İstanbul Sözleşmesi 10 Yaşında!

İstanbul Sözleşmesi 10 Yaşında!

11 Mayıs 2011’de imzaya açılan resmi adı ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddettin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ olan İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı Türkiye’dir. Adında da uzunca geçtiği üzere her türlü şiddetin önlenmesi ve suç kapsamında sayılmasını temel alan ardından da şiddet failinin yargılanmasını öngören, mağdurunun korunması ve beyanının esaslığını kabul eden İstanbul Sözleşmesi kadın mücadelesi alanında en ileri nokta olarak kabul edilir.

Türkiye’de iktidarın çabasıyla her alanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yukarı tırmandığı, kadınların yerinin “kutsal” aile içinde tanımlandığı ve bu doğrultuda kadınların sosyal yaşamdan silinmeye çalışıldığı bir tablo hepimizin gözleri önünde yaratıldı. 2014 yılında yaptığı bir konuşmada “kadın ile erkek eşit değildir bu fıtrata terstir” diyen Erdoğan, peşi sıra kadın düşmanı söylemleri öncelemiş ve Türkiye’de kadın cinayetlerinin arkası kesilmeyecek bir biçimde artmasına sebep olacak devlet desteğini oluşturmuştur. Kadını ikinci sınıf vatandaş olarak sayan bu söylemler elbette ki şiddet faillerinin bir numaralı dayanağını oldu. AKP eli ile oluşturulan bu tabloda yaşamdan izleri silinen kadınların payına düşen ise taciz, şiddet, istismar… Kadına yönelik şiddet arttıkça şiddetin biçimleri ve bahaneleri çoğalmaya başladı; körüklenmiş bir nefretle boğularak, yakılarak öldürülen kadınlar, mahkemelerde takım elbiseleri ile ceza indirimi alan failler artık hayatımızın normali haline geldi.

İşte İstanbul Sözleşmesi’ni bizler için hayati kılan da tam bu nokta; yaşam hakkına müdahale eden, cinsel kimlikleri ötekileştiren, şiddet faillerini aklayan iktidara bunu böyle yapamayacağına dair yükümlülükler veren sözleşme, kadınlar için bir kalkan görevi üstleniyor. Sözleşmenin yükümlülüklerinden kısaca bahsedebiliriz; şiddetin en temel sebeplerinde biri toplumda kadın ve erkeğin eşit görülmemesi, toplumsal cinsiyet rollerinde kadının erkekten bağımsız ve hür kabul edilmemesi ve erkeğin ayrıcalıklı sayılmasıdır. Sözleşme, devletin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırması ve cinsiyetlerin eşit sayılacağı bir toplum yaratması koşulunda şiddetin ortadan kalkacağını söylüyor. Fakat bunun o kadar kolay olmayacağını, şiddetin yerleşmiş bir hal aldığını farkında olarak devam ediyor. Şiddete karşı kadınların beyanı esastır, eğer bir tehdit söz konusuysa kadını koruma altına al diyor. Peki ya koruma altına almanın sorumlulukları nelerdir? 6284 sayılı kanunda açıkça şu şekilde belirtiliyor; Korunan kişinin kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara uygun barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım, psikolojik rehberlik ve danışmanlık hizmetinin verilmesi, korunan kişinin iş yerinin değiştirilmesi, ortak yerleşim yerinden ayrı bir yerleşim yeri belirlenmesi ve hayati tehlikenin bulunması halinde aydınlatılmış rızaya dayalı olarak kimlik ve ilgili diğer bilgi-belgelerin değiştirilmesi. Tüm bu koruma altına alma sorumlulukları yerine getirildikten sonra şiddet önlenememişse şiddet failini yargıla, düzgün soruşturmayı yürüt ve gerekli cezayı ver diyor. Bu yükümlülüklerin sonuna da sözleşme, kadının güçlendirilmesine ve istihdamına yönelik planlar yaratılmasını talep ediyor.

Türkiye’de iktidarın ve gericilerin aileyi yıkıyor, eşcinselliği özendiriyor gibi savlarla sözleşmeye saldırması ve en nihayetinde gece yarısı yayınlanan bir kararname ile sözleşmeden çekilmesinin tek nedeni kadın düşmanlığıdır. Sözleşmeyi hiçbir zaman tam anlamıyla uygulayamayan ve hatta sözleşmeye muhalefet ederek kadın cinayetlerinin, tacizin ve tecavüzün önünü açan iktidar milyonlarca kadının iradesini tek bir imza ile yok edebileceğini sanıyor. Fakat bizler İstanbul Sözleşmesi’nin bir güvence olduğunu ve ancak uygulanırsa yaşayabileceğimizi biliyoruz. İstanbul Sözleşmesi, biz genç kadınların hayallerindeki dünya için bir başlangıç noktası ve mücadele miladı oluyor. Yobazlar, gericiler, homofobikler ve cinsiyetçiler istedikleri kadar uğraşınlar, biz genç kadınları, İstanbul Sözleşmesi’nin sağladığı koşulların yanında geri kaldığı bir gelecek bekliyor.

Bugün 10 yaşını dolduran İstanbul Sözleşmesi tek adamın imzası ile feshedilemez çünkü binlerce kadının mücadelesi ile kazanıldı. Sokaklarda, meydanlarda İstanbul sözleşmesi bizim!