Boyacıköy’de kanlı bir aşk cinayeti

Boyacıköy’de kanlı bir aşk cinayeti

Murathan Mungan, Boyacıköyde Kanlı Bir Aşk Cinayeti adlı öyküsünde mutluluktan, aşktan, huzurdan vazgeçmeyi, umutsuzluğu ve karamsarlığı işler. Öyküde, kahramanımız Genç Adam her zamanki gibi Boyacıköy’ün köhne sokaklarından geçerek deniz kenarındaki Boyacıköy Durağı’nda otobüs beklerken durağın karşısındaki restoranın önünde siyah bir araba durur. Arabadan simsiyah giyinmiş üç suratsız adam ve beyaz tüller içindeki ‘Gelin’ iner. Mutsuz Gelin ve suratsız adamlar restoranda nikâh yemeğine otururlar, Gelin ve ‘Genç Adam’ dakikalarca bakışarak âşık olurlar. Genç Adam durağa gelen hiçbir otobüse binmez, nikâh yemeği bitince Gelin’e aşkını ilan eder. Gelin onu sevmesine rağmen gitmek zorundadır, evleniyordur. Genç Adam cebinden silahını çıkarır ve öldürür Gelin’i. Mungan, hikâyenin ilk sayfalarında oldukça yoğun mekân tasvirlerini yaparken öznel ifadeler, benzetmeler, kişileştirmeler ve akışa müdahaleler kullanarak okuyucunun zihninde hikâyenin temasını kurgulamıştır. Boyacıköy alabildiğine hüzünlü, kasvetli, karamsar anlatılır; Genç Adam için de aynıları geçerlidir ancak yazar, doğrudan karakterin soyut portresini çizmek yerine mekân unsurlarına da ağırlık vererek anlatımın simgeselliğine hizmet etmiştir. Gelin ise tüm bu karanlığın ve kasvetin ortasında anlatılan Genç Adam’ın umududur, fakat evleniyordur. Hikâyenin sonunda arabaya binip gitmesine bile izin verilmeyerek öldürülür, Genç Adam hayal kırıklığındansa son umudunu kendi seçimiyle yok eder. Sonrasında da oradan kaçmaz; otobüsünü bekler, gelince de binip gider. Tüm bunlar okuyucunun gözüne sokulmadan, kanlı bir aşk cinayeti suretinde anlatılır. Bu noktasıyla kapalı diyebileceğimiz anlatı, her okuyanın kendisinden bir şeyler bulabilmesini kolaylaştırarak okur ve karakter arasındaki bağı perçinlemiştir. Murathan Mungan’ın -şair kimliğiyle de bağdaşacak şekilde- okuru düşündürmek yerine karakterin duygusuna ortak ettiği bu hikâyede yer betimlemeleri ve simgesellik sayesinde anlatı didaktizmden uzaklaşarak lirik bir görünüm kazanmıştır.

“Denize inen sokakların tarihinde bir yeri var mıdır? bilinmez. Ne ki yol kesen denizlerin kuşattığı bütün sokaklar, bir yerde gelir buluşur durağın biriyle.

Boyacıköy Durağı.

Boyacıköy Durağı, bir hüznün mekânıdır. Dört mevsim sonbaharı yaşar. İnerken solda bir telefon kulübesi durur. Boyası dökülmüştür, köhne bir görünüşü vardır. Telefon   kulübelerinin   tarihini   bilmemiş   olsanız,   onun   için   rahatlıkla   “asırlık” diyebilirsiniz.   Eski   rum   meyhanelerine,   kumsallarda   çatılmış   küçük   balık lokantalarına benzer. (Gel ey denizin nazlı kızı ve laterna) Bırakılmış çiftlikler, terk edilmiş   ahşaplar   gibidir.   Bırakılmış   hayatlar   gibi.   Sanki   oradan   hiçbir   yerle konuşamazsınız, orası yalnızca bir konuşma umududur; umutsuzluk telefonlarının edildiği, kederli haberlerin iletildiği: ölüm, intihar, ayrılık, karasevda ve benzeri… Telefon    kimsesizlikleri   yaşayanlara, gece   yalnızlıklarını   telefonlarla   gidermeye çalışanlara oradan telefon edilir. Umutsuz defter satırlarında mayınlı numaraların izini sürenlere, hiç ses verilmeden kapatılan çaresiz arayışlara, bir sese, bir soluğa sığınarak gecelere tutunanlara, hep oradan telefon edilir.”

