Marx ve Marksizm

Marx ve Marksizm

Marx ve Marksizm teorisinin analiz biriminde, geleneksel teorilerdeki devlet gibi  başat aktörlerin yerini proleter sınıf ve ulusal burjuvazi almıştır. Teorisyenin ve teorinin odak noktası, elbette burjuvazi ve proletarya sınıfları arasında sınıf çatışmasına dairdir. Marx ve teorinin ortaya çıkışındaki temel kavramsal çerçeve; tarihsel materyalizm, diyalektik ve sınıf çatışması üzerine oturtulmaya çalışılmıştır. Bu kavramsal çerçeveyle birlikte küresel siyasetin eleştirel inşasının teori bağlamında 1840’larla Marx ile başladığını söylememiz yanlış olmaz (Linklater, 2009). Doğa durumundaki dengenin bozulmasıyla birlikte bireyin yükselen kapitalizmle, insan olmasından çok adeta bir meta eşya oluşuna dönüş sürecinin temelinde bir eleştirel analiz yöntemi kullanılmaktadır (Marx, Capital 1, 1867). Marx bu dönüşümün kapitalizmin kendi doğasına ilişkin olduğunu savunmaktaydı. Kapitalizm karşılıklı bağımlılık üretiyor bu bağımlılık ekseninde bir sınıf maddi refah düzeyini artırırken bir sınıf eziliyor ve metalaşıyordu. Marx aslında inşacılık eleştirilerini andıran bakış açısıyla, filozofların dünyayı sadece yorumladığını ve onu değiştirmek için bir çaba göstermediğini savunmaktaydı. Marksist teorinin üçüncü bir yol olarak alana getirdiği yenilik tam olarak bu noktadaydı, teori ve eylem aynı potada eritildi ve analiz yöntemi bu noktanın ışığında uygulanmaya çalışıldı. (Marx, 1977b).

Hegel’in diyalektik görüşünden aldığı ilhamla toplumların önündeki engelin din olgusu olduğunu dinin toplum için bir uyuşturucudan ibaret olduğunu belirtti. Dini, gelişimin önünde büyük bir engel olduğunu savunan Marx bu eleştirinin yanında temel savını iktisadi kalkınma modeli ve eleştirileri ekseninde sunmaktadır. Marksist teoriye göre her şey ekonomiktir veya ekonomi temellidir, insanların emek yoluyla hayatta kalması için mücadele etmesi proletarya sınıfını, üretim araçlarına sahip olarak hayatını idame ettirenlerin yönelimleri ise burjuvaziyi bu da sınıf kavramını ve çatışmasını oluşturmuştur. Marx tarihi ve insanı sürekli dönüşüm halinde olan kavramlar olarak tanımlar bundan dolayıdır ki toplumlar tarihsel ilerlemeci bir süreçten geçecektir. Kronolojik olarak ‘’ilkel toplum-köleliği içeren toplum-feodal toplum-kapitalist toplum-sosyalist toplum-komünist toplum’’ şeklinde bir dönüşümle evrim-devinim süreci tamamlanacaktır. Marksist teori bu dönüşüm için gerekli itici dinamonun işçi sınıfı olduğunu söyler ve kapitalizmin kendi kendini yok edeceğini savunur. Marx’ın teorisine göre kapitalizmin yarattığı uçurum ve kaynakların kıt olup arza yetemeyecek oluşu, ezilen sınıflar arası bir dayanışma yaratacak ve bu da yukarıda bahsettiğimiz kronolojik sürece giden yolu açacaktır. Marks’a göre kapitalist krizin boyutu küreseldir ve devinim halinde bir süreçtir bundan dolayı tüm dünyaya yönelik söylemler üretilebilir durumdadır, işçi sınıfı derken bir coğrafi-teritoryal sınırdan söz edilememektedir, tüm dünya işçileri aynı gemidedir. Bu krizi temellendirirken ise üst yapı-alt yapı terimleri başat olarak alınmıştır, teoriye göre iktisadi-ekonomik temelli olan alt yapı kavramı, hukuk-siyaset-ideoloji ve kalan tüm kavramları içeren üst yapıyı belirlemekte ve yönlendirmektedir. Marksizm teorisinde; temel olgu ve vurgunun üretim ilişkileri üzerinde yoğunlaştığını görmekteyiz. Bu üretim ilişkileri dünyanın her yerinde kapitalizmin içinde bir ilerleme sağlayacak ve kapitalizmin içinde var olan çıkmaz-açmazlar bu süreçle birlikte dünyanın her yerinde yapı söküme uğrayacaktır. Bunun neticesinde sosyalist devrime uygun zemin yaratılacaktır.

