2002’den bugüne tiyatro üzerinden sanata ve sanat emekçilerine bakış

2002’den bugüne tiyatro üzerinden sanata ve sanat emekçilerine bakış

Özellikle son yıllarda sanatın her alanında gerçekleştirilen faaliyetlerin göz ardı edilmesiyle beraber sanatçıların yalnızlaştırılması da tartışmasız bir gerçeklik kazanmış durumda. Bu gerçekliğin karşısında  hükümet neyi dayatıyor, sanat emekçileri neye karşı mücadele ediyor tüm bunları geçmiş ve günümüz çerçevesinde bir değerlendirelim. Bu doğrultuda;

Ödenekli tiyatrolara yapılan desteğin azaltılması, Devlet ve Şehir Tiyatroları repertuvarının kontrol altına alınması, provaların sansürlenmesi, sözleşmeli oyunculara kadro sözü verilip yıllardır yeni kadro açılmaması, bunun üzerine Devlet Tiyatrosu ve Devlet Opera ve Balesi’nde sözleşmeli 150’ye yakın çalışanın kadro beklerken ihraç edilmesi ve DT Genel Müdürü Mustafa Kurt’un bu durumla ilgili ‘’Bu beni aşan bir konu’’ açıklamasında bulunması, ardından teker teker Devlet Tiyatrosu sahnelerinin kapattırılıp yerine daha küçük ve işlev bakımından zayıf sahneler tahsis edilmesi, AKM’nin 2008’de kapattırılıp yeniden inşa edilmesinin 2020 senesinde tamamlanacağının söylenmesi fakat sonradan 2021’de tamamlanacak şeklinde değiştirilmesi ve arada kaybolan 13 senenin hiçbir hükmünün olmaması, İstanbul’da sanatın kalbinin attığı ve yüzlerce değerli sanatçıya ev sahipliği yapmış olan Muammer Karaca tiyatrosunun 2012 yılında tamamen kapatılarak çürümeye terk edilmesinin ardından 2019’da restorasyon ihalesini alan dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin restorasyon sürecinin 2021 yılında tamamlanacağını söylemesi ve 2021’in ilk 5 ayını doldurmamıza rağmen bu konuda herhangi bir açıklama yapılmaması, Şehir Tiyatroları’nda gezi direnişine destek verdiği gerekçesiyle Levent Üzümcü’yü ve OHAL sonrasında çıkartılan KHK’lardan yararlanarak darbeye yeterince karşı olmadığı gerekçesiyle Ragıp Yavuz’u ve çeşitli muhalif etkinliklerde ve söylemlerde bulunmaları nedeniyle 14 sanatçının da performans düşüklüğü gerekçe gösterilerek ihraç edilmesi, 18 Mart 2018’de Cumhurbaşkanlığına yapılan “Çanakkale Şehitlerini Anma” gösterisinde dönemin meclis başkanı İsmail Kahraman’ın müdahalesiyle Afife Jale’den bu yana (2018 baz alındığında) geçen 100 yıl boyunca kadınların ilk defa sahneye çıkarılmaması…

Tiyatro oyuncusu Cenk Dost Verdi’nin oyunu olduğu dönemde katıldığı bir basın açıklamasından dolayı ‘’örgüt propagandası yapmak’’ suçu gerekçe gösterilerek gözaltına alınması ve buna istinaden 2 yılı aşkın bir süre hapiste tutulması, Taner Barlas ve Rutkay Aziz’in başrollerini paylaştığı ‘’Adalet Sizsiniz’’ adlı oyuna OHAL gerekçe gösterilerek 3 ilde gösteriminin yasaklaması ve yine OHAL kapsamında güvenlik gerekçesi gösterilerek Genco Erkal ve Tülay Günal’ın oynadığı “Güneşin sofrasında Nazım ile Brecht” adlı oyunun yasaklanması, Barış Atay’ın ‘’Sadece Diktatör’’ adlı oyununun önce İstanbul’da ardından diğer illerde; Cansu Fırıncı’nın Nazım Hikmet’in şiirlerinden derlenen ‘’Taranta Babu’ya Mektuplar’’ adlı oyununun Erzincan’da müftülük tarafından yasaklanması ve bunlara istinaden özellikle turnelerde oyuna kısa süre kala tahsis edilen sahnelerin aniden iptal edilmesi, sanatçıların eleştirel ve sorgulayıcı oyun metinleri nedeniyle bazı medya kuruluşları tarafından hedef gösterilmesi, Emek Sineması’nın yıkılıp yerine AVM yapılması, devletin ödenekli tiyatrolar üzerinde uyguladığı baskı ve sansür nedeniyle halkın dolaylı yollarla özel tiyatroya yönlenmesi ve ödenek alamadıkları için özel tiyatroların kira ve çalışan masraflarını karşılayabilmek amacıyla biletlerini yüksek fiyatlarla satışa açması fakat bunun sınıfsal ayrımı daha da tetiklemesi, ‘’toplum için’’ bakış açısıyla sürdürdüğümüz sanatın toplumdan uzaklaştırılması ve dolaylı veya doğrudan sanata ulaşmanın lüks hale getirilmesi üzerine çevirebiliriz gözlerimizi.

