Eğitimde devrim: Sovyetler Birliği örneği

Eğitimde devrim: Sovyetler Birliği örneği

Ekim Devrimi’nden sonra iktidarı ele geçiren Sovyetler için her şey daha yeni başlıyordu. Bir devrim olmuştu ama devrimden sonra halkın düşünceleri birden değişmemişti ki devrim karşıtı olanların sayısı azımsanamayacak kadar fazlaydı. Yurttaşlar devrim ideallerinden oldukça uzaktı. Çarlık Rusya’sında eğitim, belirli bir sınıfın tekelindeydi. Bilimsellikten ve laiklikten uzak bir yerdeydi. Eğitim sisteminin kökünden yıkılıp yerine yenisinin inşa edilmesi gerekiyordu. Bu doğrultuda adımlar atıldı.

Küllerinden doğan eğitim

Çarlık rejimi döneminde eğitim gericiliğin kıskacındaydı. Eğitime din ve dogmatik safsatalar hakimdi. Çarlık Rusya’sında din, insanın bilincini körelterek halkı istismarcı sınıfa hizmet ettiren bir araç görevindeydi. Ekim Devrimi’nden sonra gerici politikaların temizlenmesi yolunda adımlar atıldı. Lenin’in “Kiliseyi Devletten ve Okulu Kiliseden Ayırma Hakkında” adlıyla imzaladığı karar laiklik ile ilgili atılan ilk resmi adım olmuştur. Bu adımla yurttaşlara dine inanma ve inanmama hakkı tanımış, din topluma mal edilen bir konu olmaktan çıkartılıp bireylerin iradesine bırakılmıştı.

Sosyalizmde eğitim her birey için hak ve sorumluluktur. Bu ifadenin yerine getirilebilmesinin yolu parasız eğitimden geçer. Parasız eğitim derken neyi kastediyoruz? Sovyetlerde parasız eğitim nasıldı? Öğrencilerin eğitim için para ödemediği ayrıca eğitim ihtiyaçlarının da ücretsiz olarak karşılandığı bir sistem hakimdi. Yurtlarda kalan öğrenciler ise ücretsiz olarak barınma ve yeme-içme gibi temel ihtiyaçlardan ücretsiz faydalanabiliyorlardı. Ülke çapında yaygınlaştırılan bu sistem tüm yurttaşlara okuma-yazma imkanı sağlamıştır.

Sovyetlerde öğretmenlere de önemli görev düşüyordu. Öğretmenlik kalkınma hedefleri doğrultusunda topluma öncülük etme misyonuna sahipti. Öğretmenlerden, sadece kalkınma hedefleri için gerekli kadroların yetiştirilmesi istenmemiş aynı zamanda söz konusu hedefler doğrultusunda toplumsal ilerlemeye liderlik etmesi ve öncülük rolünü üstlenmesi de beklenmiştir. Bu rolleri de yerine getirirken öğrencilerin yaratıcılığını kaybetmemesine vurgu yapılmış ve bu vurgu şu sözlerle desteklenmiştir: “Öğrencilere, bulutların elektrik yüklü olduğunu gösterebilmekten kıvanç duyuyoruz. Fakat öğrenci bir yandan bu bilgiyi özümlerken, bir yandan da yine bulutlarda ‘okyanusta dolaşan yelkenliyi’ görme yeteneğini kaybederse, bu çok üzücü olur”.

Sovyetlerin bilimde yaptığı atılımlar, Sovyetlerin ulusal politikasında önemli bir parçası olarak rol oynadı. Sovyetlerdeki bilim ve teknoloji, Sovyet devletinin ideolojisi ve pratik işleyişi ile yakından bağlantılıydı ve diğer ülkelerdeki modellerden hem benzer hem de farklı yollarla takip edildiler. Sovyetlerin yetiştirdiği bilim insanları teorik düzeyde birçok alanda başarılı çalışmalar ortaya koydu. 1961’de Sovyet kozmonot Yuri Gagarin, yapılan çalışmalardan sonra uzaya çıktı. Sovyetler Birliği’nde 20. yüzyılın ikinci yarısında özellikle matematikte, fizikte ve uzay teknolojisi çalışmalarında devletin doğrudan katkısıyla büyük ilerlemeler kaydedildi.

1917’de halkın 9-49 yaş arası nüfusunun yaklaşık yüzde 80’i okur-yazar bile değildi. Bu oran çarlık tarafından sömürülen diğer halklar arasında da oldukça düşüktü. Örnek verecek olursak, Özbeklerin yüzde 1.7’si, Türkmenlerin yüzde 0.7’si, Taciklerinse sadece yüzde 0.5’i okuma-yazma biliyordu. Rusça, Sovyetlerde en çok konuşulan dildi fakat nüfusun yalnız üçte biri bu dili konuşmaktaydı.   Sovyetler Birliği’ndeki ülkelerin tamamında eğitim anadilde yapılıyordu. Anadili Rusça olmayan okullarda ikinci dil olarak Rusça veriliyordu.  1920’li yılların sonuna doğru ülkede okur-yazar oranı yüzde 56.6’ya çıkarken, 1939’larda Sovyet yurttaşlarının neredeyse tamamı okuma yazma biliyorlardı.