Yukarıda görüldüğü üzere tasvirler fiziksel ve nesnel olmaktan çok özneldir. Mungan sık sık benzetmelere başvurmuş (bırakılmış hayatlar’ gibi), hatta daha da ileri giderek telefon kulübesinin betimlemesinde kulübenin işlevinin hüzün ve kederden ibaret olduğunu anlatmıştır. Kederli telefon kulübesi motifiyle iletişimsizliği (“kimse kimseye dilini öğretemez o telefonda”), karamsarlığı ve çaresizliği (umutsuz defter satırlarında mayınlı numaralar”) buradan arama yapanlar üzerinden Genç Adam’ın çaresizliği ve yalnızlığına vurgu yapmıştır. Bahsedilen acı haber telefonları karakterin hikâyeden önce kırılan umutlarına işaret ettiğinden, Gelin’in temsil ettiği “umut” kavramıyla tezat kurarak temayı sağlamlaştırır.

Boyacıköy’ü betimleyerek ilerleyen paragraflarda da mekânın kasvetiyle birlikte oradaki herkesin ve her şeyin yalnızlığı, terk edilmişliği anlatılır. Kulübenin ardında iki katlı, yaşlı bir bina vardır. Bir bırakılmış duygusu taşır lodosun eskittiği yüzünde. Pencerelerine hep yağmur yağar. (Camlarında yağmur izi) Gençliğine doymamıştır.” Yazarın kullandığı kişileştirmeler sayesinde hedeflenen şiirsellik kuvvetlenmiş; ayrıca basit bir yer tasviri üzerine uzun uzadıya Genç Adam’ın ruh halini anlatmak yerine karakterin portresini mekân tasviri yoluyla çizmesi sayesinde kullanılan kahraman bakış açısına rağmen okuyucunun öyküyü Genç Adam’ın gözünden görebilmesini kolaylaştırmıştır.

“Tam karşıya geçerken, bir gelin arabası yavaşlayıp durdu.

Simsiyah,  upuzun  bir  gelin  arabası,  süssüz,  gösterişsiz.  Tüller  içinde bir  Gelin, karalar içinde bir Damat. (Çelişkinin sosyal apaçıklığı) Ve biri arabayı kullanan olmak üzere iki kişi lokantanın kıyısına demir attılar. Tüller içerisindeki geline şöyle bir göz attı Genç Adam; bir siyahlık ve kırmızılık çarptı gözüne. O kadar. Bütün yüzü o kadardı sanki.

Çocukluğu ve bütün aile albümleri uyanmıştı.”

Yukarıdaki paragrafla birlikte Boyacıköy’ün olağan ve durağanlığına tezat oluşturacak ‘umut’ kavramı Gelin suretinde hikâyeye girmiş oluyor. Görüldüğü gibi Genç Adam, Gelin’e değil,  tam karşısında sonsuz bir fotoğraf gibi duran bu Gelin” ile olabilme ihtimaline âşık oluyor. Bu Gelini deli gibi seviyordu. Bu düşü deli gibi seviyordu.” Fakat umut motifi için seçilen tipin yoldan geçen herhangi bir kadın değil bir gelin olması kendi içinde bir çelişkiyi barındırıyor: bu kadın evleniyor. Mungan burada da durakta otobüs bekleyen Genç Adam’ın kendi geleceğine geç kaldığını okura doğrudan söylemeden daha kapalı ve tezatlı bir anlatıyla sunuyor. Öykünün sonuna yaklaşırken bunu Gelin’in ağzından da duyuyoruz.

