttuğu nöbetlerle de ‘şafak baskınıyla koruya moloz ve kum dökme’ gibi birçok hukuksuz fiili girişimini de engelleyerek korunun doğal yapısının korunmasını da sağlıyorlar.

300 gündür Validebağ Korusu’nda, ekolojik yaşamı rant kapısı haline getiren zihniyete karşı direnen ve doğaya sahip çıkan yüzlerce insan var. Haklı ve meşru olduklarının bilincinde, oldukça kararlı ama bir o kadar da dayanışmaya ihtiyaç duyan yüzlerce insan… Onlar, yaşamı savunan tüm yurttaşlardan bu mücadeleye omuz vermesini bekliyorlar.

Peki geleceğimizi etkileyecek bu süreçte bizler ne yapacağız? Aslında sorunun cevabı basit: Bu durumda ‘tarafsız’ kalmak gibi bir lüksümüz yok. Geldiği günden bu yana neoliberal politikalarla ülkenin tüm kaynaklarına çökmek isteyen, tüm tarihi ve doğal varlıkları yok etmeye ant içmiş bir siyasi iktidarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla üstte tanımladığımız iki taraftan birini de seçmek zorundayız. Ya bir avuç bezirganın cebini doldurmak için yaşam alanlarımızdan vazgeçeceğiz ya da doların yeşiline karşı doğanın yeşili için mücadele etmeye devam edeceğiz. Tıpkı Kazdağları’nda, İkizdere’de, Akbelen’de ve Gezi’de olduğu gibi…

 

 

Yazar: Görkem Doğan

İstanbul Üniveristesi

 

 

+1
2
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0