Batan gemi sizin, filikalar bizim!

Batan gemi sizin, filikalar bizim!

Salgının ilk gününden beri #EvdeKal çağrıları yapılmakta ve yapılmaya devam ediyor. Geçen sürede ise, istisnalar dışında, evde kal(a)mayanların çoğunluğunu çalışan emekçilerin oluşturduğunu görüyoruz. Bu duruma rağmen, televizyonlarda haberlerde yasaklara uymayıp sokağa çıkan 65 yaş üstü yurttaşlarımızı veya ihtiyaçlarından dolayı çıkanları görüyoruz. Hiçbir televizyon kanalı ve gazete #EvdeKal çağrılarına uy(a)mayan emekçileri, işçileri göstermiyor. Tersinden, evde kalmak dışında bir seçeneği olmayan, işsiz kalan öğrencilerin, işçilerin evde ne yaşadıkları da gösterilmiyor.

Bunların hiçbiri bilinmeyen şeyler değil, fakat başka bir tehlike bizi beklemektedir. Salgının çok hızlı bir ivme ile yükselmesinin sebebinin, sadece, önlem almayan yurttaşlar olduğu algısı yaratılıyor ve bu algı, ne yazık ki, toplumun bir kısmında hala geçerli. Bu algı, problemin çözülmesinin önündeki en büyük engellerin başında gelmektedir.

Bu algının geldiği son nokta, okulların kapanmasından sonra memleketlerine dönen öğrencilere gösterilen tepki oldu. Sanki öğrenciler güllük gülistanlık hayatlarını bırakıp tatile gelmiş gibi toplumsal lince uğradı. Bir hafta geçmeden, umreden dönenler için öğrenciler gece yarısı sokağa atıldı, öğrencilerin 4 yıl boyunca yaşadığı yurtlara “ahır” denerek hakaretler edildi. Oysa biz kaldığımız yurtları ahıra benzetsek bu sefer de “nankörlük” ile suçlanırdık!

Son günlerde yaşadığımız en çarpıcı örneklerden biri ise, 20 yaş altı gençlere ve çocuklara gelen sokağa çıkma yasağı oldu. Bu yasağın bize gösterdiği ilk şey, hükümetin, ne olursa olsun çalışan kesime dair adım atmamakta ısrarcı pozisyonunu korumaya devam ettiği.

Bununla da kalmayan hükümet, çalışmak zorunda olan 20 yaş altı gençlere asgari ücret “desteği” vermek yerine sokağa çıkma yasağını çalışan gençler için istisna haline getirdi. Bu gençlerin önemli bir kesimini öğrencilerin kapsadığını düşünürsek, eğitime ara veren hükümetin zenginlerin çıkarlarını korumaya ara vermediğini görebiliriz.

Salgının ilk gününden beri tüm medya kanallarının, zenginlerin ve patronların seslendirdiği, virüsün zenginle fakiri eşitlediği, bu salgına karşı topyekun mücadele etmemiz gerektiği gibi söylemler, zenginler için #EvdeKal iken, emeği ile üreten işçiler ve emekçiler için #EvdeKalmalarınıSağla durumunu almaktadır. Bu madalyonun bir yüzü; peki diğer yüzü? Denildiği gibi, virüs zengin-fakir ayırt etmemekte midir? Bugün kim yoksul insanların zenginler kadar sağlıklı ve kaliteli beslendiğini, bağışıklık sisteminin genetik dışında kalan etkenler konusunda eşit olduğunu iddia edebilir? Ya da kim “ahırlarda” yaşayan öğrenciler ile zenginlerin çocuklarının virüs karşısında eşit olduğunu iddia edebilir?

Tüm bunlara, yani bugün dünyanın dört bir yanında insanların tedavi olamamasına, yaşama ihtimali varken ölmesine neden olan ise, neoliberalizmin yıllardır borazanlığını yaptığı özelleştirme arzusudur.

