Metaverse Ötesinde, Simülasyon ve Simulakr

Metaverse Ötesinde, Simülasyon ve Simulakr

Algılanış biçimleri ve kavramsal olarak gerçeklik, tarih boyunca felsefenin büyük ustalarının ilgilendiği konulardan biri olmuştur. Bu konu o denli insan hayatıyla iç içe ve önemlidir ki; felsefeden kuantum fiziğine kadar çok farklı disiplinlerce incelenmiş ve hakkında kitaplar, makaleler hatta tiyatro oyunları yazılmıştır. En nihayetinde insanın yaşadığı her şey,  zihinsel olarak kişinin algıladığı gerçeklikten oluşmaktadır. Akvaryumdaki bir balık için fanusun şekli nasılsa, dış dünya da öyle görünür. Bütün yaşantımızı etkileyen bu konuyu gelişigüzel geçmek doğru olmayacaktır.

İnsanın her zaman kendi gerçekliğini kabul ettirme ve paylaşma güdüsü olmuştur. Bildiklerini başkaları ile paylaşarak dedikoduyu, yeni bilgiler üretmek adına bilim ve edebiyatı oluşturarak medeniyet basamaklarına tırmanmıştır. Günümüze yaklaştıkça insanın yaşantısını paylaşabileceği farklı kanallar da açılmış, bu kanallara adapte olunmuştur.  Sosyal medyanın gelişimi ile yaşantımızın uzun zamandır teknolojiyi referans alarak değiştiğini görebiliriz. Örneklendirecek olursak; sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile kendi dünyalarımızı orada paylaşır, yer edindikçe yaşantımızı ona göre yön verir olduk. Fotoğraf çekilmek için çıkılan seyahatler, hikâyede paylaşmak için alınan giyecekler derken sosyal medya, çok farklı iş kollarına ve ekonomik olanaklara dönüştü. Adeta sosyal medya kendi gerçekliğini yarattı ve bizler bu sanal dünyada beğeni butonları üzerinden kendimize onaylanma alanı açmış olduk.

Son zamanlarda gördüğümüz teknolojik inovasyonlar ise, gerçekliğimizi sorgular hale getirdi demek abartılı bir söylem olmaz. Tamamen sanal ortamdaki kodlardan ibaret olan paralar ile alışveriş yapabilir, hiç var olmamış bir evrenden arsa alabilir, herkesin erişimine açık olan sanal öğeleri bir kod ile elde edebilir duruma geldik. NFT, Bitcoin ve Metaverse gibi kavramların hayatımıza girmesi ile yaşadığımız bu gerçeklikten uzaklaşma durumu aslında yıllar öncesinden kaleme alınmış kavramlar olan simülasyon ve simulakrları hatırlatmaktadır.

Simulakr; bir gerçekliğin kopyası, gerçeklik olarak algılanmak istenen görünümdür. Profil fotoğraflarından ibaret olan kişiler ve internet üzerinde arsa sahibi olan kamusallıklar gibi örnekler bu kavramın net olarak anlaşılmasında bizlere yardımcı olabilir. Artık her varlık sembollerden ve kopyalardan oluşmakta ve asıl gerçekliğimizi baltalamaktadır. Konuyla ilgili olarak Baudrillard, paradoksal bir şekilde gerçeği hakiki bir ütopyaya dönüştürdüğümüzü fakat bu ütopyanın gerçekleşme olasılığının olmadığını, çünkü gerçekliği yitirdiğimizi söylemiştir.

Gerçeklik üzerine düşünülmeye başlanıldığından beri şekillenen simulakr, son haliyle aşamalarla önümüze çıkmaktadır. Orijinalini bozmayan bir simulakr, ileride onu bozunuma uğratabilir, gerçeğin kendisiymiş gibi davranabilir, gerçeği yok edip onun yerini alabilir.  Gerçeği yok eden kopyaya Platon’un örneği de sanattaki empresyonizm akımı olmuştur fakat dünya artık gerçeklik açısından Platon Atina’sı kadar “tozpembe” değil. Gerçeklik kişiden kişiye değişmeyen sabit bir olgu olarak kodlanmıştır. Simulakrın ilk vadede gerçekliği değiştirmek gibi bir hedefi de yoktur. O, gerçekliğin yerini almak gayesindedir.

Yazının başında da bahsedildiği gibi, yarattığımız gerçekliklere göre hareket eder olduk. Kendimizi simulakra evrenine o kadar çok kaptırdık ki, yaşadığımız hayatlar birbirinin birebir kopyası halinde bir simülasyona büründü. İnsanlık tüketim furyası ile simulakra itildikçe etiksel kaygılarını yavaş yavaş yitirmiş ve zincire vurulamayan simulakr artık bir hipergerçekliğe dönüşmüştür. Platon, bu durumdan kurtuluşu mağaradan çıkıp gölgenin sebebi olan asıl objeye bakmak olarak yorumlarken, Baudrillard’a göre bu durum kaçınılmaz ve geri dönüşsüzdür.

Böyle bir gerçekliğe varmamızın birçok sebebi olduğunu söyleyebilirim; piyasayı elinde tutarak gelir üzerine kurulmuş olan pop kültürü, boş kaldığımız her vakitte bizi sosyalleşmekten ve düşünmekten uzaklaştırmak isteyen medya alemi, gündelik hayatın monotonluğu ve zorluğu bizleri bu yola itti fakat bu gidişatın yönünü belirlemek de yine aynı insanların elinde.

Tarihte öne çıkmış her problem de olduğu gibi, küreselleşmenin yol açtığı bu büyük sorunların çözüm yolları da vardır. Neo’nun sanal gerçeklikten şüphe duymaya başlaması, Alice’in saate bakıp koşan bir tavşanın peşine takılması, Truman’ın tutarsızlıkları fark etmesi; insanın gerçeklik algısından vazgeçmeyecek kadar buna bağımlı olmasından kaynaklanıyor. NFT, Metaverse, Bitcoin, sosyal medya gibi sanal gerçeklikler hayatımızda ne kadar ileri bir noktaya tırmanırsa tırmansın; insanı insan yapan öğelerden kopmadıkça, asıl gerçekliğimizin burası olduğunu bilecek ve buna yönelik hareket edeceğiz. Algısal dayatmalara karşı gerçeğin farkında olmak, her zaman geniş kitleleri avantajlı kılmaya devam edecektir.

Yazar: Arda Duvarcı

Dokuz Eylül Üniversitesi

 

Konu hakkında detaylı bilgi için:
https://fularsizentellik.com/journal/2017/12/21/simlasyon-teorisi-5-baudrillard-ve-matrix
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/402744
https://www.researchgate.net/publication/326926779

+1
0
+1
2
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0