Arzu, Aşk, Din, İdeoloji

Arzu, Aşk, Din, İdeoloji

Arzuyu Lacan’cı bir perspektiften ele alarak “insani bir ihtiyaç” olarak tanımlayabiliriz. Sigmund Freud’un aksine Jacques Lacan’a göre arzulamak isteklerden bağımsız bir şekilde gerçekleşir. Konuyu açıklığa kavuşturmak gerekirse mesele arzulanan “nesneyi” elde etmekten ziyade onu arzuladığımızda arzulamanın verdiği hazzı deneyimleyebilmektir. Çoğu zaman arzulanan şeyi elde etmek arzunun çekiciliğini ortadan kaldırır. Zaten hâlihazırda arzuladıkça yücelttiğimiz kendi madde formunun dışında metafizik bir hâl verdiğimiz “arzu nesnesini” elde edersek gerçek formuyla yüzleşmemizin ardından arzu nesnesinin önündeki illüzyon perdesi açılır ve arkasından büyük bir hayal kırıklığı gelir. İşte tam da bu yüzden en ulaşılamazı istiyoruz. İnsanın hep ulaşılamazı arzuladığı gerçeğini birkaç cinsel örneği ile doğrulamak gerekirse; dünyanın neresine giderseniz her zaman cinsel olarak arzulanan kişi ulaşılması zor ‘nadir’ olan insanlarla doğrultuludur. Anglo-Sakson ağırlıklı toplumlarda arzulanan genel insan tipi olan beyaz tenli, sarı saçlı insanlar değilde, esmer tenli, siyah saçlı insanlar baskın olarak arzulanandır. Bizim gibi Ortadoğu toplumlarında ise bunun tam tersini görürüz. Bu sefer arzulanan yaygın gen olan esmer tenli, siyah saçlı insanlar değil de bu sefer beyaz tenli, sarı saçlı insanlar arzu odağı olmuştur. Pek tabii bu örnekler boy uzunluğu, fındık burun ve spor yapan fit insanlar olarak çoğaltılabilir.

Arzuları elbette sadece cinsel boyutlarından ele almak olmaz. Arzularımız dini fanatizmin temeli olarak ve hatta sermaye için bir kâr aracı olarak kullanılmıştır. Semavî dinlerin işleyişi tamamen bir şeyleri arzulatmak üzere kuruludur. Temelinde günlük hayatta gerçekleştirdiğimiz eylemleri haram ilan ederek onları birer “arzu nesnesi” hâline getirir ve arzulanan nesneyi cennetine yerleştirir. Şarab-ı Kevser, hûriler vb. Bu dünyada ‘haram’ kılınan şeyleri cennetine yerleştirmesinin sebebi hiç şüphesiz onları bir arzu nesnesi olarak takipçilerine dikte etmektir. Hatta bu yüzden ruhban sınıfı ve sağ muhafazakarlar ısrarla şeriat ister. Temel amacı dinde yasak edilenleri kanun temelinde de yasaklayıp, cennete duyulan salt arzuyu yaratmaktır. Sorgusuz sualsiz itaat eden bir toplum inşa etmek, bilimi, mantığı yok etmektir! Kısacası şeriat, egemenlerin dünyamızı cehenneme çevirip bize sahte cennetini düşlemeye mecbur bırakmaktır!

Arzunun sermaye boyutuna gelirsek; bu konuda reklamlardan daha iyi bir örnek olamazdı herhalde! Magnum, Browni gibi yaygın metaların reklamlarında çoğu zaman ya büyüleyici güzellikte bir kadın veya erkek karşımıza çıkar. Bu noktada meta artık madde olan halinden arınıp “metafizik” bir boyuta ulaşmıştır. O noktada artık bisküvi (veya herhangi bir meta), bisküvi olmayı bırakır ve arzulanan bir fetiş nesnesine evrilir. Bisküviye ulaştığınız zaman ise hiçbir zaman beklediğin tatmin duygusunu alamazsınız. O an metanın en temel özelliği devreye girer, tükenmesi! Eğer gerektiğinden fazla miktarda alırsanız tüm çekicilik uçup gider. Verdiği hazzın dozunu gerektiğinden fazla kaçırırsan tat madde formuna geri döner ve sıradanlaşır. Aynı yapıda emek-hammade değeri bulunan metaların arasındaki fiyat uçurumu da tam olarak buradan gelir. Magnum markasının bu kadar uçuk değerde olması da Magnumun arzulanmayı çok iyi bilmesidir. Bir şeye 4 mevsimin sadece birinde ulaşabilir olmamız nasıl bir fetişizme yol açar değil mi?

