1 Mayıs’ta sendikamızın sektör temsilcileri ile söyleştik

1 Mayıs’ta sendikamızın sektör temsilcileri ile söyleştik

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde sektör temsilcilerimize 1 Mayıs’ın önemini ve salgınla birlikte yaşanan sorunların ne yönde seyrettiğini sorduk. Hiçbir öğrenci yalnız kalmayana dek sloganıyla çıktığımız bu yolda eşitliğin, özgürlüğün, emeğin ve dayanışmanın gününü, herkesin 1 Mayıs’ını kutlarız. Emeğimiz geleceğimizdir, geleceğimizi kurtaralım!

 

Mühendis ve Mimarlar Meclisi temsilcimiz Ozan Bozdoğan’a sorduk.

ÖS: Merhaba Ozan, 1 Mayıs bugün öğrenciler için neden önemli?

Ozan Bozdoğan: 1 Mayıs emek ile kesişen toplumsal kesim için mücadele ve dayanışma günü demektir. Gençlik her zaman bu kesimin içerisinde 1 Mayıs günü meydanlarda olmuştur zaten. Bugün ise öğrenci kimliğimiz ile 1 Mayıs’ı kutlamamızın belli başlı sebepleri vardır. Bunlardan bence en önemlisi ülkemizde giderek etkisi artan yoksullaşmanın getirdiği erken işçileşmedir. Kimi zaman eğitim masraflarımızı karşılamak kimi zaman ailemize destek olmak için hem okumak hem çalışmak zorunda kalıyoruz. Sendikamızın 19 Mayıs 2020’de hazırladığı rapora göre Türkiye’de 15-24 yaş arasındaki gençlerin %10u hem okumak hem çalışmak zorundadır. Maalesef öyle bir kıskacın içinde bırakılmış durumdayız ki bir tarafta sigortasız, güvencesiz ve asgari ücretin altında çalıştırılanlar diğer tarafta ise işsizlik. Son 5 yıllık dönemde başlıca teknik alanlar olan mühendislik ve mimarlık alanında işsizlik artmıştır ve artmaya devam etmektedir. Artık üniversite eğitiminin iş garantisi sağlamadığı açıkça görülmektedir. Bugün öğrenciler için 1 Mayıs haklarımız, özgürlüklerimiz ve geleceğimiz için mücadeleyi ifade ediyor.

ÖS: Mühendis ve mimarlar olarak sektörde ne gibi problemlerle karşı karşıya kalacaksınız ve bununla mücadele etmek bugünden bakıldığında neden önem taşıyor?

OB: Mühendislik ve mimarlık için ayrı ayrı pek çok konu var ancak ortak sorunlarımız ile başlayalım. Üniversitelerimizde öğrenci yanlısı politikalar izlenmemektedir. Alanlarımızla alakalı toplumsal faaliyetlerde bulunacak imkanları bulamıyoruz. Mühendislik için konuşacak olursak toplumsal faaliyetler bir yana aldığımız eğitimin sanayi ile uyumu bile tartışmalıdır. Mühendislik eğitiminde pratik uygulamalar yetersizdir. Laboratuvar dersleri çoğu zaman eski veya kullanışsız ekipmanlar ile göstermelik olarak yapılmaktadır. Teorik bir eğitim alıyoruz ancak bu teorik bilgi kimi yerde güncelliğini yitirmiş olabiliyor. Staj ise her alanda büyük bir sorun. Zorunlu olduğu halde staj ücretini alamayan pek çok öğrenci var. Staj sırasında üretim aksayacak korkusu ile bir şey öğrenemeyenler olduğu gibi mühendislik stajının süresi de yetersizdir. Mimarlık alanında pratik uygulamaların daha çok olduğu söylenebilir yalnız bu uygulamaların tüm ekonomik yükünün öğrenci tarafından karşılanması bekleniyor. Kırtasiye masraflarının yanında öğrencilerin gitmek zorunda olduğu arazi ve sanat müzesi gezileri öğrencileri ekonomik olarak zor durumda bırakıyor. Mimarlık eğitiminde bir bütünlük problemi de var. Kimi üniversiteler daha teknik bir yaklaşım sergilerken kimi yerde tasarım daha ön plana çıkabiliyor. Bu sorunlara karşı mücadele ederek eğitimin kalitesi arttırılabilir, öğrenci yaşamı kolaylaştırılabilir ve üniversiteler olmaları gereken bilim yuvalarına dönüştürülebilir.

