Bir mağaradan çıkan insanlık dersleri

Bir mağaradan çıkan insanlık dersleri

Modern toplumların insanlara kabul ettirdiği bazı anlayışlar vardır. Her yerde değişiklik gösterse de temelde insanın ne olduğu ve ne olamayacağı ile ilgili anlayışlar dolaylı olarak düşüncelerimizi etkiliyor. Bu çok çarpıcı bir şey değil aslında. Hepimiz bu toplumun içine doğuyoruz ve düşünce yapımız bu düzen etrafında gelişiyor. Daha çok küçük yaşlarda bile toplumsal cinsiyet rollerine maruz kalıyoruz. Öğrencilik hayatımız boyunca sınıf arkadaşlarımızı birer rakip olarak görmeye zorlanıyoruz. Bu iş hayatına atılınca da devam ediyor; aynı iş yerinde birlikte emek verdiğimiz iş arkadaşlarımıza çoğu zaman rakip, geçilmesi gereken birer engelmiş gibi davranıyoruz. Sosyal medyada kişisel gelişimciler sürekli kendimizi diğer insanlardan ayıracak onlardan “üstün” tutacak özelliklere sahip olmamız doğrultusunda bize öğüt veriyor. “Kendini kurtar” kültürü gelişiyor. Tüm bunlara başka bir alternatif sunmak isteyenlere de “İnsan bencildir” cevabı veriliyor. Peki, insan bencil midir yoksa başta söylediğimiz gibi bu acımasız düzen bize hayatta kalmak için bencil olmamızı mı öğütlüyor?

Antropolog Ralph Solecki ve Kolombiya Üniversitesi’nden bir ekip 1950’lerin sonlarında Zagros Dağlarında bulunan Şanidar Mağarası adı verilen kazı alanında en az 7 yetişkin ve 2 bebek Neandertal iskeleti keşfetti.  İskeletler 100,000 yıl ve 45,000 yıl arasındaki 3 farklı periyoda aitti. Keşfedilen ve Şanidar 1 adı verilen iskeletin kalıntılarına bakarak zor bir hayat yaşadığını anlıyoruz. Şanidar 1, öldüğünde 30-45 yaşlarındaydı. Bu bir Neandertal için oldukça yaşlı olduğu anlamına geliyor. Yüzünün sol tarafına şiddetli bir darbe almış, bu darbe sol gözünde kısmen veya tamamen kör olmasına neden olacak ezici bir kırılma yaratmıştı. Kulakları içerden kireçlenmişti ve büyük ihtimalle duyma yetisi zayıftı. Dişleri eksikti ve kalanlar çiğnemek için kullanışlı değildi. Sağ kolu çocukken yaşadığı bir travma sebebiyle kopmuştu veya ampüte edilmişti. Sağ ayağı kırılmış ve kaynamış ama buna bağlı eklem ağrıları çekerek yaşamıştı. Gerçekten zorlu bir yaşam sürmüştü. Öyle ki Şanidar 1’in tüm patolojik sorunlarını bulmak bilim insanlarının neredeyse 10 yılını aldı. Tüm bu problemlerine rağmen Şanidar 1 uzunca bir süre yaşamaya devam etti. Bu çok şaşırtıcıydı çünkü Şanidar 1 avlanamazdı, alet yapamazdı göç sırasında sürüyü yavaşlatırdı hepsini bir tarafa bırakalım kendi başına yemek bile yiyemiyordu. Neandertal toplumuna bir yararı yoktu. Yine de birileri ona bakmıştı. Bu o zaman için çok radikal bir düşünceydi. Neandertaller o zamanlar (ve çoğu zaman hala) kaba saba “mağara adamları” olarak düşünülüyordu. Ama anlaşılan o ki grubun diğer üyeleri onu taşımış, tehlikelerden korumuş, yiyeceklerini onun yerine çiğnemiş ve karşılığında bir beklenti olmadan ona sahip çıkmışlardı. Bu bencillikten uzak özverili davranış bize insanlar hakkında da çok şey söyleyebilir. Çünkü bu durum Şanidar 1’e özel değildi. Bulunan tüm Neandertaller benzer koşullarda grubun diğer üyeleri tarafından hayatta tutulmuştu. Bu dayanışma ruhu, belki insan olarak bizi tanımlayan temel şeylerden biri olabilir. Ucu bucağı görünmeyen çöllerden, buz devleri gibi karşımıza çıkan kutuplara kadar Dünya’nın her yerine yayılan insan türleri bu zorlukları doğanın en güçlüsü olduğu için aşmadı. Tek başına bir hominini ne güçlüdür ne hızlıdır ne de dayanıklı. Tek başına çok övündüğümüz zekanın da bir faydası olmuyor. Ama kolektif olarak içinde yaşadığı grup yararına çalışan bu ilkel varlıklar bize “insan” olmanın türküsünü binlerce yıl geriden söylüyor.

Burada empati kavramı devreye giriyor. Bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek. Empati genler yoluyla aktarılarak doğal seçilimde bize evrimsel fayda sağlayan bir duygu haline gelmiş olabilir. Translational Psychiatry isimli bilimsel dergide yayımlanan ve 46 bin kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre genler ne kadar empatik olduğumuzu belirleyebiliyor. Cambridge Üniversitesi’nden Varun Warrier’in yürüttüğü çalışmada bilim insanları empatinin sadece yetişme tarzı ya da hayat deneyimleriyle değil biraz da kalıtım yoluyla geçtiğini söylüyor. Bunu destekler bir çalışma 2011 yılında Yale Üniversitesine 64 bebek ile yapıldı. Gelişim Psikolojisi Prof. Hamlin’in yaptığı çalışma özetle şu şekilde. Henüz konuşma yetisi dahi gelişmemiş bebeklere bir dizi kukla şovu izletiyor. Bunlardan birinde bir kukla plastik bir kabı açmaya çalışıyor ama kendi başına yapamıyor. Hemen yanında duran ikinci bir kukla ona yardım ediyor ve birlikte bu görevi başarıyorlar. Bir diğer kukla gösterisinde ise tam tersi şekilde başka bir kukla kabı açmaya çalışan kuklaya engel oluyor. Daha sonra bebeklerden bu kuklaları seçmeleri bekleniyor ve araştırma sonucuna göre bebeklerin 3/4 ü yardım eden kuklayı seçiyor. Onların gözünde yardımcı kukla,iyi kukla olarak görüldüğü görülüyor.

İnsanı doğaya ve kendine karşı yabancılaştıran bu düzen bize kendinden başka kimseyi düşünmemeyi, bencil olmayı her yerde öğütlüyor ancak geriye kalan son insan türü olarak ya yüzbinlerce yıldır yaptığımız gibi dayanışmayı her yerde güçlendireceğiz ya da toplumlarımızın çöküşüne şahit olacağız.

Kaynakça:

https://en.wikipedia.org/wiki/Shanidar_Cave

https://www.nationalgeographic.com/science/article/infants-prefer-an-nasty-moose-if-it-punishes-an-unhelpful-elephant

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-43371834#:~:text=%C5%9Eimdi%20bilim%20insanlar%C4%B1%20empatinin%20sadece,ne%20kadar%20empatik%20oldu%C4%9Fumuzu%20belirleyebiliyor

The Neanderthals That Taught Us About Humanity