10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde hak mücadelesini anlatan 6 film önerisi

10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde hak mücadelesini anlatan 6 film önerisi

II. Dünya Savaşı bittikten 3 yıl sonra yurttaşların haklarını korumaya yönelik İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi. Bildirge, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından Haziran 1948’de hazırlandı ve 10 Aralık 1948’de Genel Kurulun Paris’te yapılan oturumunda kabul edildi. İnsanlığı ezip geçen iki büyük savaşın ardından mücadele ile kazanılan bugün, İnsan Hakları Günü, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin kabul edildiği günden bu yana her 10 Aralık’ta kutlanır. Sahip olduklarımız ile elimizden alınan hakları tarttığımızda elimizden alınanların ağır basacağı terazinin yönünün döndüğü, hiçbir insanın haklarından mahrum bırakılmadığı 10 Aralıklar dileriz. Öğrenci Sendikası bugünün vesilesiyle, hak mücadelesini konu alan 6 film öneriyoruz. İyi okumalar ve iyi seyirler.

 

1-ÜZGÜNÜZ, SİZE ULAŞAMADIK

Yönetmenlik koltuğunda; yoksulluk, barınma ve işçi hakları gibi sosyal konulu filmlerin yönetmeni olarak tanınan Ken Loach’un oturduğu 2018 yapımı bir film: Üzgünüz, Size Ulaşamadık. 2008 yılında yaşanan mali krizle baş etmeye çalışan bir ailenin hikayesini konu ediyor. Giderek çoğalan borçlarla baş etmeye çalışan Ricky-Abbie çifti ve çocuklarının, Ricky’nin bir teslimat işine başlaması sonrası hayatlarının değişimini anlatan filmi izleyen, günlük hayatında mücadele etmekte olan emekçiler için sarsıcı olacaktır.

Politik sinemanın bilindik yönetmeni olan Loach, yaşadığımız toplumda dar gelirli olmanın zorluğunu, bizlere hitap eden üslubuyla anlatıyor. Loach’un sosyal içerikli filmlerindeki kahramanlarının yaşadığımız kapitalist sistemin çarkları karşısındaki çaresizliğini izlerken, boğazımızda bir düğüm hissediyoruz. Film, kapitalist sistemin işçiyi kendini ‘kendi işinin sahibi gibi hissetmesi’ aldatmacası ile kandırdığı bir manipülasyonu ustalıkla gözler önüne seriyor.

 

2- OTOBÜS

Otobüs, 1974 yılında bir İsviçre-Türkiye ortak yapımı olarak karşımıza çıkan, yönetmen ve senaristlik koltuğunda Tunç Okan’ın oturduğu film. Filmde, hurda bir otobüsle beraber yurtdışına kaçak olarak çalışmaya götürülen dokuz Türkiyeli işçinin öyküsü anlatılıyor. Kendilerini yepyeni bir ortamda bulan, yabancı bir dil, din, kültür ve yaşayış şekliyle karşılaşan bu işçilerin şaşkınlığını, yoksulluğunu, korkularını, bilgisizliğini, tutuklanmalarını ve ölümünü anlatan bu film, birçok yorumu Doğu-Batı ekseninde yapmış ve iki farklı toplumu farklı açılardan eleştirmiştir.

İleriye dönük çok büyük umutlarla, isteklerle ve içlerindeki çocuksu heyecanla daha refah bir hayat için yola çıkan bu 9 işçinin başlarına gelen bazı olaylarla beraber bu farklı şehirde, nasıl aç, parasız, pasaportsuz, yersiz ve yurtsuz kaldıklarını görürüz filmde. Dışarıdan bakan gözlerdeki yargılanışlar, acımalar, belki bir nefret belki de üzüntü. O dokuz işçinin hiç bilmedikleri bir yerde, hiç istemedikleri bir şekilde, kayboluşları görülür, umutlarının, isteklerinin, gülüşlerinin kayboluşları.

Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan işgücü açığını ortadan kaldırmak için başlayan dış göçler, insanları yalnızca ekonomik anlamda değil, manevi yönlerden de çok fazla etkilemiştir. Çoğunluğu belki de hayatında hiç şehir görmemiş gurbetçilerden oluşan bunca işçi daha rahat ve iyi bir hayata atılmak adıyla gittikleri yabancı ülkelerde, kendilerinden bu kadar farklı insanları ve yaşamları görünce bocalamış ve beklenilenden daha zor bir uyum sürecine girmişlerdir. Vatan özlemi, aile özlemi, yeni insanlar, yeni korkular ve üzüntülerle beraber iki farklı kültür arasına sıkışıp kalmış bu emekçilerin yaşadığı zorlukları anlatan birçok filmden biri olarak karşımıza çıkan “Otobüs” uzun yıllar Türkiye’de gösterimi yasak olmasına rağmen yurtiçi ve uluslararası alanda çok ses getirmiştir.

3- BABAMIN KANATLARI

Yönetmenlik koltuğunda Kıvanç Sezer’in oturduğu Babamın Kanatları, 2016 yapımı olmasının yanında 23.Adana Film Festivalinde SİYAD ödülü dahil 7 ödül birden almıştır. Üçleme olarak planlanan serinin ilk filmi olup diğerlerini de heyecanla beklememize sebep olan bu film, izleyen herkese içinde yaşadığı binanın yapılması için kaç kişinin can verdiğini, kaç ailenin ocaksız kaldığını düşündürmeyi çok iyi başarıyor. Güvenceli çalışma ve yaşama haklarını konu alan film, ülkemizdeki şantiyelerin hiçbirini karşılamadığı gerçeğini bir tokat gibi yüzlere vuruyor.

40 yıldır inşaatlarda çalışan İbrahim’in kanser olduğunu öğrenmesi ile başlayan film, doktorunun İbrahim’e çalışmasının hayati risk doğurduğunu söylemesi ile iç çatışmasını başlatıyor. Onlarca yıl çalışmasına rağmen emeklilik prim gününü dolduramadığı için emekli olamayan İbrahim Usta, Van depremi ile evsiz kalan ailesini nasıl doyuracağıyla ilgili endişelerini izlediğimiz film, ayrıca üniversite öğrencilerinin inşaatlarda çalışmak zorunda kalmalarını, geç verilen yevmiyeleri ve iş cinayetlerinin fıtrat değil ihmalsizlik olduğunu çok gerçekçi bir şekilde perdeye yansıtıyor.

4- SEFİLLER

Sefiller, Victor Hugo tarafından 1862’de yayınlanmış ve 19.yy’ın en değerli eserlerinden biri olarak görülen tarihi bir romandır. Hikayesi 1815’te başlar ve 1932’de yaşanan Paris’teki Haziran Ayaklanmasında son bulur.

Victor Hugo’nun bu ölümsüz eseri; 2012’de Tom Hooper yönetmenliğinde, önemli oyuncuların yer aldığı uzun metrajlı bir film haline getirilmiştir.

Olaylar Fransa’nın bir kasabasında, fabrika sahibi ve belediye başkanı eski bir mahkum olan Jean Valjean’in etrafında dönmektedir. Ekmek çaldığı için hapse giren bu karakter, sürekli firar planları yapmış, ancak bir türlü başarılı olamamıştır. 19 yıl sonra Toulon hapishanesinden salınan Jean, sürekli müfettiş Javert tarafından yine yakalanma korkusuyla yaşamaktadır. Yeni bir hayat kurmaya çalıştıkça, müfettişi adeta ensesinde hissetmekte, onun gölgesi altında kaldığını düşünmektedir. Eski çalışanlarından biri olan Fantine’ın kızı Cosette ile ilgilenmeyi kabul ettikten sonra, ikisi için de hayat bambaşka olacaktır.

18.Louis’in başa gelmesiyle tekrar ortaya çıkan kaos, romandan sapılmayarak cumhuriyetçi olan Victor Hugo’nun sertliğinden taviz verilmeyerek ortaya konuluyor. “Özgürlük, eşitlik, kardeşlik” gibi Fransız Devrimi’nin sembolü olmuş sloganlar hem film de hem kitapta sık sık karşımıza çıkmaktadır.