ÖS: Bölümünüzün masraflarını karşılamakta nasıl zorluklarla karşılaşıyorsunuz,KYK yeterli oluyor mu?

OB: Şimdiye kadarki söylediklerimizden anlaşılacağı üzere KYK yeterli olmadığı gibi faizi ile istenen öğrenim kredisi pek çoğumuzun derdi olmuş durumdadır. 2021 1 Mayıs’ına öğrenciler geleceksiz ve borçlar giriyor. Öğrenci Sendikası olarak bu durumu tersine çevirmenin mümkün olduğunu biliyoruz. Tüm sıra arkadaşlarımı Öğrenci Sendikası’nın bir parçası olmaya çağırıyorum. Burada oluşturmaya çalıştığımız dayanışmayı büyüterek sorunlarımıza çözümler bulabileceğimize inanıyorum. Yaşasın öğrenci dayanışması! Yaşasın 1 Mayıs!

ÖS: Teşekkürler Ozan.

 


Tıp meclisi temsilcimiz Eray Kılıç’a sorduk.

ÖS: Merhaba Eray, 1 Mayıs bugün öğrenciler için neden önemli?

Eray Kılıç: Merhaba, Öğrenciler olarak bizler aslında birer emekçi adayıyız. Bu süreç bunun alanlara ve bölümlere göre eğitiminin verildiği bir süreç. Çalışacağımız alanlarımı ve bu alanlardaki sıkıntıları gözlemliyor, bunlara hazırlanıyoruz. Hatta bir çoğumuz bugün mevcut koşullar nedeniyle zaten çalışmak durumunda, yani hâlihazırda birer emekçi konumunda. Dolayısıyla bizler, yani bugünün ve yarının emekçileri, 1 Mayıs’a bu perspektiften yaklaşıyoruz.

ÖS: Sektöründe ne gibi problemlerle karşı karşıya kalacaksınız ve bununla mücadele etmek bugünden bakıldığında neden önem taşıyor?

EK: Atanamama, mobbing, şiddet, tükenme ve ek ödemeler temel güncel sorunlar denebilir. Bugün Türkiye’de binlerce sağlık emekçisi atama bekliyor. Pandeminin en yoğun olduğu dönemde bile, sağlık emekçileri tükenirken istifa hakları dahi ellerinden alınıyor ancak buna rağmen atamalar gerçekleşmiyor. Öte yandan sağlık emekçileri sürekli olarak mobbinge maruz kalıyor, asistan hekiminden laboratuvar teknikerine herkes bir şekilde bunu yaşıyor, bu nedenle intihar eden dahi oluyor. Pandemi gibi nedenlerle işin yoğunluğu daha da artarken beraberinde sağlık emekçileri tükeniyor, nitekim bugün de bunun örneklerini yaşıyoruz. Ek ödemeler kimi zaman eksik ve adaletsiz verilirken, kimi zaman hiç verilmiyor. Bir de sürekli olarak şiddet var. Beyaz kod uygulaması ve 2020’de çıkan Sağlıkta Şiddet Yasası da yeterli değil aslında, sağlık emekçilerinin büyük bir çoğunluğu hâlâ fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kalıyor. Tüm bunlar yalnızca bugünün sorunları değil, her zaman karşılaşılan sorunlar. Bu nedenle sağlık emekçi adayları olarak bunlarla şimdiden kararlı bir mücadeleyi yürütmemiz gerekiyor.

ÖS: Salgın sırasında eğitiminizin uygulamalı aşamalarını yeterince alabiliyor musunuz?

EK: Eğitim uygulamalarını yeterince alamıyoruz. Eğitim süreci okula, bölüme, hatta döneme göre değişiyor. Bazı okul ve bölümlerde alt dönemlere tamamen uzaktan eğitim verilirken, uygulama derslerinin ağırlıklı olduğu üst dönemler için hibrit eğitim modeli uygulanıyor. Özellikle sağlık bölümündeki öğrenciler pratik eğitimden bu süreçte çok uzak kalıyor ve özellikle uygulama derslerinin yetersizliği hepimizde bir kaygı uyandırıyor. Bu dönemde eğitimin yeterince nitelikli olmadığını söyleyebiliriz.

ÖS: Teşekkürler Eray.


Hukuk meclisi temsilcimiz Emre Efekan Karaçengel’e sorduk.

ÖS: 1 Mayıs bugün öğrenciler için neden önemli?

