Adına şarkılar, şiirler yazılan çocuk: Erdal Eren

Adına şarkılar, şiirler yazılan çocuk: Erdal Eren

Hukuk tarihimiz, kara leke olarak nitelendirebileceğimiz birçok olaya tanıklık etmiştir. Şüphesiz bunlardan biri de Erdal Eren’in idam edilmesidir.

Erdal Eren, daha on yedisinde Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisi ve aynı zamanda Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesiydi. 30 Ocak 1980 tarihinde Milliyetçi Hareket Partili Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencisi Sinan Süner, Ankara Ayrancı’da duvara yazı yazarken vurularak öldürüldü. Ezendemir, kurşunlamakla kalmamış,Sinan Süner’i arabasına alarak saatlerce Ankara sokaklarında öldüğünden emin olana kadar dolaştırmış sonrasında bir hastanenin kapısına bırakmıştı.

Sinan Süner’in zalimce öldürülmesi haberini alan arkadaşları,2 Şubat 1980 günü Süner’in öldürüldüğü yerde protesto eylemi düzenlemişlerdir.Gösteriye katıldığı için tutuklanan 24 kişiden biri de Erdal Eren’dir. Gösteriye askerler müdahale etmiş ve çıkan çatışmada er Zekeriya Önge’yi vurduğu iddiasıyla Erdal Eren tutuklanmıştır.Erdal Eren’in sözde yargılanması ışık hızında gerçekleştirilip 13 Aralık 1980 günü Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde infaz edilmiştir.Erdal Eren’in idamını pankart asarak protesto etmek isteyen Ercan Koca da tıpkı onun gibi daha on yedisindeyken bu eylemi sebebiyle yoğun işkencelerle öldürülmüştür.

Üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen İhtilal Başkumandanı Kenan Evren’in Erdal Eren’in asılmasına ilişkin söylediği “Asmayalım da besleyelim mi?” sözünü elbette unutmak mümkün değil. Erdal Eren, hiçbir kanıt öne sürülmeden idama mahkum edilmiştir.

Dönemin gazetecileri,Savaş Ay ve Emin Çölaşan, Erdal Eren idam edilmeden on altı saat önce ziyaretine gitmişlerdir. Kendisini ziyarete gelen gazetecilere, avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18’den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını söyledi.

 

Sadece bir gün içerisinde yaşı büyütülüp hemen sonrasında idam edilmiştir.Erdal Eren’in hukuksuz bir şekilde yargılanması sırasında avukatı Nihat Tokyay’ın mahkemeye sunmuş olduğu delil ve tanıklara bakılmamıştır. Avukatı, dava yerinde keşif yapılmadığını, ölen askerin üzerinden çıkan kıyafetlerin adli tıpa gönderilmediğini,kurşunun mesafesine ilişkin bir incelemenin yapılmadığını ve yakın mesafe atışlarında meydana gelen etteki yanığa açıklama getirilmediğini, olay yerinde kullanıldığı iddia edilen silahlar ile askerlerin silahlarının balistik incelemesinin yapılmadığını, tanık olarak dinlenen askerlerin ifadeleri arasındaki çelişkilerin giderilmediğini dile getirmiştir. Bütün bu açıklamalar söz konusu davanın düzmece olduğunu gözler önüne serer.

Belki de tarihin gördüğü en hızlı yargılanmayla Türkiye bürokrasisinin yeri geldiği zaman ne kadar hızlı işlendiğini  19 Mart 1980 günü Erdal Eren’in idama mahkum edilmesinden anlamış bulunmaktayız. Sadece Türkiye’de değil dünyanın dört bir yanından bu karara ilişkin tepkiler çığ gibi büyümüştü. İspanya’dan Almanya’ya, Danimarka’dan Ekvator’a, Dominik’ten Yunanistan’a işçiler ve devrimciler Erdal Eren’in idamının durdurulması için imzalar topladı, sendikalar harekete geçti. Ancak idam  kararı mahkeme öncesine verildiğinden hakimlere de yalnızca emri uygulamak düştü.

Askeri Yargıtay 3.dairesinin, önce “delillerin noksanlığı’’ nedeniyle esastan, ardından da idamın müebbet hapsine çevrilmesini gerektiren ‘’TCK madde 59’un uygulanmaması’’ nedeniyle usulden bozmasına rağmen, daireler kurulu iki kararı da reddetmiştir. Red kararlarıyla yargılamanın yeniden yapılmasının yolu kapatılırken, Eren’in avukatı Nihat Tokyay, kararı ‘’Yargıtay içinde bitirildi.’’diye değerlendirmiştir. Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, dünya çapında yürütülen ‘’İdamı Engelleyelim-Erdal Eren İdam Edilemez’’ kampanyasına rağmen 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Cezaevi’nde infaz edilmiştir. Erdal Eren askeri cezaevinde tutukluyken gördüğü ağır işkenceler ağabeyi Erkan Eren tarafından defalarca dile getirilmiştir. Erkan Eren,kardeşinin infaz haberini radyodan öğrendiğini ve kimsesizler mezarlığına gömülmek istendiğini de ifade etmiştir.

“Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından
ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım
durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için…”

Erdal Eren’in anısına saygıyla…

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0