Hem oyuncular hem de ekip için oldukça zorlayıcı olan bu müzikal, klişeleşmiş kalıplardan sıyrılarak biz izleyiciler için oldukça göz ve kulak doldurmakta. Yıldızlar geçidini aratmayan bir kadroya sahip olması, filmi merakla izlememizin en büyük sebeplerinden biri.

5- BİSİKLET HIRSIZLARI

Bisiklet hırsızları, sinemada neo-realizm akımının öncülerinden kabul edilebilecek değerlilikte, İtalyan sinemasının başyapıtlarından sayılabilecek bir filmdir ve Luigi Bartolini’nin romanından uyarlanmıştır. 1948 yılında siyah beyaz olarak çıkarıldığında döneminde büyük yankılar uyandırmıştı. Film II. Dünya Savaşı sonrası dönemi konu almaktadır, özellikle bu dönem, yalnızca İtalya’nın değil fakat Avrupa’nın savaştan etkilenmiş tüm kentsel bölgelerinde yoksullaşmanın ve geçim sıkıntılarının arttığı bir dönemdi. Vittoria De Sica, bu durumu sade ve evrensel olarak başarılı bir şekilde sinemaya aktarmıştır.

Film, ana karakter Antonio Ricci’nin ailesini geçindirmek için gece gündüz iş aradığı bir dönemde zorlukla bir broşür dağıtımı işi bulmasıyla başlar ancak bu iş teklifini kabul ettiği ilk gün, işini yapabilmek için çok gerekli olan bisikleti çalınır. Polise gittiğinde polisin kendilerine hırsızı kendilerinin bulması gerektiğini söylemesi üzerine Antonio, oğlu Bruno ile Roma’nın bütün sokaklarını karış karış gezerek bisikleti ararlar. Duygusallığın, baba-oğul ilişkisinin ve sınıfsallığın gözler önüne çarpıcı bir şekilde serildiği film, günümüzde de etkisini sürdürmektedir.

6-Esaretin Bedeli

Stephen King’in Rita Hayworth ve Shawshank’in Kefareti isimli novellasından uyarlanan, yönetmenliğini ve senaristliğini Frank Darabont’un yaptığı, başrollerinde Tim Robbins ve Morgan Freeman’ın yer aldığı 1994 yılı yapımı Amerikan dram filmidir. Genç ve başarılı bir banker olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçuyla Shawshank hapishanesinde müebbet ceza alır. Tecavüz, şiddet, kavga, gürültü ile dolup taşan bu hapishane hayatında, Andy’nin gelişi ile bazı değişiklikler görülür. Dört duvar arasında yıllardır sevgi, saygı ve umuttan yoksun kalmış, yozlaşmış düşüncelerle hayatta kalan bu insanların hayatına iyiliği, iyimserliği ve inancı getirmesiyle beraber bu kişilere yaşamak için bazı nedenler verir Andy. Süreç boyunca hem içeride hem dışarıda insanlarla sağlam bağlantıları olan Red isimli mahkûmla dost olurlar. Bu ikili “Demir parmaklıklar arkasında da özgürlük vardır.” düşüncesini ana umut kaynağı alarak, hem birbirlerini hem de etraflarındakileri etkiliyor ve belki de yıllardır kalplerine ışık girememiş olan birçok insanın karşısına bir güneş gibi çıkıyor. Etrafına saçtığı umutların ve heyecanların yanında dışarıya olan özlemini bastıramayan Andy, arkadaşı Red’ten bir çekiç istiyor ve filmin sonunda yaşanacak ve belki de bütün mahkûmların en az bir kere hayalinde kurduğu o kaçışı planlamaya başlıyor.

Kadrosunda birçok önemli isim bulunduran bu film, kaliteli hikayesi ve dört duvar arasına sıkıştırılmış kalan hayatların acı gerçeklerini anlatmasıyla beraber, hangi durumda olursa olsun insanlara iyimserliğin ve umudun önemini tekrardan hatırlatmış ve kendini unutulmazlar listesine ilk sıralardan yer edinmeyi başarmıştır.