25 Kasım:  Şiddet(l)e karşıyız!

25 Kasım: Şiddet(l)e karşıyız!

Her ne kadar kadına yönelik şiddetin tarihi, kadının üretim alanında 2. plana düşmesiyle ve sanayileşmeyi beraberinde getiren neoliberal politikalarla bayrağı eline almış olsa da, kadına yönelik şiddetin kökeninin günümüz antropolojik çalışmaları sayesinde çok daha eskilere dayandığını görebiliyoruz .

1960’ın 25 Kasım’ında, Dominik Cumhuriyeti’nde tecavüze uğradıktan sonra boğularak uçurumdan cesetleri fırlatılan Mirabel Kardeşler …  Bu cinayetin faillerinin nihai amacı; dönemin muhalif halkını korkutup, onlara göz dağı vermekti.  Tarihin en faşist liderlerinden biri olan Trujillo’ya karşı verdikleri mücadelenin hikayesi aslında 14 Haziran Devrim Hareketi’ne dayanıyor. Mirabel Kız Kardeşler’in kurduğu Clandestina Hareketi güçlenip, ülke çapına yayılmıştı. Bu direnişi örgütleyen kız kardeşler, sisteme karşı mücadelelerinin yanı sıra cinsiyet eşitsizliği temelli toplumsal bir mücadele de verdiler.

Dönemin yöneticisi Trujillo onlardan, ‘Bu ülkede iki tehdit var: Kilise ve Mirabel Kardeşler’ şeklinde bahseder. Söylemlerinden de tahmin edilebileceği üzere Mirabel kardeşler, Trujillo tarafından defalarca kez şantaja, tehdide, işkenceye maruz bırakılmıştır.  Ancak cinsiyet eşitsizliği alanında verdikleri mücadele toplum tarafından karşılıksız kalmamış ve genişletilip büyütülmüştür.

30 Mayıs 1961 günü geldiğinde diktatör Trujillo bir suikast sonucunda vefat etmiştir. Sonraki süreçte Clandestina Hareketi sönümlenmemiş, mücadelenin devam etmesinde büyük rol oynamıştır.  1999 senesine geldiğimizde ise 25 Kasım BMGK (Birleşmiş Milletler Genel Kurulu) tarafından, ‘Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü’ olarak kabul edilmiştir.

Gelgelelim kadına yönelik şiddetin kökenine baktığımızda yalnızca; bir iktidar – muhalefet, güçlü – güçsüz çatışması değil, aynı zamanda iktisadi bir tabandan da söz etmek mümkün. Çünkü içinde bulunduğumuz dönemde yalnızca bir sermayedar – işçi çatışması değil , aynı zamanda bu işçi sınıfının içerisindeki erkek ve kadınlar arasında da bir eşitsiz dağıtım olduğunu açıkça görebiliyoruz. Bu nedenle de kadın ve LGBTİ+’ların toplumda en alt tabakaya yerleştirilmeye çalışıldığı net bir tablodur. Kadınlar da kendilerine dayatılan bu eşitsizliği kabul etmeyince devreye en kolay yöntem olan şiddet girer.

Bugün Türkiye’ye baktığımızda da tablo farksızdır. Tıpkı tarihin farklı evrelerinde ve Mirabel Kardeşler’de olduğu gibi, Türkiye’de de sesleri kısılmaya çalışılan, üretimden yoksun bırakılmaya çalışılan, eve hapsedilmeye çalışılan, şiddete ve ölüme maruz bırakılmaya çalışılan bir toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı politika görüyoruz. Bugün kendi siyasal İslamcı politikalarını bize dayatmaya çalışanlar, 6284’ün uygulanmasında zorluk çıkarıyor ve bunu görmezden geliyorsa sebebi kendi toplumsal cinsiyet rollerini inşa etmeye çalışmalarıdır. İşte biz kadınlar bu nedenle her gün, tıpkı 25 Kasım’da olduğu gibi sokakta, evde, işte bizim sesimizi kısmaya çalışanlara karşı mücadelemizi ortaya koyup, bu politikalara boyun eğmemeye çalışıyoruz. Bu yüzden eşitsizliğin ortadan kalktığı, emeğimizin görünmez olmadığı bir toplumda kendimizi var etmeye çalışıyoruz. Çünkü biz, her yerdeyiz.