Emre Efekan Karaçengel: 1 Mayıs öğrencilerin taleplerini dile getirebilecekleri en iyi zamandır. Çünkü günümüzün öğrencileri yarının işçileridir. Yani öğrenciler, işçilerin haklarını savunması şarttır. Çünkü öğrenciler mezun olduklarında birer işçi olacaklardır. Öte yandan günümüzde öğrencilerin yüzde otuz altısı okurken çalışmak zorundadır. Bu sebeple öğrenciler olarak 1 Mayıs’ta söz hakkımızın olduğunu hatırlamalıyız. 1 Mayıs’ı hep beraber büyütmeliyiz.

ÖS: Sektöründe ne gibi problemlerle karşı karşıya kalacaksınız ve bununla mücadele etmek bugünden bakıldığında neden önem taşıyor?

EEK: son yıllarda Hukuk fakültelerinin sayısı ve hukuk okuyan öğrenci sayısında ciddi artış yaşanmaktadır.  Kontrolsüz ve yeterli sayıda öğretim elemanı ve profesörlerden yoksun bu fakültelerde mesleki yeterlilik anlamında yetersiz kalıyoruz. Her sene istihdam ihtiyacının çok üzerinde hukuk öğrencisi mezun olmaktadır. Hukuk alanında her yıl bu kadar mezun verilmesi işsizliği ve düşük ücretli çalışmayı beraberinde getiriyor. Bu yetersizliğin ve yoğunluğun önüne geçmek için önümüzdeki yıllarda hukuk mesleklerine giriş sınavı uygulanacak, fakülte bittikten sonra ayrıca hukuk mesleklerinden bir tanesini icra edebilmek için bu sınavdan geçmemiz gerekecek.  Fakültenin vermiş olduğu öğretimin yetersiz olduğunun ve hukukçuların yoğunluğunu azaltmanın çözümü olarak sınav engeli ve sınavla beraber işsizlik uygun görülmüştür. Halbuki yeterli sayıda öğretim elemanlarına sahip olmayan hukuk fakülteleri her sene 16 bin mezun vermektedir. Bir süre hukukçu sayısı azalsın maksadıyla konulan bu sınav gösteriyor ki önümüzdeki en büyük sorun işsizlik ve mesleki yeterlilik kazanmadan fakülteden mezun olmamız.  Bu sorunların önüne geçilmek için bir adım atılmıyor ve uzuna bir süre emek verdiğimiz eğitim hayatımızın sonucunda birçoğumuzun işsiz kalacağı gerçeği önümüzde. Üstelik bu sorunlar hükümetin bu alanda uyguladığı politikalarla doğrudan bağlantılı.  Bu sebeplerle geleceğimiz hakkında söz sahibi olmak istiyoruz.

ÖS: Pandemi hukuk öğrencilerinin eğitimini nasıl etkiledi?

EEK: Pandemide derslerimiz online olarak devam etti. İlk online sürece başladığımızdaki teknik aksaklıklar bir dönem nitelikli eğitim almamızı engelledi. Hukuk öğrencileri normal döneme göre daha az derse katılır hale geldi. Öğrenciler kendi başlarına öğrenmeye çalışıyorlar. Bunun yanında sınavlar konusunda her fakültede olduğu gibi hukuk fakültelerinde de problemler yaşandı. Özellikle bazı fakültelerin klasik sınavları sisteme yüklemekte zorluk yaşandığı için mağduriyetlere sebep oldu. Bazı fakültelerinde ise sınav süreleri çok kısa tutuldu. Hukuk fakültelerinin sınavları normal dönemde klasik şekilde yapılırdı. Bir olay verilip sorulan sorular üzerine cevaplar yazmak gerekirdi. Şimdi ise çoğu fakültede dersler, slaytlardan anlatarak geçilen ve sınavı test şeklinde yapılan bir dönem oldu. Test şeklinde yapılan sınavlar hukuk fakültesini anlamsızlaştırdı çünkü hukuk fakültelerinde öğretilenler genellikle bir olay örgüsü üzerine uygulanması gerekir yani sınavlar klasik şekilde yapılmalı. Bu yüzden de sınavlar test olunca normal döneme göre daha düşük notlar alıyoruz. Test yapılan sınavlarda bilgimizi de sınayamıyoruz.

ÖS: staj konusunda ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz?

