Dilimizle, ırkımızla, farklılıklarımızla yaşayacağız!

Dilimizle, ırkımızla, farklılıklarımızla yaşayacağız!

Amerika’da yaşanan George Floyd olayı, kapitalistleşmenin zirvesinin yaşandığı ve “özgürlükler ülkesi” olarak adlandırılan Amerika’da dahi yüzyıllardır sapasağlam ayakta duran,sadece yıkıma, zarara ve acıya sebep olan “ırkçılık” felsefesinin hala dünya üzerinde ne kadar yoğun bir şekilde yaşandığının büyük kanıtlarından biridir.

Irkçılık olarak adlandırdığımız, bir ırkın, bir milletin diğerinden daha üstün olduğunu savunma eylemi çok uzun zamandır acımasız insanlarca uygulanılan bir eylemdir. Dünyanın her yerinde yaşanılan ancak bizim çoğunlukla sosyal medyada gündem olduğunda kulaklarımızı ve gözlerimizi açabilmeyi akıl ettiğimiz, hatta belki de kendi yaşamımızda karşılaştığımızda sessiz olmayı tercih ettiğimiz  bu korkunç inanç, insanı en kötüye sürükler. Farklı ülkelerde ten renginden dolayı ortaya çıkan ırkçılık olaylarına karşı çıkmayı bilip, kendi ülkesinde farklı milletten bir insanı dışlayan, alçak gören her birey, tamamen içinde çelişmekle birlikte, kendisinin de belirli durumlarda kınadığı bu faşist tutumu sergileyen ve bunun farkında dahi olmak istemeyen kişidir.

Irkçılık denen bu kötü ve alçakça zihniyeti “hastalık” olarak tanımlamak yanlıştır. Hastalık olarak tanımlandığında ırkçı bir kişiye bir neden verilir, onun böyle olması çeşitli diğer psikolojik rahatsızlıklar gibi normal karşılanır hatta hafife alınır. Ancak bu korkunç düşünce hastalıktan çok daha öte bilgisizlik, umursamazlık, kendini beğenmişlik ve belki de bizim dahi aklımıza gelemeyecek çok fazla yanlış düşünce ve duygunun birleşiminden insan eliyle oluşmuş bir ideolojidir. Kimse bir insanı farklı özelliklerinden dolayı küçük görebilecek bir yapıda doğmaz, kimsenin henüz küçük bir çocukken farklılıklara nefretle yaklaştığı görülmez insan büyüdükçe çevresindeki yanlış düşünceler onu etkilemeye başlar, doğruyu araştırıp görmekle uğraşmak istemeyen binlerce kişi günün sonunda kendini birilerinden üstün görmeye başlayıp, ayrımcılık yapar. Irkçılık bir hastalık değil, insanlık suçudur. Irkçılığın herhangi bir bahanesi olamaz, bir insanın, bir ırkın, bir milletin kendini diğerinden daha üstün görme gibi bir hakkı olamaz.

Gündemimizdeki George Floyd olayının en önemli unsurlarından bir diğeri de şiddetin güya vatandaşı koruması ve savunması için görevlendirdiği bir polis tarafından gerçekleştirilmesi. Polisliğin yasal olarak amacı halkın huzur ve güven içinde hissetmesini sağlamak olmasına rağmen, neredeyse her ülkede bu meslek tamamen legal bir şekilde şiddet yanlısı olabilme inancına sahip insanların eline geçmiş, bu insanlar tarafından halka korku, ümitsizlik ve acı verilmiştir. Halkın korunmak amacıyla gittiği bu insanların ırk, cinsiyet, yönelim, etnik köken fark etmeden o vatandaşa karşı görevini yerine getirmesi gerektiği halde kendilerinde olan gücü tamamen kötüye kullanıp kafalarına estikleri gibi davrandıklarına şahit oluyoruz. Halkı korumak yerine halka ateş açan, onu kendi içinde ayıran, onu korkutan bir meslekle karşı karşıya kalıyoruz böylece. “Onlar da emir kulu” demek, yaptıkları şeyler için bahane buluyor, yaşattıklarının küçümsenmesine neden oluyor. Polislik halk için vardır, vatandaşların sağlığı ve güvenliği için vardır. Ancak bu mesleği yapanların gereken görevler dışında neredeyse her şeyi yaptığını görüyoruz. “Kanun benim, benim dediğim olacak!” şeklinde bağırabilme hakkına sahip olduklarını düşünen bu insanlar yüzünden canını kaybeden, susturulan, acı çeken ve en önemlisi umudunu kaybeden milyonlarca vatandaş var.

Amerika’da yaşanan bu ırkçı polis şiddeti ve bu şiddet sonucunda yaşamını yitiren George Floyd adlı siyahi bir vatandaşın videosunun yayınlanmasıyla ülkenin ve dünyanın çoğu yerinde çıkan protestolar, haykırışlara karşı ciddi ölçüde zarar verici olan polis karşılığını yeniden görüyoruz. Orada yaşananlar bize Gezi’yi tekrardan hatırlatıyor. Birlik olan bir halkı görmek, başkaldırışları görmek, haklarını savunan bireyleri görmek içimizi kıpır kıpır ediyor. Ancak bunları yaşarken bir yandan da 21. yüzyılda hala bir insanın sadece ten renginden dolayı aşağı görülmesine, öldürülmesine şahit olmak içimizdeki öfkeyi de artırıyor. Unutmamamız gerekenleri iyice aklımıza yazmak gerekiyor. Irkçılıktan,polis şiddetinden zarar gören, öldürülen her bireyin adını bağırmaya devam etmemiz, olanları tekrardan ve tekrardan hatırlamamız gerekiyor. Irkçılığa, ayrımcılığa, faşizme karşı bir olup savaşmaktan başka bir çaremiz yok. Çünkü tek kurtuluş yine bizden, birliğimizden geçiyor.

                     

 

 

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0