Bu dünyadan Charlie Chaplin geçti

Bu dünyadan Charlie Chaplin geçti

Hafızalarımızda bıyığı, melon şapkası, paytak yürüyüşü ve durmadan salladığı bastonu ile yer edinen beyaz perdenin aykırı karakteri Şarlo, yani Charlie Chaplin…

Londra’nın fakir bölgelerinden birinde doğan Charles Spencer, her ikisi de müzikhol oyuncusu olan ebeveynlerinin gölgesi ile sahneye küçük yaşta adım attı ve sekiz yaşında bir klog dans gösterisi olan Sekiz Lancashireli Delikanlı ile ilk sahnesini almış oldu. Annesinin sesini kaybetmesi ile giderek kötüleşen ekonomik durumları, beraberinde annesinin psikolojisinin bozulmasına yol açtı. Bu süreç içinde Chaplin’in hayatı ise yatılı okul ve yetimhane sıkıntıları içinde geçerken, ara ara sokakta dahi kalan Chaplin, geçici sahne işleri ile hayatını idame ettirmek zorunda kaldı. Üvey abisinin iş bulması ile 1910’da Amerika’ya yerleşen Chaplin’in sanatsal kariyeri de başlamış oldu. 1913’e kadar Karno’yla çalışarak sayısız müzikhol skeçlerinde yer alan Chaplin, Mack Sennettt ile tanışarak filmlerde rol almak üzere sahneye veda etti. Yıldızının parlayacağı sinema sektörüne, 2 Şubat 1914’te Henry Lehrman yönetmenliğinde ‘’Yaşıyor Gibi Yapmak’’ filmi ile atılmış oldu.

Sonrasında ise Chaplin kimilerine göre acınacak halde olan hüzünlü hali, aynı zamanda da komik hareketleri, sakarlıkları ile herkesi güldüren, küçük komik serseri Şarlo karakteri ile dünya çapında ün kazanmış oldu. 2 Yıl içinde ABD’nin en tanınmış kişisi haline gelerek haftada 2 film çevirecek bir güç kazanan Chaplin, olağanüstü bir başarı göstererek kısa süre içinde kendi filmlerini yönetme hakkına sahip oldu. The Kid (1921,Yumurcak), The Gold Rush (1925,Altına Hücum), City Lights (1931,Şehir Işıkları), Modern Times (1936,Modern Zamanlar) ve The Great Dictator (1940,Büyük Diktatör) filmleri ile uzun metraj komedi filmlerini giderek geliştirmeye ve hiç durmadan yükselmeye devam etti.

Chaplin’den bahsederken değinmemiz gereken bir diğer önemli konu ise onun yüksek toplumsal hassasiyeti ve sanatına da rengini çalan politik tutumudur. O dönemin dayattığı yoğun baskı sebebi ile Alman Komünist Partisi’ne olan yakınlığını açıkça ifade edemeyen Chaplin, politik tavrını, eleştirisini sanat emeğine katarak halkın algısı ve samimiyetine yansıtmıştır. Maaş Günü, Modern Zamanlar ve Altına Hücum filmlerinde işçi sınıfını temsil ederek, işçi sınıfını yine işçi sınıfının kendisi ile karakterize ederek tanıtmış olup, kapitalist sistemin yıkıcı, sömürücü etkisine dikkat çekmiştir. Özellikle Büyük Diktatör filmi ile Hitler’i karikatürize ederek nazizm, emperyalizm, militarizm, faşizm eleştirileri ile sessizliğini ilk defa bozmuş olan Chaplin, faşizmin doğasını açık bir şekilde gözler önüne sermiştir. Yıllardır sessizliğini koruyan Chaplin, bir anda adeta bastırılmış, ezilmiş, sömürülmüş tüm kitlelerin sesine dönüşmüştür. Gasbedilen işçi haklarına karşı, kapitalist sistemi ve onun tüm yönetici zümrelerini hedefine alarak yermiş, sistemin kusurlarını sanatıyla resmetmiş ve halkı örgütlenmeye karşı harekete geçirmiştir.

2.Dünya savaşı sırasında ise Almanlara karşı ikinci bir cephe çağrısında bulunması ile manşetlerde yer almış ve Yahudi olduğu iddası ile de siyasi eleştirilerinin üzeri karalanmaya çalışılmıştır. Mavi Sakal hikayesinin iğneleyici bir uyarlaması olan Monsieur Verdoux (1947) ile de pek çok siyasal zümrenin yanı sıra ABD ordusunun da hayli canını sıkarak, sinirlendirmiştir. Sonrasında ABD hükümetinin vergi borçlarından dolayı sıkıştırması, bazı politikacı ve köşe yazarlarının hükümet karşıtı gizli etkinliklere dahil olduğu iddia edilmesi üzerine Chaplin 1952’de ülkeyi terk etti. Ardından Amerika’daki politik atmosferin kızışması ve soğuk savaş etkisiyle Hollywood’da sürdürülen komünist avı ile ABD’ye girişi yasaklandı, ardından ailesi ile birlikte İsviçre’ye yerleşti. Bundan böyle eleştirel sanatını ele almaya hayatının geri kalanını geçirdiği İsviçre’de devam eden Chaplin, 25 Aralık 1977’de burada hayata veda etti. Bugün, ölümünün 43.yıl dönümünde kaleme aldığımız yazımızla sanatını ve mücadelesini anıyoruz.

Sözlerimi Charlie Chaplin’in Büyük Diktatör filmindeki o etkileyici konuşmasından bir kesit yaparak bitirmek isterim:

‘’İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek, diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecek. Son insan ölene kadar özgürlük yok olmayacak!

…Siz insanlar güce sahipsiniz. Makineleri yapacak güce, mutluluğu yaratacak güce… Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sahipsiniz. Hayatı olağanüstü bir maceraya çevirecek olan da yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına haydi sahip olduğumuz bu gücü kullanalım. Birleşelim! Yeni bir dünya için savaşalım, insanca bir dünya için… Herkese çalışma şansı verecek, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım… Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler. Ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar. Hiçbir zaman tutmayacaklar! Diktatörler sadece kendilerini özgürleştirir, insanları ise esarete mahkum ederler. Haydi şimdi bu sözleri tutmak için savaşalım. Dünyayı özgürleştirmek için savaşalım. Uluslar arasındaki sınırlar olmadan yaşayabilmek, kendimizi hırstan nefretten ve hoşgörüsüzlükten arındırmak için… Sağduyulu bir dünya için… Bilimin ve gelişmenin bütün insanlığa mutluluk getireceği bir dünya için savaşalım!’’

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0