Politeknik

(…) daha genç yaşta üretken emeğin eğitimle birleştirilmesi, bugünkü toplumun dönüşümünü sağlayacak en güçlü araçlardan biridir” -Karl Marx

Yunanca’dan ‘çok yönlü teknik ve beceri’ olarak çevirebileceğimiz politeknik eğitim, ‘kafa ve beden’ emeği arasındaki karşıtlık ortadan kalkarken çok yönlü insanın yaratılması kaygısının ürünü ve yanıtıdır. Politeknik eğitimde birden fazla meslek içeriğinin tamamını bilecek şekilde bir eğitim verilmemektedir. Burada önemli olan mesleğin dayanağı olan bilimsel ilkelerin kişiye kazandırılmasıdır. Böylece kişi mesleğin temellerini kavramaktadır. Verilen eğitimler ile öğrencilerin meslek seçiminde daha doğru karar verdiklerini de söyleyebiliriz.

Sovyetlerin politeknik eğitime geçmeleri sancılı bir süreç olmuştu. Sosyalizme geçen Sovyetlerin daha acil ihtiyaçları bulunuyordu. Ülke iç savaşa tanık olmuştu. Üretimin tekrar sağlanması ve halkın refahı daha öncelikli ihtiyaçlar arasındaydı. Lenin, politeknik eğitimin bir an önce hayata geçirilmesini savunuyor ve bunun ertelenemez görev olduğu hakkında vurgu yapıyordu.

Politeknik eğitimde; okula yakın çiftlik, fabrika, sanayi atölyesinde uygulamaların bazılarında pratik üretim faaliyeti verirdi. Öğrenciler, eğitimlerin zorunlu olan kısımlarını tamamlayıp 2 yıllık teknik okullara devam edebiliyorlar ve sonrasında hemen iş imkanı bulabiliyorlardı. Yükseköğrenime gitmek isteyen öğrenciler için de başarılı olanlar sınavsız, başarısız olanlar da sınava girerek eğitimlerine devam ediyorlardı.

Politeknik eğitim sadece bir okul sorunu değil, aynı zamanda politik, ideolojik bir sorundu. Kapitalizm; siyaset, ekonomi, sanat ve kültür gibi alanların yanı sıra eğitim alanında da yabancılaşmaya yol açtı. “Yabancılaşan insan” aslında diğer tüm yetenekleri körelmiş, içinde bulunduğu üretimin bütününden bihaber bir insandır. Bu yabancılaşmanın önüne geçmek için “çok yönlü insan” düşüncesi politeknik eğitim ile gerçekleştirildi.

Kadın Mücadelesi

Çarlık rejiminde eğitimin gericiliğinden bahsetmiştik. Bu gerici politikalar doğrultusunda Rusya’da cinsiyetçi bir anlayış egemendi; dolayısıyla kadınlar eğitimin dışında tutuluyordu. Kilise ve sermaye kadını; evde kalmaya, yemek yapmaya, çocuk bakmaya mahkum ediyordu. Sovyetler Birliği’nde tüm emekçilerle birlikte kadınların da konumunu kökten değişti. Çarlık Rusya’sı tarafından eğitimin ve üretimin dışına itilen kadının topluma katılabilmesinin yolları açıldı.

Atılan adımlar arasında çocukların bakılabileceği kreşler açıldı, kadının “ekonomik, kültürel, toplumsal ve politik yaşamın bütün alanlarında erkeklerle eşit hakları” anayasal güvence altın alındı ve hukuksal düzenlemelerin hayat bulmasının koşulları da yaratıldı. Sovyetlerde kadınların mesleki niteliklerini geliştirebilmeleri için eğitim ağı kuruldu. Kurulan akşam okulları ile çalışmalarına ara vermek zorunda kalmadan mesleki eğitimi ve bunların yüksek eğitimini alması sağlandı. Kadınlar politik, ekonomik ve eğitim alanında kazandığı eşitlikler sayesinde her türlü alanda çalışma yapabildiler. 1947 yılına gelindiğinde Sovyetlerde 250 bin kadın teknisyen ve mühendis, 100 bin kadın doktor olarak çalışıyordu. 1955 yılında ise yüksek okul ve üniversitelerdeki öğrencilerin %50’ye yakını kadındı. Aynı yıllarda Sovyetler Bilimler Akademisi çalışanlarının %42,3’ü kadındı. Üniversitelerde öğretim elemanlarının %30’undan fazlasını kadınlar oluşturuyordu. Kadın, Sovyetlerde Avrupa ortalamasının çok daha üstünde bir oranda çalışan nüfusa katıldı.

Sovyetlerin Ekim Devrimi’nden dağılmasına kadar geçen sürede verdiği eğitim mücadelesini incelemiş olduk. Bugün bizim eşit, parasız ve bilimsel eğitim taleplerimizi bir hayal olarak görüp bu isteklerin olmayacağını/olamayacağını düşünenler için önlerine Sovyet deneyimini sunuyoruz. Sovyetlerin bugün olmaması onların verdiği mücadelenin haksız olduğu veya yanlış olduğu anlamına gelmez. Sovyet deneyimi, sosyalizmin haklılığını tüm dünyaya göstermiştir. Biz bugün bu deneyimden ders çıkartıp, yolumuza emin adımlarla ilerlemeliyiz.

Yazarın önerisi:

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0