Dionysos’tan Brecht’e; Brecht’ten Direnişe

Dionysos’tan Brecht’e; Brecht’ten Direnişe

Tiyatroyu kısaca; insanlık tarihiyle başlayan, jest ve mimiklerin bolca kullanıldığı, içinde diğer sanatları da barındıran en kapsamlı sanat dalı olarak özetlemek mümkün fakat bugünün Türkiye’sinde var olan ve var olmakta direnen tiyatro; bundan çok daha fazlası demek. Ne demek peki “çok daha fazlası” ? Buna gelmeden önce Yunan mitlerinden başlayarak tiyatronun sürecine bir göz atalım. Bu mitlere göre Yunan toplumunda tiyatronun çıkışı, şarap ve bereket tanrısı Dionysos’u  kutsamak için yapılan şenliklerde bir koronun söylediği şarkılardır. Koro, bu şarkılarda farkı kişilerin konuşmasını canlandırmak için jest ve mimiklerden yararlanır. Daha sonra oyuncu ve yazar olan Thespis, bu koronun karşısına, farklı kişilikleri farklı maskelerle temsil eden bir oyuncu koymaya başlar ve böylece daha farklı anlatım biçimleri denenir. M.Ö 534’te Atina’daki ilk tiyatro şenliğinde, Thespis’in bir tragedyasının ödül kazanmasıyla birlikte ise tragedyalar Dionysos şenliklerinin bir parçası olarak gelenekselleşir.

Tiyatro bugünlere kadar nasıl geliyor?

Tiyatro ilk kez M.Ö. 6. yüzyılda Yunan toplumunda dinsel törenden özerkleşerek bir sanat türü haline geliyor. Bugünkü “oyun” biçimine ulaşıyor. Bu yüzyılda oyunlarının bir bölümü günümüze kadar gelebilen Aiskhylos, Sopokhles, Euripides gibi tragedya; Aristophanes gibi komedya yazarları yetişiyor. Bu yazarların yapıtlarında büyü ve sihirin yerini çağdaş düşünce alıyor, taklit teatral bir değer kazanıyor ve elbette Yunan mythoslarından esinlenilmeye devam ediliyor. Özellikle de Aiskhylos, Sofokles ve Euripides konularını mitolojiden alan oyunlar yazıyor. Ardından bu üç yazar da sonradan Aristo’nun Poetika’sında buluşuyorlar.

Aristo, Poetika’da çok gelişmiş bir sanat kuramını ortaya koyuyor. Ona göre sanat taklittir, sanatçı ise taklit edendir. Doğada var olan tüm seslerin taklidi müzikle, fiziksel dünyanın taklidi resim ve heykellerle, yaşam ise trajedi ve komedilerle taklit edilir diyor kısaca. İşte serüvenini başlangıcı özetle buraya dayanıyor.

 

Süreci biraz ilerletip 1920’lere baktığımızda Piscotor tarafından Politik Tiyatro kuramının ortaya çıktığını görüyoruz. Bu tiyatronun amacı seyircinin tanıdığı, yaşadığı olaylar ve güncel sorunların sahneye getirilmesi oluyor. Piscotor, alman faşizmine karşı sanatın örgütlü mücadelesinin temelini atan önemli isimlerden biri haline geliyor. Bu süreci “Tiyatro politik bir cepheye dönüşmüştü ve artık ancak politik terimler içerisinde değerlendirilebilirdi.” diyerek özetliyor.

1927’lere gelindiğinde ise Bertolt Brecht’in, doğrudan toplumcu felsefenin etkisiyle oluşturduğu ve seslendiği seyirci kitlesini de emekçi sınıf olarak belirlediği bir kuram olan Epik ya da Diyalektik Tiyatroyla tanışıyoruz. Bu tiyatro kuramının asıl amacı tiyatroyu bir lüks olarak elit kesimlere göstermek değil, aksine tiyatronun sıradan halkın gündelik sorunlarına indirilebileceğini göstermekti. Epik tiyatroyu politik tiyatrodan ayıran unsurlardan biri, epik tiyatronun seyirciyi üstlenmeye çağırdığı aktif tutumdur. Epik tiyatro seyirciyi bir gözlemci yapar ve ondan yargıya varmasını ister. Bir diğer unsur ise “yabancılaştırma”dır. Brecht’in yabancılaştırması, diyalektik materyalizm  felsefesiyle doğrudan ilişkili. Yani herhangi bir durumu aslında bildiğini sanan seyircinin yabancılaştırmayla gerçek bilgiye ulaşmasını sağlamaktır buradaki amaç.

                                             

Süreci biraz daha ilerletip bugünlere gelip, yazının başında neden tiyatronun “çok daha fazlası” olduğunu açıklayalım. Bugün özellikle ödenekli tiyatroların başından sonuna, her bir anına uygulanan sansürler ve baskılar birçok tiyatro oyununun sahnelenmesine olanak vermiyor. Hasbelkader sahnelenen oyunlar ise daha prömiyere bile çıkamadan defalarca kez değiştirilip birçok sahnesi kesilip atılıyor. Özel tiyatroların sağ kalanları ise 2019’dan bu yana pandemi ile başlayan ve bir çığ gibi büyüyen ekonomik krizle boğuşuyor. Yani tiyatro bugün sanattan çok daha fazlası, kültürel aktivite olmanın çok daha ötesinde. Bugün tiyatro varlığını kaybetmemek için bir direnişte. Direnmenin en güzel yanı ise kazanmakta… Bu inanç ve dayanışmayla en uzun gecelerin de sabahına birlikte çıkacağız.

Seyirci koltuklarından eksik olmadığımız, doyasıya kutlayacağımız nice 27 Mart’lara…

27 MART DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN!

Yazar: Irmak Karayel

Eskişehir Anadolu Üniversitesi

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0