Anaerkil toplumdan ataerkile kadının yolculuğu

Anaerkil toplumdan ataerkile kadının yolculuğu

Yüzyıllardır içinde bulunduğumuz bu toplumsal yapı, kadınları ikincil plana atmış,susturmuş,kısıtlamış ve ezmiştir.Peki bu sistem her zaman böyle miydi? Kadın-erkek eşitliği dediğimiz şey gerçekten de imkansız mı? Her zaman böyleydi ve böyle olmaya devam mı edecek? Belki bu soruların hepsini şimdi cevaplamamız çok zor.Ama tarihin bize gösterdiği ve öğrettiği bazı şeyler var,bunları göz önüne alarak birkaç yorum getirebiliriz.Şimdi gelin beraber zamana bir yolculuk yapalım ve yorumlayalım. Dünyamız hep böyle miydi?

İnsanlar dünyada bulundukları süreç boyunca farklı şekillerde yaşamışlar,geçimlerini farklı şekillerde sürdürmüşler ve ilişkilerini farklı şekillerde gerçekleştirmişlerdir.Tarihin Paleolitik dönemi olarak adlandırılan avcılık-toplayıcılık çağında, kadınlar da erkekler gibi avlanma,besin toplama ve yırtıcı hayvanlara karşı savunma gibi çeşitli görevleri üstleniyorlardı.Antropolojik çalışmaların da ortaya koyduğu gibi bedensel olarak çok farkları olmayan bu iki cins,beraber çalışıyor ve çoğu konuda eşit mücadelede bulunuyorlardı.Yiyecek arama konusunda, çocuk doğumu ve bakımından dolayı kadınların çoğunluğu bitki toplayıcılığı tarzı işlerle uğraşıyorlardı fakat bu görev onları avcılıkla uğraşan bir erkekten daha az önemli kılmıyordu.Hatta av ile gelen besinin çoğu zaman tesadüflere bağlı oluşu kadının konumunu topluluk içinde daha yüksek bir yere koyuyordu.O çağlarda lider olarak görülen kadın,ailenin soy ağacının belirlenmesinde de en büyük etken oluyordu.Bunun en büyük nedenlerinden biri çok eşlilik nedeniyle çocuğun yalnızca kesin olarak annesinin kim olduğunun bilinmesiydi.Bitki toplayıcılığıyla uğraşan kadınların yavaş yavaş tarımsal yöntemleri keşfetmeye başladığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.Paleolitik ve Mezolitik dönemde avcılık ve bitki toplayıcığıyla yemek bulabilen toplum, Neolitik dönemin başlangıcıyla tarımsal ürün üretimine başlamıştı.Tarım geliştikçe işçi ihtiyacı da arttı ve çocuk doğurarak bir nevi iş gücüne katkı sağlayan anneler çeşitli inançlarla da yüceltildi.Bunun yanında tarımsal alanda kadını önemli yapan tek husus annelik değildir,çoğu alet ve yöntemi kadınların bulduğu da tartışmasız bir bilgi olarak kabullenilir.Kadının o dönemki önemiyle ilgili en değerli bulgular Çatalhöyük’te bulunmuştur .Çatalhöyük,bilinen ilk yerleşim yerlerinden biridir.Burada yapılan kazı araştırmaları o dönemki toplumsal cinsiyet eşitliği ve aile yapısı ile ilgili önemli bilgileri bize sunar.Dönemin aile  yapısı ile ilgili belki de en ilgi çekici yanlardan biri de farklı farklı bireylerin farklı aile birlikleri oluşturması yerine,biyolojik bağlar dahil birçok özellikle birbirine bağlı bir bir komünite görülmesidir.Yani kısacası bir komünite bir aileyi oluşturur.Çatalhöyük’te bulunan kalıntılardan biri de Ana Tanrıça olarak adlandırılan,geniş hatlı ve tombul vücutlu bir kadın heykelciğidir.Bu heykelciğin şişman ve iri olması bir doğum ve bereketlilik temsili olarak görülüyor.Ve aslında bu heykelcik bize,eski toplumlarda inanılan tanrıların erkek değil de kadın olduğuna dair büyük umutlar da veriyor.

İlk başlarda kas gücü daha çok erkekler tarafından karşılanırken yöneticilik kadınlardaydı.Zamanla erkekler üretim tekniğinde uzmanlaşarak eksiklerini giderdiler.Sonraki bin yılda tarım çok daha kontrol edilebilir hale geldi,erkekler tarım ve hayvancılıkta etkin rollerini daha da geliştirdi ve toplum yaşamında kadınların yavaş yavaş arka plana atılması başlandı.Hayvancılığın gelişmesi de kadınları  yaraladı ve toplumsal alanda gücünün zedelenmesinde bir katkıda daha bulundu.Bir komünde hayvan sayısı ne kadar artarsa kadın da o kadar hizmetçi rolüne bürünüyor ve cinsiyetler arasındaki farklılık daha da artıyordu.Kadın, çiftçiliğin başlangıcında çok önemli bir konumdayken yavaş yavaş hayvancılıkla değeri azalıyor ve ekonomik, toplumsal alanlarda iyice ezilmeye başlıyordu.