“Gitme, seni seviyorum,” dedi.
“Biliyorum,” dedi gelin. “ama yapacak bir şey kalmadı artık.”
“Beni seviyor musun?” diye sordu Genç Adam.
“Böyle olacağını biliyordum zaten. Evleneceğim gün böyle bir şeyin olacağını…”

“Seni seviyorum,” dedi Gelin. “Ama yalnızca seviyorum.”
“Artık seni bırakamam.”
“Evleniyorum ben. Gitmek zorundayım.”
“Buna izin veremem.”
“Çaresizim inan. Ne yapabiliriz ki hem? elden ne gelir? her şey için çok geç. Ben de ömrüm boyunca seni bekledim. Ama geç geldin sen. Çok geç.”
“Daha önceleri hep başka şeyler oldu, başka şeyler, hep ayağıma takılan bir sürü şey…”

“Niye anlamıyorsun?” dedi Gelin. “Aşkımız bir günahtı.”
“Son sözün bu mu?”
“Bu,” dedi Gelin. “Yazık ki bu.”
“Ama hiçbir şey konuşmadık ki, hiçbir şey konuşmadık daha.”
“Konuşacak bir şey yok inan. Geç kaldın. Geç kaldık. Hepsi bu. Ama düşünsene hiç olmazsa severek ayrılıyoruz. Hiç olmazsa bu ayrılığı yaşatacağız kendimizde.”
“Adını söyle bana, hiç olmazsa adını söyle.”
“Ne önemi var adımın? Zaten şu yaşadığımızın da bir adı yoktu ki sevgilim. Yaşandı, güzeldi ve bitti. Ayrılık bir sevda kaderidir. Bilirsin; öğrenmiş olmalısın. Öğretmiş olmalılar.”
“Seni bırakmam. Bırakamam.”
“Sana mutluluklar dilerim. İnan böyle ayrılmak istemezdim. Ayrılmak istemezdim. Elveda. Hayatımda ilk kez elveda diyorum.”

Genç Adam dirense de Gelin’i ikna edemediğinde onu tüller içerisinde kara bir nagant tabanca ile öldürüyor. Genç Adam anladı ki kurtuluş yoktu, tetiği çekti.” Yazar, önce karamsarlığını, sonra umudunu anlattığı Genç Adam’a kendi umudunu kendi öldürdüğü bir son yazdıktan sonra; hikâyeyi karakterin durağa geri dönüp otobüs beklemeye devam etmesiyle bitirerek okuyucunun zihnini sonrasının merak etmek yerine,  anlatılan vazgeçişi sindirmeye yönlendiriyor.

Sekiz sayfalık bu kısa öykü bir ana fikirden ziyade bir tema etrafında inşa edilerek okuyucuda şiir benzeri bir etki bırakmak hedeflenmiştir.  Murathan Mungan ayrılık temalı Yalnız Bir Opera şiirinde Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını/ Takvim tutmazlığını/ Aramızda bir düşman gibi duran/ Zaman’ı/ Daha o gün anlamalıydım/ Benim sana erken/ Senin bana geç kaldığını” dizeleriyle işlediği ‘geç kalma’ kavramını bu kez ‘umut’ temasındaki bu hikâyenin vedalaşma diyaloglarda kullanmıştır. Okuru duygulandırma ve heyecanlandırma gayesinde olunduğundan hareket belirten öyküleyici ifadeler oldukça yalın ve sayıca azken betimleme amacı güden ve/ve ya hissî durumları açıklayan cümleler hem daha sanatlı hem de sayıca daha fazladır. Yine aynı amaç doğrultusunda okur ve Genç Adam arasında güçlü bir bağ kurulmuş, onun hissettikleri hissettirilmiştir. Bu bağ için mekân unsurları öznel bir dille anlatılmış, okur daha karakter hikâyeye girmeden çevreyi onun gözüyle (karamsar) görebildiği için daha rahat empati yapabilmiştir. Umut (Gelin) ve Genç Adam (Boyacıköy) simgelerle anlatılarak, Boyacıköy ve Sarıyer dışında özel isim kullanılmayarak, kısacası hikâye karakterlerine özgü hâle getirmekten kaçınılarak herkesin kendi deneyimlerinden izler bulabileceği yapısal ögeler seçilmiştir. Karamsarlık ve umut gibi yalın bir tezat, ‘vazgeçmek’ eyleminin ışığında incelendiğinden bu düz yazı örneği okurun duygu ve anılarına seslenerek şiirselliği yakalamıştır.

Kaynak:

Kırk Oda, Murathan Mungan, Metis Yayınları, Ağustos 2018 (On Dokuzuncu Basım)