Korona kıskacında öğrencilerin hayatları: Eğitim

Korona kıskacında öğrencilerin hayatları: Eğitim

20 yaş altına gelen ikinci sokağa çıkma yasağıyla birlikte  tüm okullar tamamen online eğitime döndü. Her yandan yükselen donanımsızlık isyanı ise yandaş medya tarafından bastırıldı, Bakanlık ise haddinden fazla uzamış bir kar tatilindeymişiz gibi ciddiyetten, çözüm üretmekten uzak açıklamalarla yüz binlerce öğrencinin imkansızlıklarına sırt çevirdi. Bu yazıda gerek okullarımızda, gerek mahallelerimizde, gerek burada Öğrenci Sendikası’nda her fırsatta değindiğimiz fiziki şartların yetersizliğini TEGV, TÜİK, OECD, PISA ve UNICEF verileri ışığında inceleyerek uzaktan eğitimin başından bu yana arkasında durduğumuz söylemlerimizi somutlaştırarak anlatmaya çalışacağız.

Bakanlık’ın inanılmaz bir bütçeyle oluşturup geliştirdiği EBA ile başlayalım. Türkiye’de 18 milyon 241 bin 881 öğrenciden %70’i EBA’yı düzenli olarak takip edebiliyor ve bu öğrencilerden yalnızca %10’u canlı derslere katılım gösterebiliyor. İşlem kolaylığı için yuvarladığım bu sayılarla hesabı yaparsanız öğrencilerin yaklaşık %90’ının EBA’dan canlı ders dinleyemediğini görüyorsunuz. Peki bu %90’ın içinde durum nasıl, kaçı farklı yöntem ve araçlarla derslerini takip edebiliyor?

Bırakın %50-60 oranında seyreden eğitim amaçlı teknolojik donanım oranlarını; PISA’nın 6000 küsür öğrenciyle yaptığı bu ankete  katılanların %3’ünün İnternet bağlantısı olan telefona dahi erişimi yok. 6 bin kişinin 18 ¼ milyon öğrenciyi ne kadar temsil edebildiği sorusu aklımızın bir köşesinde bulunsun, %3’lük oran bile yaklaşık 550 bin öğrenci demek; okuma yazmayı, hayat bilgisini öğrenen ilkokulludan, üniversiteye hazırlanan liseliye 550 bin öğrenci. Unutmayalım ki  Covid-19’un Türkiye’deki ölüm/vefat oranı %2,4 (açıklanan verilere göre) ancak bu sayı hayatını kaybeden 15,977 yurttaşımız anlamına geliyor.

Türkiye öznelliğini ele alan raporları bir yana bırakarak UNICEF’in dünya çapındaki araştırmasıyla devam ediyoruz. Okul çağındaki çocukların en az üçte birinin uzaktan eğitime erişimi olmadığını; gerekli alt yapıya sahip olunsa bile evdeki sorumluluklar, ailevi problemler ve çalışmaya zorlanmak gibi sebeplerle katılım sağlanamadığını belirten UNICEF, araştırmasına coğrafi ayrımlarla devam ediyor. Buna göre Sahra Altı Afrika’daki çocukların %50’si okula devam edemezken bu oran Doğu Avrupa’da %34, Orta Doğu’da %40. Bunun dışında orta-alt sınıfa mensup çocukların 9/10’u ; kırsal kesimde yaşayanların ise ¾’ü bu süreçte eğitim hakkından mahrum bırakıldı. UNICEF, araştırmasını beş çocuktan birinin teknolojik imkansızlıklar yüzünden eğitime ulaşamadığı verisiyle noktalarken biz de bu sayıların hayatımızdaki karşılıklarıyla ilgilenelim.

Yukarıda pek çok farklı kuruluşun farklı eksenlerden farklı politik bakışlarla hazırladıkları verileri, istatistik biliminde uzmanlığı olmayan, ortalama matematik kabiliyetindeki bir lise öğrencisinin kaleminden okudunuz.  Elbette gözden kaçan noktalar söz konusudur ama gün gibi açık bir gerçek varsa o da eğitim haklarımızı -dolayısıyla geleceğimizi- elinde tutan bir avuç yetkilinin inisiyatifinde olan yüz binlerce hatta belki milyonlarca çocuğun (hepsi, hepsi değilse de ezici çoğunluğu) sınıfsal sebeplerle bu haklarından mahrum kalması; yıllarca süregelmiş yoksulluğun yoksunluk noktasına taşınmasıdır.

Homo Sapiens’ler tarihleri boyunca pek çok zaferi ve yenilgiyi deneyimlemiş, doğaya hakim olma savaşlarında muazzam adımlar atmışlardır. Fakat mevcut dünya düzeni bu ilerici adımların herkesi kapsamasını, seçkin bir azınlığın kısa vadeli faydasının geri planında görmektedir. Başka bir deyişle milyonlarca çocuk ve genç hayatını kazanacağı mesleği, fonksiyonları, edebî akımları, hatta okuma yazmayı ve toplum içinde yaşama kurallarını; doğduğu ailenin mensup olduğu sınıf, etnik köken, mezhep gibi sebeplerle öğrenememektedir. Ancak yukarıda sıralanan faktörlerin lehine çalıştığı seçkin azınlık karantinayı romantize edip hayatlarına minimum sarsıntıyla devam etmektedir. Örneğin Milli Eğitim Bakanı, yazının başında sayısal değerlerini göz önünde bulundurduğumuz yüzbinlere sırtını dönüp kendi özel okulundaki öğrencilere hibrit eğitim süresince okul bahçesinde 5-10 kişilik sınıflarda ders imkanı sağlayabilmektedir.

Güce, sermayeye, eli kolu uzun tanıdığa tapan bu düzenden çıkışımızı birbirimizde görüyoruz. Biliyoruz ki biz birlikte haykırdıkça duyulacak, birlikte birleştikçe yol alacağız. Kurtuluşun dayanışmada olduğunu bir kez daha vurguluyor; düşünen, yaratan, savunan tüm sıra arkadaşlarımıza iyi dersler diliyoruz.

Kaynakça:

https://www.dogrulukpayi.com/bulten/turkiye-de-uzaktan-egitim

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0