Peki arzu her zaman ne ulaşılamaz ne de madde formundan daha yüceleştirilmiş bir şey midir? Cevap hayır! İnsan ihtiyaçlarını arzular. İhtiyacı olmayıp arzuladığı şey de ihtiyacı olduğu düşündüğü şeydir. İhtiyaçlar arzuyu doğuran aşamalardır. Açlıktan ölürken yiyecek bir şeyler arzulamak gerekli bir savdır. Açlıktan ölürken zengin olmak, her şeye sahip olmak istemek göz boyamadır, fetiştir. Aç insanların olmadığı bir dünyayı arzulamak gereklilik, herkes zengin olsun demek yine aynı uçuk aklın ürünüdür. İddiamızı büyüterek diyoruz ki, ideolojiyi ortaya çıkaran ilk basamak, bir insan olarak insan gibi yaşamayı arzulamaktır!

Gelelim artık şu “aşk ve sevgi arasındaki fark” meselesine. Şu anda yazdıklarımızdan yola çıkarak bu konu hakkında çoğu şey kafamıza odaklanıyordur heralde. Bizce sevgiyi yazımızın başında da açıkladığımız üzere kendi formu dışına itilip arzu nesnesine dönüşmüş, ne kadar uzak o kadar iyi mantığıyla çalışan bir yapıda ele alabiliriz. Ama konu aşka geldiğinde iş biraz çığrından çıkıyor. Çünkü bir yanda ciddi mânâda formu dışında yüceltilmiş bir kişi söz konusu fakat bir yandan da insanın doğada hayatta kalmasını sağlayan içgüdüsel bir ihtiyaç formunda gelişen evrimsel bir gerçek var. Çitayı biraz daha yükselterek tüm bu duyguların etkisinin o kişiyi gerçekten de gözümüzde o forma soktuğunu anlayabiliriz. Hani aşkın gözü kördür derler ya, tam olarak böyle bir şey olsa gerek! Garip olarak arzuya ulaştığında arzu çekiciliğini kaybetmiyor. Aşkınız üzerine belirli misyonlar yüklüyorsunuz, büyük ihtimalle gerçekleşmeyecek olsa da, kalıcı olma ihtimali için bin bir takla atıyorsunuz. İşte tam da bu noktada aşk içindeki romantizminin ötesinde bir ideaya dönüşüyor. Pek tabii idealar zaman zaman fedakârlıklar, ödenmesi gereken bedeller ister.

Popüler kültürden örnek vermek gerekirse V For Vendetta’yı okurlarımız arasından duymayan yoktur diye düşünüyoruz. Filmde ana karakterin gerçek bir idealist hatta zaman zaman idea olduğunu söylemek yanlış olmaz. İsmini vermek istemeyen pek gizemli karakterimiz V, totaliter bir rejime karşı kendi yöntemlerince mücadele yürütür. Bu yöntemler zaman zaman genel ahlâkî sınırların dışına çıkabilmektedir. Peki insan şu noktada sormuyor değil; ne kadar ileri gidebiliriz? Zamanda geriye gittiniz ve elinize bebek Hitler’i öldürme şansı geçti; “Yapar mıydınız?” sorusu geliyor akla. Milyonlarca insanı kurtarmak, daha iyi bir dünyaya sahip olmak mı, yoksa masum bir bebeğin canını almak mı? Kabullenmesi zor da olsa hayatınız da böyle ikilemlerle karşılaşmanız kuvvetle muhtemel. Biz elbette burada Nietzche’nin üst insan kuramını destekleyici şeyler söylemiyoruz. Sorun ne kadar ileri gidebileceğimiz, yolumuzdaki bir engele karşı tüm insani değerleri çöpe atmak değil. Cevabı okurlara bırakıyoruz…

Yazar: Emirhan Saka

+1
7
+1
3
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0