Ayşe’nin hayatı kaç salkım domates eder?

Ayşe’nin hayatı kaç salkım domates eder?

Veli Can ÇELİK, 14 yaşındaydı. Okulda olması gerekirken günlük 35 liraya yevmiye ile elma bahçesinde çalışıyordu. Bahçeye giderken bindikleri midibüsün frenleri patladı. Kendisi gibi mevsimlik tarım işçisi 18 kişiyle birlikte hayatını kaybetti.

Ahmet YILDIZ,13 yaşındaydı. Okulda olması gerekirken yasadışı pres atölyesinde çalışıyordu. Çocukların asla çalışamayacağı ve denetimin olmadığı bir iş kolunda çalışıyordu. Pres makinesine sıkışarak hayatını kaybetti.

Şervan AKPOLAT, 16 yaşındaydı. Okulda olması gerekirken babasına ait çiftlikte çalışıyordu. Silaj makinesine kazağının kolunun takılması sonucu sıkışarak hayatını kaybetti.

Berivan KARAKEÇİLİ, 13 yaşındaydı. Okulda olması gerekirken ailesiyle birlikte mevsimlik tarım işçisi olarak çalışıyordu. Tarlada çalıştığı sırada çıkan hortumun etkisi ile çatıdan savrulan sacın başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti.

Mustafa Kemal ÜÇPINAR, 15 yaşındaydı. Okulda olması gerekirken ailesiyle birlikte geçimlerini sağlamak için çalışmak zorunda bırakılmıştı. Yem karma makinesine sıkışarak hayatını kaybetti.

Ali El HAMDANİ, 17 yaşındaydı. Suriye’de savaştan kaçıp Türkiye’ye gelmişti. Covid-19 tedbirleri kapsamında 20 yaş altı sokağa çıkma yasağı varken sokağa çıktı. İşe gidiyordu. Ceza yememek için polisin dur ihbarına uymayıp kaçarken vurularak hayatını kaybetti.

Ve son olarak, Ayşe DAŞ. Ayşe’de 15 yaşındaydı. Akranları gibi okulda olması gerekirken mevsimlik tarım işçisi olarak çalıştırılıyordu. Çalıştığı pamuk tarlasına onları taşıyan minibüsün şarampole yuvarlanması sonucu hayatını kaybetti.

Tam da Ayşe’nin hayatını kaybettiği gün Covid-19 pandemisi tedbirleri kapsamında okullar açılmış, Eba Tv üzerinden dersler başlamıştı. Milyonlarca çocuğun eşit, nitelikli eğitime erişemediği, Eba sisteminin ilk günden çöktüğü, çocukların geçinebilmek için çalışmak zorunda bırakıldığı, emeğinin sömürüldüğü bu sistemde devlet eliyle geliştirilen politikalar Ayşe’yi, Veli Can’ı, Ahmet’i ve daha nice çocuğu yaşamdan, umutlarında, hayallerinden ayırdı.

Çocukları okul sıralarında olmaları gerekirken çalışmak zorunda bırakan bu düzenin kendisi her yıl yüzlerce çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesine sebep olmaktadır. Çocuk işçiliğini önlemeye yönelik gerekli adımların atılmaması ve caydırıcı önlemler alınmaması sonucu her geçen sene çalışma yaşamına katılan çocukların sayısında büyük artışlar meydana gelmektedir. Bu durumun başlıca nedenleri arasında 4+4+4 sistemi de yer almaktadır. Özellikle 4+4+4 sistemine geçildikten sonra kız çocuklarının eğitim hayatından koparılması, erkek çocuklarının ise daha küçük yaşta çalışma yaşamına katılması sonucu doğmuştur. Önceki dönemlerde okula gitmeyen çocuklar arasında ekonomik faaliyetlerde çalışanların oranı % 27 iken sonradan bu oran %35’e yükselmiştir.

Çocuk işçiliğinin nedenlerini açıklamak için işsizlik, yoksulluk, göç gibi çok farklı nedenler sıralanmaktadır. Ancak bu durumun asıl faktörü olarak kapitalizm ve onun yaratmış olduğu özellikle emek piyasasındaki eşitsizlikler olduğunu kabul etmek gerekir. Türkiye’de çocuk işçiliği bir devlet politikası olarak süregelmekte ve bizzat devlet eliyle teşvik edilmektedir. Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı adı altında son yapılan çalışmalar sonucunda çıraklık eğitimi zorunlu hale getirilmiş ve yasal olarak çocukların iş hayatında sömürülmesinin önü açılmıştır. Okul sıralarında olması gereken çocukların mezun olmadan OSB’lerde çalışmak zorunda bırakılması piyasadaki ucuz iş gücü açığını karşılamak için devlet eliyle teşvik edilmekte olan bir politikanın sonucudur.

Aynı şekilde geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan çocuklarla çektirdiği bir fotoğrafı sosyal medya hesaplarından paylaşması çocuk işçiliğinin meşrulaştırılma çabasına bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Paylaşmış olduğu tweette çocuklara bir salkım domates karşılığında kitap hediye ettiğini söyleyen ve öğretmenleri tarlaları ziyaret etmeye çağıran bu davranışın hiçbir şekilde açıklaması olamaz. Asıl görevi çocukların eğitim hayatın katılmasını sağlamak ve herkesin eşit bir şekilde nitelikli eğitime ulaşmasını sağlamak olan bir kişinin çocuk işçiliği normalleştirmesi ve teşvik etmesi kabul edilemez.

Bugün maddi durumu yetersiz olduğu için çalışmak zorunda olan, internete erişimi dahi olmayan binlerce öğrencinin eşit şartlarda kamusal eğitim hakkından yararlanmasının koşulları yaratılmak zorundadır. Bizim süregelen bütün mücadelemizin temelinde çocukların sömürülmediği, iş cinayetlerinde yaşamlarını kaybetmedikleri bir ülke yaratma inancı yatmaktadır.

Son olarak Ziya Selçuk’un öğretmenlere seslendiği gibi biz de öğretmenlerimize, müdürlerimize sesleniyoruz ve diyoruz ki: Yolunuzu tarlalara düşürmeyin!
Diyelim ki düştü, o halde şunun cevabını verin: Ayşe’nin hayatı kaç salkım domates eder? Bu cevabı bize de vermek zorunda değilsiniz. Gözlerinin içine bakarak Ayşe’nin sıra arkadaşlarına anlatın, eğer anlatabilirseniz.