Yukarıda yazılanların tamamı 2002 yılından bu yana AKP döneminde sanata ve sanatçıya verilen önemin en somut örnekleridir. Sanatın her alanında uygulanan sansür sadece yukarıda verilen örneklerle de kalmayıp akademiye sızıp kampüslerimizde de varlığını sürdürmeye devam etti. Bunun son yıllardaki örneklerinden biri 2017 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Ayazağa Kampüsü’nde kimliği belirsiz kişiler tarafından ‘’müzik haramdır’’ yazılı bildiri dağıtılması oldu.

Yine aynı yıl dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin ‘’Çicek, böcek, sanat, sanatçı, kültürel aktivite ile uğraşıyorlar. Arkadaşlar yapmayın bu ülkede bunlar günahtır. Sanatla uğraşmayın, kentsel dönüşüme öncelik verin, inşaat sektörü Türkiye’de kalkınmanın lokomotifi olacak bir sektör’’ demesinin üzerinden 4 sene geçti. Bu 4 senede en kötü ihtimalle yerimizde sayabilirdik fakat biz en kötüyle yetinmeyip dahası için çabaladık. Açıklanan TÜİK verilerine göre 2020 yılının istihdam oranında 2017 yılına göre %4’lük bir düşüş gerçekleşmiş. Aynı zamanda 2017 yılında gerçekleştirilen bu açıklamanın ardından 2018 yılı Ocak ayı verilerine göre iş kazaları kapsamında en fazla can kaybı yaşanan sektör 587 kişi ile inşaat sektöründe olmuş. Yani AKP, sanatı dini değer çerçevesinde günah ilan edip sanatçıyı da bu günahın en büyük işbirlikçisi olarak görmesinin yanı sıra 2002’den bu yana devletin sanata ve sanatçıya olan desteğini yok denilecek kadar azaltarak, tiyatrolar başta olmak üzere tüm sanat kurumlarını özelleştirmeye yönelik izlediği politikaları ‘’ Sanatçıların devlet memuru olmasını dahi doğru bulmuyorum’’ diyerek açık açık belirtmiş ardından Bakanlar Kurulunda açıklama yapan dönemin başbakan yardımcısı Bülent Arınç da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sanat kurumlarını özelleştirme politikalarını ‘’kararımız kesindir’’ diyerek desteklemiştir. Bunun yanı sıra Türkiye’nin kurtuluşu olarak görülen inşaat sektörüne de gerekli desteği vermemiş olup iş sağlığı ve güvenliğini de asla sağlayamamıştır. İşçinin güvenliğinin olmadığı, istihdam oranın giderek azaldığı, AVM’den bozma sahnelerle sanata sözde teşvik sağlandığı, bugün hepimizi batmamak için çırpınmaya mecbur bırakan yerin adı Yeni Türkiye, nam-ı diğer AKP Türkiye’sidir. Biz inanıyoruz ki bu zifiri gecelerden aydınlık sabahlara uyanacağız çünkü biliyoruz ki direnen daima kazanır.

Peki bu yazdıklarımı unutmadan bir kenara bırakıp biraz daha geriye dönersek 2012 yılının Nisan ayında Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı bir konuşmada ‘’Şehir Tiyatroları’nda yapılan bir yönetmelik değişikliği üzerinden bizi aşağılamaya başladılar. Allah aşkına soruyorum ya, siz kimsiniz? Bu ülkede tiyatro sizin tekelinizde mi? Bu ülkede sanat sizin tekelinizde mi?…’’ diye açıklamalarda bulunmuştu. Bahsedilen bu yönetmelik değişikliği Şehir Tiyatroları Repertuvar Kurulu’nun kaldırılarak yerine edebiyat kurulu getirilmesi ve yönetim kurulundaki çoğu sanatçının ihraç edilerek yerine belediye bürokratlarının atanması demekti ve bu da Şehir Tiyatrolarının kapılarına kelepçe vurmaktan farklı değildi. Bugün aynı yolları izleyerek Devlet Tiyatrolarının kapılarına o kelepçenin vurulmuş olması sanatın kimin veya kimlerin tekelinde olduğunun da açık bir göstergesidir. Yine Erdoğan aynı sene yapmış olduğu konuşmada ‘’Artık devlet tiyatro sahnesinden çekiliyor, buyurun siz tiyatro sahnesinde kalın’’ diyerek sanatçılar üzerinden yalnızlaştırma politikası izleyip sonraki yıllarda AKP olarak sanata ve sanatçıya destek vermeyeceklerini doğrudan açıklamış oldu. Tüm bu istikrarlı söylemlerinin karşısında her ne kadar gelişmesinden, ilerlemesinden, ülkenin dört bir yanında var olmasından korksalar da; tiyatronun da operanın da balenin de pandomimin de müziğin de hayatın her alanında dün var olduğunu, yarın da var olmaya devam edeceğini unutuyorlardı..