Neo Marksist yazarların çevre ya da gelişmemiş ülkelere dair gelişim için kapitalist süreçten kopuş mecburidir görüşünün göreceli olarak yeni olduğunu söyleyebiliriz. Kuzey güney ayrımına dair Marx’ın ve Klasik Marksizm’in getirdiği temel çözüm önerisi ya da açıklaması insanların ya da toplumların kendi seçtikleri şartlar altında yaşayamadığı ve tarihlerini yerine getiremediği şeklindeydi. Neo Marksistlerle birlikte bu bakış açısı eviriliş gösterse de temelinde kendi tarihini gerçekleştirememe ve özgürleşememe düşüncesi olduğu savunulabilir. Özgürleşememe ve kendi kaderini gerçekleştirememe kapitalizmin yayılımını engellemektedir, kapitalizmin yayılmaması tarihsel halkların özgürleşmesine giden yolda büyük bir engeldir çünkü sınıf çatışmasının oluşumu için bu yayılım elzemdir (Horkheimer & Adorno, 1972). Marksizm bu yayılım hatta ilerleme fikriyle birlikte aslında insanlık tarihinin bütüncül bir analizini yapmayı hedeflemekte hatta kapitalizmin önce proleter diktatörlük yapısına, sonrasına sosyalist topluma ve nihai olarak komün topluma dönüşümün evrensel özgürleşme düşüncesiyle sentezini yapmaktadır. İktisadi olarak indirgemeci kabul edildiği çoğu noktaya rağmen teoriye ve alana katkıları bu noktada yadsınamayacak kadar çoktur. Keza aslında indirgemeci olan olgu bu eleştirileri adeta pembe hülyalarla yapan liberal ya da realist düşünürlerin indirgemeci veya politik söylemleridir. Yani eksik kabul edilen ve gözden kaçırdığı varsayılan tüm noktalarına rağmen Marx ve Marksizm önemli bir düşünce geleneğidir hatta eleştirel kuramcılar için bir öncü niteliği olduğu dahi söylenebilir (Linklater, 2009).

Marx realistlerin anarşi ile açıklamaya çalıştığı savaşı ve çatışmayı, insan türünün ilk toplumsal oluşumundaki ‘üretim şartlarından biri’ olduğunu iddia etmektedir, hatta ilk dönemde (ilkel) üretim ve fiziki çatışmaların birbirinden kopuk olmadığını savunmaktadır (Van Parijs, 2007). Bu yaklaşımın realist teoriden temel farkı insan doğası kötüdür fikrinin öncül olmamasıdır. Burada ilkel toplulukların mensuplarının yağmadan korunma olgusuna gönderme ve zorunluk ekseninde bir temellendirme mevcuttur.

Temelinde üretim ilişkilerinin mülkiyetinden, işçi burjuvazi sınıflarının çatışmasından, tarihsel materyalizmden, diyalektikten, alt yapı üst yapıdan bahseden Marx ve Marksizm analiz düzeyini iktisadi olarak belirlemiştir. Bu kimi teorisyenlerce hatta güncel durumda çoğunluk tarafından determinist kabul edilmektedir. Hatta 1980 sonrası Neo Marksistler tarafından düzeltilmeye adeta eksiklikleri örtülmeye çalışılsa da bu eleştiriler teorinin önemsizliğine işaret etmemektedir. Tarihsel maddecilik görüşüyle birlikte üretim, sınıf, mülkiyet ilişkilerinin yönlendirici olduğu görüşü realist teoriye yönlendirilmiş en ağır ve en makul eleştirilerden kabul edilebilir, bunun yanında liberal teori eleştirisi de küreselleşmenin yarattığı pembe dünya izleniminin çizilmesine artık bir son vermiş ve burada da bir denge unsuru oluşturmuştur. Bunun yanında öncüsü olduğu iddia edilen eleştirel kuramın yaratım sürecinde belki de en önemli rolü Marksist teori oynamaktadır. Klasik Marksizm açıklaması sistem içinde kalmayı ve tarihsel evrimi ön görmektedir. (Linklater, 2009)

Kaynakça

Horkheimer, M., & Adorno, T. (1972). Dialectic of Enlightenment. New York.

Linklater, A. (2009). Marx ve Marxizm. B. Scott, A. Lınklater, R. Devetak, J. Donnely, & T. Nardın içinde, Uluslararası İlişkiler Teorileri (s. 151-182). Palgrave Macmillan.

Marx, K. (1867). Capital 1.

Marx, K. (1977b). Theses on Feuerbach-Karl Marx:Selected Writings. Oxford: D.McLellan(ed.).

Van Parijs, P. (2007). International Distributive Justice.

Wallerstein, I. (1979). The Capitalist World Economy. Cambridge.