Yukarıdakilere ek olarak, yoksullar sadece salgından korunmakta değil, hastalığa yakalandıktan sonra da asıl eşitsizliği yaşamak zorunda kalıyor. Sosyal medyada hergün onlarca yoksul insan hastahanelerdeki içler acısı durumu paylaşıyor. Zenginler ise, özel hastahanelerde tek başına kalabildiği, özel tedavi gördüğü odalarından “durum güncellemesi” yapıyor.

Herkesçe bilinen bu durumları neden uzun uzun anlatma ihtiyacı duyduğumuza gelecek olursak. Bizim gibi emeği ile geçinen öğrencileri ve emekçileri büyük bir tehlike beklemektedir. Patronlar bugün işletmeleri kapatmama nedeni olarak işletmeler durursa virüsten daha kötü bir duruma düşüleceğini anlatıyor. Patronlar, yoksulluğun virüsten daha zararlı olduğunu bizden daha iyi bilmekte. Bizim gibi emeği ile geçinen insanlar içinse bu tehlike gün geçtikçe hızlanarak hayatımıza girmekte. Bir kısmımız ücretsiz izne zorlanıyoruz, bir kısmımız işten olduk veya olmak üzereyiz.

Toparlamaya başlayacak olursak, hepimizin önünde virüs kadar tehlikeli olan ve bizi bekleyen çökmeye doğru giden bir ekonomi durmakta. Bu çökme durumundaki ekonomi ise, salgın sonrası düzelmeyecek ve salgın geçtiğinde hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Tüm çevrelerde paylaştığı ortak bir kanı olsa dahi, salgının geçmesinden sonra bizi bu hale getirenlerin “yeni bir çıkış yolu” bulmalarını bekleyecek durumumuz yok.

Bu noktada her kesimin ortak yaşam alanlarında oluşan dayanışma ağlarına bir şekilde katılması, yoksa oluşturması gerekmekte. Bunun güzel örneklerini her geçen gün görmekteyiz. Mühendislik öğrencilerinin yaptığı açıklama, mahallelerde oluşan dayanışma ağları, salgından en çok etkilenen kesimlerin başında gelen market, mağaza çalışanlarının dayanışma ağı ve nicesi. Bu dayanışma ağlarının ortak taleplerde buluşup kriz dönemini beraber atlatmamız noktasında kritik bir rol oynayacağı kuşkusuz. Öğrenci Sendikası da bu noktada öğrencilerin dayanışması için elinden geleni yapmakta ve birçok başlıkta kazanım elde etmiş durumdadır; tabi ki hala yeterli olmadığımızı belirtelim…

Dayanışma ağları ise, kriz dönemindeki bir yardımlaşma faaliyetinin ötesinde, neoliberal düzen çöktüğünde eskinin yerini almaya aday yapılar olarak gündemimize girecektir.

Açıkladıkları pakette ülkenin geleceği olan öğrenciler için tek bir satır bulunmayan, tüm önlemlerini patronları kurtarmaya harcayan bir hükümetin bu kriz halini aşamayacağı ortadadır. Önümüzdeki dönem bizim, bizden başka kimsemiz olmadığını tüm gerçekliği ile gösterecek. Kağıttan kaplanın nasıl saman alevi gibi yanıp söneceğini beraber izleyeceğiz. Bu süreci en az zararla atlatıp sonrasındaki dönemde bir başka çöküşü yaşamamak için büyük bir dayanışma ve mücadele süreci bizleri bekliyor

Klasik bir metaforla bitirecek olursak; bugüne kadar kendi çıkarları için sürekli aynı gemideyiz diyenlere, aynı gemide değiliz dedik. Aslında hepimiz yüzyıllardır aynı gemideyiz; biz kamaralardaki, makinaların başındaki geminin gitmesini sağlayan emekçiler olarak; onlar ise bizim sayemizde keyif çatan patronlar olarak. Bu sefer alınan su gemiyi batıracaksa, gemiyi kurtarmaya çalışmak yerine onları batan gemileriyle başbaşa bırakıp filikalara biz bineceğiz.

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0