2012’den günümüze dönersek, içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde kapalı kalan ve devletten hiçbir destek alamayan özel tiyatrolar 81 ilden 2000’e yakın tiyatro emekçileriyle bir araya gelip 2020 yılında ‘’Tiyatromuz Yaşasın’’ adı altında bir imza kampanyası başlattı. Bu imza kampanyasında ‘’Salgın sürecinde sanatsal faaliyetler büyük bir sekteye uğramış ve ciddi maddi sorunlara sebep olmuştur. Tiyatro sanatı bu maddi kayıplara rağmen devam edemez. Tiyatrolar kamuya aittir. Kamusal tiyatroya ayrılması gereken devlet ödenekleri vardır ve bu ödenekler haktır. “Devlet ve yerel yönetim ödenekli tiyatrolar” ve ‘kamusal tiyatrolar’ arasında ayrım yapılamaz. Kaynaklar paylaşılmalıdır.’’ denilerek pandeminin başından bugüne kadar tüm özel tiyatroların yaşadığı ve salgın süresinin tahmin edilememesinden dolayı bu sorunların gelecekte de yaşanmaya devam etmesini önlemek amaçlanmıştı. Ne yazık ki bu imza kampanyasına Kültür Bakanlığı’ndan herhangi bir destek açıklaması gelmezken yaklaşık bir sene sonra televizyonda konser veren şarkıcılara 30 bin TL yardımda bulunuldu. ‘’Tiyatromuz Yaşasın’’ kampanyasının ardından yine birçok ünlü sanatçının şiir okuyarak bu zorlu salgın sürecinde tiyatroların yaşadığı sıkıntıya yeniden farkındalık yaratabilmek için oluşturduğu ‘’Dayanışmanın 100’ü Şiir’’ adlı başka bir platform kuruldu. Bu platformun amacı da tiyatroların yaşadığı ekonomik sorunlara karşı ayakta kalmasını sağlamak ve bu bağlamda özel tiyatrolara destekte bulunmaktı. Tüm bu destek kampanyalarından yeterli desteği alamayan özel tiyatrolardan “Toy İstanbul”, “Küçük Salon”, “Öykü Sahne”, “GalataPerform” ve “Kadıköy Theatron” sahnelerini kapatmak zorunda kalırken diğer birçok özel tiyatro da bu korkuyla burun buruna geldi. Bu dönemde tiyatro sanatçıları Cenk Dost Verdi, Deniz Elmas ve Ulaş Kaya 2020’nin Temmuz ayında ‘’Susma’’ eylemi başlatarak bu zor sürecin farkındalığını sokağa taşıdılar.

Bu çağrıların ve destek kampanyalarının karşısında üç maymunu oynayan ve görülen o ki oynamaktan da vazgeçmeyecek olan AKP yüzlerce tiyatro emekçisinin geçimlerini sağlayamamalarının ve Müzik-Sen’in verilerine göre 100’e yakın sanatçının bu sorunlardan dolayı intihar etmesinin tek sorumlusu olarak görülmektedir. Biz bir kez daha bu karanlık gecelerin ardında bizi bekleyen güneşli günlere inanıyor ve dayanışmayla bu günleri atlatıp özgür sahnelerde yeniden buluşacağımızı biliyoruz.

Son olarak Shakespeare’in Venedik Taciri’nden bir kesitle yazımı sonlandırmak istiyorum:

‘’Bizi keserseniz kanamaz mıyız ?

Şaka yaparsanız gülmez miyiz ?

Bizi zehirlerseniz ölmez miyiz ?

Ve bize zarar verirseniz, intikam almaz mıyız ? ‘’

Sanatla ve dayanışmayla…