EEK: Son yıllarda hukuk mezunu sayısında ciddi artışlar yaşanıyor. Artan mezun sayısının iş bulmakta sorun yaşıyor. İş bulanlar ise düşük ücretlerle çalışıyor. Durum böyleyken stajyer avukatlar değer görmüyor. Stajyer avukatların stajı için yasal bir ücret belirlenmemişken, hakimlik ve savcılık stajlarına ücret yasal olarak belirlenmiştir. Düşük ücretlerle çalışmak bile çok büyük bir lüks çünkü genellikle ücret verilmiyor.  Hukuk mezunlarının sayısının fazla olması da fırsatçı bürolara sebebiyet vermektedir. Stajyer avukatların birçoğu ücretsiz veya düşük ücretli çalışmak zorunda kalırken staj boyunca yasal zorunluluk gereği başka işte çalışamamaktadır. Staj dönemi geçim sıkıntısı çekmektedirler. Bunun yanında staj süresinin zorunlu olması ve kriterlerden yoksun olması stajyer avukatları çalıştıkları yere bağlı kılmakta mesleki eğitim dışında ayak işleri yaptırılmaktadır. Bu sebeple mesleki yeterlilikten uzak staj dönemi geçirmekteyiz.

ÖS: Teşekkürler Emre.


İletişim Fakülteleri temsilcisi İzel Sezer’e sorduk.

ÖS: 1 Mayıs, bugün öğrenciler için neden önemli?

 

İzel Sezer: Birçok öğrencinin geçinebilmek için çalışmak zorunda olduğu bu dönemde, 1 Mayıs’ı öğrencilerden ayrı düşünemiyorum. Bana göre 1 Mayıs hem kendi haklarımız, emeğimiz için mücadele ettiğimiz hem de emekçilerin bugüne kadar kazandığı haklara sahip çıktığımızı gösterdiğimiz bir gün. Çalışmak zorunda kalanlarımız şimdiden işçi, çalışmayanlarımız ise geleceğin işçileri. Bu bakımdan işçi sınıfının her türlü kazanımı aslında biz öğrenciler için de bir kazanım.

Binlerce emekçinin tek ses olduğu 1 Mayıs kutlamaları, ilk önce Taksim’de yasaklandı bugün geldiğimiz noktada ise pandemi gerekçe gösterilerek tamamen yasaklanmış durumda. Fakat ‘’tam kapanma’’ iddiasıyla girilen ve üç hafta boyunca devam edeceği söylenen bir süreçte 26,8 milyonluk işçinin yaklaşık 16,4 milyonu kapanmadan muaf sektörlerde çalışıyor. İşçiler her zaman olduğu gibi fabrikalara, inşaatlara, ofislere gidiyor; sanki virüs işçilere bulaşmıyor… Üstelik kapanmadan muaf olmayan emekçiler ya da işsizler için herhangi bir ekonomik destek paketi de açıklanmadı. Emekçiler yine faturalarını, kiralarını ödemeye devam edecek; hangi parayla karınlarını nasıl doyuracakları ise meçhul.

Şu an açlığa, yoksulluğa, sefalete terk edilen işçiler annemiz, babamız, abimiz, ablamız, biziz. Bu sebepten öğrenciler, gençler işçi sınıfından bağımsız düşünülemez. 1 Mayıs da hepimizin günüdür ve ona tüm gücümüzle sahip çıkmak zorundayız.

 

ÖS: Mezun olunca iletişim sektöründe ne gibi problemlerle karşı karşıya kalma riskiniz var ve bununla mücadele etmek bugünden bakıldığında neden önem taşıyor?

 

İS: Bu soruyu, üniversitede okurken aynı zamanda da yıllardır bir gazetede çalışan ve sektördeki birçok sorunla zaman zaman karşı karşıya kalan veya tanık olan bir öğrenci olarak yanıtlıyorum. Öncelikle iletişim, çok fazla mezun veren fakat bu kadar kişinin istihdam edilebileceği bir alanın olmadığı bir sektör. Yani işsizlik en yakıcı problemimiz. Biraz şanslı olup iş bulabilen arkadaşlarımızın birçoğu ise çalıştığı yerlerde patron baskısına, sansüre, mobbinge maruz kalıyor. Asgari ücretten çok daha az maaşa, 9 saati aşan sürelerde sigortasız çalışmak zorunda bırakılan birçok gazeteci var.

İşsizliğin, patron baskısının yanında bir de iktidar baskısı var tabii. Yaptığımız haberler sebebiyle hakkımızda soruşturmalar başlatılıyor, davalar açılıyor. Haber takibine gittiğimiz yerde polis engellemesine, hakaretlere maruz kalıyor hatta zaman zaman darp ediliyor ve gözaltına alınıyoruz.