Şimdi de bazı toplumlarda kadının yerini inceleyelim;

Sümerler, bilimsel ve toplumsal alanda dönemine ve tarihe çok katkıda bulunmuş ve aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğinde de önemli rol oynamıştır.Sümerlerde, kadınlar da erkekler gibi eğitim alabiliyor,sosyalleşebiliyor,ekonomik alanda yer alabiliyorlardı. Ancak MÖ 2300 yılında Akadlı Büyük Sargon,Sümer’i fethedip devlet yaptığında bu durum değişmiş oldu.Bu dönemde kadınlar eski özgürlüklerini kaybetmeye başladı.Bununla birlikte ordularla güç elde eden ve bu gücü erkeklere bırakmak isteyen askeri hükümdarlar başa gelmeye başladılar.Toplum yapısı değiştikçe inançlarda da değişim gerçekleşti.Ana Tanrıça sonradan doğa ve bereket tanrıçasına dönüştü fakat medeniyetin en çok önem verdiği adalet ve akıl tanrıları hep erkekti.Bunlar yanında kadının susturulması gün yüzüne çıkmaya başladı.Bilinen en eski kanunlarda,“Eğer bir kadın sırası gelmeden konuşursa ağzına taşla vurulup dişleri dökülecektir.” tarzında hükümler bulundu.

Hammurabi kanunları “dişe diş,göze göz” özelliğiyle bilinir.Bu kanunlarda kadınlar için iyi ve kötü olmak üzere iki özellikli kanunlar bulunur.İyi tarafı,kadınlara mülk edinme hakkı verir.Eğer kadın dul kalır veya boşanırsa çeyizlerine veya kendine ait eşyalara sahip çıkabilir.Kötü tarafı ise kadınları ekonomik ve cinsellik yönlerinde kısıtlamasıdır.Sümerlilerin aksine Mezopotamyalı kadınların ticaret yapmaları kesinlikle yasaktı.Kocalar ve babalar kızlarının ve eşlerinin bedenlerini himayeleri altına almış ve doğurganlıklarını kontrol etmeye başlamışlardı.Bekaret artık evlilik için gerekli bir özellikti.Tecavüz ise yalnızca kadına yapılmış bir saldırı değil aynı zamanda ailesindeki erkeğe karşı yapılmış ekonomik bir saldırıydı da.Kız, tecavüz mağduru ise baba başlık parası alamaz duruma düşerdi ve kıza kusurlu mal olarak bakılırdı.Artık ataerkil düşünce yapısı iyice oturmuş ve dokunulmaz olmuştu.112 Asur kanunun yarısından fazlası evlilik ve cinsiyetle ilgilidir. Hammurabi kanunlarında kadını koruyan birkaç kanun burada tamamen ortadan kalkmıştı.Erkekler kadınlar üstünde her türlü güçe sahipti.Onları susturabilir,cezalandırabilir eğer bir sebep bulurlarsa öldürebilirlerdi.Kadınların hiçbir ekonomik hakkı yoktu.Kürtaj ve zinadan dolayı katledilebilirlerdi. Aynı zamanda kocaların suçları da kadınları etkiledi,tecavüzcü birinin cezası olarak onun karısına tecavüz edilirdi. Asur kültüründe ayrıca İslam’dan 2000 yıl öncesinde tesettür kanunu uygulanıyordu.Evli,dul ve Asurlu kadınlar başlarını ve tüm vücutlarını örtmek  zorundaydı.Onlarda kadınlar çeşitli tabakalara ayrılıyordu ve bu tabakaların en altında olarak nitelendirilen fahişeler ve köle kızların örtünmesi yasaktı. Ayrıca  sokakta kanun dışına çıkmış kadınları gören erkeklerin onları cezalandırma hakları da vardı. Bunların yanında Güney Rusya’da yapılan araştırmalarda göçebe kültüründen kadınlarla ilgili çeşitli bulgular bulunmuştur.Kadın mezarlarında yalnızca süs eşyaları değil çeşitli iş aletleri de bulunmuştur.Askeri liderler erkek olsa da sosyal açıdan kadınların yeri göz ardı edilemeyecek şekilde önemliydi.Ayrıca silahlarla beraber gömülmüş birçok kadın mezarı da vardı.Antik Yunan aslında batı medeniyetinin ve demokrasinin gelişiminde önemli bir yerde olsa da kadın hakları konusunda oldukça gericiydi.Kadınlar demokrasiden,ekonomik ve sosyal hayattan men edilmişlerdi.Kamusal alanda herhangi bir özgürlükleri yoktu ve baba, sonradan da kocaları tarafından temsil edilirlerdi.Kadın,mükemmelleşememiş bir erkek olarak nitelendiriliyordu.Yukarıda bahsettiğim çoğu toplumdan farklı olarak Mısır’da kadına verilen değer çok daha fazlaydı.Firavun olabilmeleri çok nadir durumlarda olmasına rağmen kanun karşısında kadın da erkek de eşitti.Sevgi ve duygusal bağ evlilik için gerekli ve önemliydi.Ayrıca kadınların da boşanma hakları vardı.

Tarihin de bize gösterdiği gibi koşullar, haklar,sistem her zaman aynı değildi.Dünya, anaerkil toplum yapısından ataerkil toplum yapısına dönüşmüş ve bu yapı,eşitsizliği çoğu insana tek doğru olarak öğretmiştir.Yazımın başında da dediğim gibi sorularımın,sorularımızın hepsi olmasa da bazısını cevaplamaya çalıştım.Şimdi kendimizi gerçekten sorgulamamız gerekir.Ben bu adaletsiz toplum yapısında ne kadar mutluyum?Ataerkil toplum yapısının aslında sadece tek taraflı değil çift taraflı zararlarını görüp anlamaya cesaretim var mı?Ve belki de en önemli soru,bu sistemi değiştirmek için çalışacak mıyım, buna inancım var mı?Bana sorarsınız benim var.Baktığımızda çok zor bir yol bu ancak imkansız değil.Bir zamanlar gerçekten var olmuş bir yapı tekrardan var olabilir.Biz bunu başarabilir,cinsiyetler arası eşitsizliği yok edebiliriz.

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0