8 Mart’ın Işığında Kadın Öğrenci Olmak

8 Mart’ın Işığında Kadın Öğrenci Olmak

 

Cumhuriyet’in kurulmasından sonra 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla birlikte 1926’da ortaöğretimde karma eğitime geçilmiştir. Karma eğitim ve kız çocuklarının eğitime teşvik edilmesi için yapılan çalışmalar her ne kadar kadın ve erkek okuryazarlık oranları arasındaki derin makası daraltmakta faydalı olsa da okullardaki ve sosyal hayattaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermek için yeterli olamamıştır.

İçinde olduğumuz 2022 yılına bakıldığında, ilkokul, ortaokul, lise ve hatta üniversite fark etmeksizin kız ve erkek öğrencilerin her anlamda eşit olduğu bir tablodan bahsetmek bir yana, kız öğrencilerin can sağlığının tehlikede olduğu bir tablo ile karşı karşıyayız. Öyle ki nesiller arası kültür ve eğitim emekçiliği olan öğretmenlik mesleğinin itibarını ve öğrencilerin öğretmenlerine dair güvenini zedeleyen, “sözde eğitimcilerin” kadın öğrencilere dair ahlaksızca yaklaşımları, kadın öğrencilerin eğitim ya da özel hayatlarıyla ilgili tehdit ve şantaj eşliğinde sistematik taciz ve tecavüze uğraması bu durumun örneklerinden birisidir. İnsanın hayatında, derin saygı ve sevgi duyduğu kişiler tarafından, üstelik kendisine ikinci evi adı altında lanse edilen okulunda istismara uğraması, hayatının geri kalanında yaşadıklarının psikolojik ve fiziksel hasarları ile bir ömür mücadele etmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Bu konu ile ilgili Türkiye’nin en doğusundan en batısına verilebilecek yüzlerce mağduriyet örneği vardır.  Geçtiğimiz aylarda uzaktan eğitim sırasında bir kadın öğrencisini taciz edişini övünerek anlattıktan sonra online dersin kayıtları ile sosyal medyada ifşa edilen Celal Şengör, en çok tepki çeken örneklerden birisidir. Bu noktada çocuğa yönelik istismarın cezalandırılmasının önemini vurguluyoruz. Öğrenci Sendikalı öğrenciler olarak her zaman kız kardeşlerimizin yanında olduğumuzu ve böyle bir durumla karşılaştıkları takdirde mutlaka seslerini çıkarmaları gerektiklerini hatırlatmak istiyorum.

Ergenlik dönemine girilmesiyle birlikte, insan vücudundaki erişkinliğe doğru yaşanan değişimlerin, gelişimlerin toplumda tabulaştırılması, regl gibi konularda kız öğrenciler üzerinde çekinme ve saklanma duygularını oluşturmaktadır. Bu durum kendi bedenlerinden utanmaları ve akranları tarafından daha kolay baskılanmalarına sebep olmaktadır. Tarih öncesi zamanlarda doğurganlığıyla bereketin sembolü olan, savaşçı, mücadeleci oluşuyla anılan, güçlü ve yönetici kadın figürünün günümüzdeki yeriyse, erkeğin boyunduruğu altında itibarsızlaştırılan, bedeninin argoya, sokak diline lügat edilerek değersizleştirilmesi almıştır.  Bu eril dil ne yazık ki zamanla toplumda kabul bularak ders kitaplarında ve eğitimcilerin söylemlerinde yerini almıştır. Bedensel güç gerektirecek aktivitelerde önceliğin erkek öğrencilere verilmesi, dersin akışını bozan öğrenciye öğretmenin “Adam gibi otur” benzeri kalıplarla uyarılarda bulunması bu duruma verilebilecek en basit örneklerdendir. Kaldı ki erkek öğretmenlerin faili olduğu şüphesiz öğrenci tacizleri görmezden gelinmektedir.

Okul yönetiminin, yönetmelik haricinde erkek öğrencilerin özgürlük alanını daha geniş tutarken kız öğrencilerin kıyafetinin darlığına, eteğinin boyuna, saçının toplanma biçimine, giydiği çorabın rengine kadar kontrol altına almaya çalışması söz konusudur. Örneğin okul kıyafet yönetmeliğinde okul sınırları içerisinde şort giymek yasakken beden eğitimi derslerinde erkek öğrencilerin şort giymesine karışılmamakta fakat konu kız öğrencilere geldiğinde unutulan yönetmelik tekrardan hatırlanmaktadır. Ayrıca İmam Hatip lisesinde kız öğrencilerin beden dersinde eşofman giymesine haramdır diyerek karşı çıkan din hocaları da din odaklı eğitim veren İmam Hatip liselerinin neden kapatılması gerektiğini kanıtlayan başlıca konulardandır.

Sahip olduğumuz, uzun yıllar verdiğimiz mücadeleyle kazandığımız, bizlere ait olan haklarımızın kadınlara bahşedilmiş birer lütuf gözüyle bakılmasını reddediyor dünyanın dört bir yanında; okulda, işte ve sokakta erkekten ne bir eksik ne bir fazla diyerek toplumsal cinsiyet eşitlik mücadelemizi sürdürüyoruz. İşte çalıştığı yetmezmiş gibi tüm ev işleri üzerine yıkılan, katledilen ve ölüme sürüklenen binlerce kadına, okulundan koparılıp çocuk gelin edilen kız çocuklarına ve sadece erkek doğmadığı için mağdur edilen tüm kadınlara eşitlik sözümüz var.

Yılda bir günü değil, her günü kadınların kazanımları adına kutlanacak hale getirmeyi umuyoruz. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun!

Yazar: Deniz Balaban

+1
1
+1
7
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0