Basın kartlarının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na bağlanmasıyla, kimin ‘’gerçek’’ gazeteci olduğunu iktidar belirliyor. İstediğine basın kartı veriyor, istemediğine vermiyor. Uluslararası federasyonlardan, meslek örgütlerimizden aldığımız basın kartları veya çalıştığımız kurumların kartları çoğu zaman polisin ‘’Bunu Cumhurbaşkanlığı vermemiş, bu geçmez’’ engellemesine takılıyor.

İktidarın hatasını, yanlışını ortaya çıkaran, toplumda infial yaratan haberler yapan ve kamu yararını gözeterek gerçekleri söyleyen gazeteciler her gün çeşitli bahanelerle tutuklanıyor, sindirilmeye çalışılıyor. Bu saydığım problemlerin yanına elbette çok daha fazla şey eklemek mümkün.

İletişim sektöründe saydığım bu sorunların çoğu, karşısında bireysel şekilde durduğumuzda çoğu zaman kazanım elde edebildiğimiz sorunlar değil maalesef. Bu noktada da örgütlü bir mücadelenin önemi karşımıza çıkıyor. Bir iş yerinde sigortasız çalıştığı için bir kişinin ses çıkarmasıyla herkesin, ya da birden fazla kişinin ses çıkarmasının, iş bırakmasının getireceği kazanımlar elbette farklı. Tarihte farklı taleplerle örgütlü mücadele edilen ve kazanımla sonuçlanan birçok işçi eyleminde, grevde de bunun örneğini görmek mümkün.

Eğer öğrenciler açısından bakacak olursak, kalemini satmayacak olan her gazeteci adayı, mezun olduktan sonra maalesef bu sorunların bir kısmıyla da olsa karşı karşıya kalacak, bu su götürmez bir gerçek. Dolayısıyla daha özgür yazabilmek, daha eşit koşullarda çalışabilmek ve yılların mücadelesiyle elde edilmiş olan kazanımları kaybetmemek için mücadele etmekten başka şansımızın olmadığını düşünüyorum.

 

ÖS: İletişim Fakültesi mezunu birçok gencin çok ciddi bir işsizlik problemiyle karşılaştığı biliniyor, bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

 

İS: Aslında Türkiye’de işsizlik sadece İletişim Fakültesi mezunlarının değil, tüm gençliğin en yakıcı sorunu. Bir yerde ‘’tanıdığımız’’ olmadan staj yapma imkânı bulmak bile bu kadar zorken mezun olduğumuzda iş bulabilmek tabii ki çok daha zor oluyor. Bir şekilde bulabildiğimiz işlerin çoğunda da insani çalışma koşulları olmuyor maalesef.

Mezun birçok arkadaşımız iş bulamadığı için farklı iş alanlarında çalışmak zorunda kalıyor. Haberlerde her gün görüyoruz; atanamayan, iş bulamayan yüzlerce genç geçinemediği için intihar ediyor. İktidar her ne kadar işsizliğin azaldığını söylese de bu iddianın herhangi bir gerçeklik payı olmadığını hepimiz farkındayız.

Tabii ki işsizlikle mücadelede hükümetin yapabileceği binlerce şey var. Eğer bir gün bir yerden başlamayı düşünürlerse, İletişim Fakültelerinde yapılacak ilk işin, istihdam alanlarının saptanarak bölüm kontenjanlarının istihdam alanıyla doğru orantılı şekilde düzenlenmesi olduğunu düşünüyorum.

 

ÖS: Türkiye’de basın özgürlüğünün her geçen gün daha da gerilediği çeşitli raporlara yansıyor. Bu durum gazetecilik bölümü öğrencilerine nasıl yansıdı?

 

İS: Öncelikle şu anda basın özgürlüğünün gerilemekten ziyade tamamen yok edilmeye çalışıldığı bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. İkinci soruda basın emekçilerinin yaşadıklarını uzun uzun anlattığım için burada tekrar değinmeyeceğim.

Bize gazetecilik bölümüne adım attığımızda öğretilen ilk şeylerden biri sadece halka karşı sorumlu olduğumuzdur. Kamu yararını gözetiriz, dolayısıyla kamu yararına ve zararına olan her şeyi tüm açıklığıyla halkla paylaşmakla yükümlüyüz. Profesyonel gazeteciliğin yanında, ders kitaplarımıza da giren, ‘’yurttaş gazeteciliği’’ diye bir kavram da var. Sadece profesyonel gazeteciler değil, yurttaşlar da birçok haberin kamuoyuna iletilmesine vesile olur. Sonuçta gazeteciler her an her yerde olamaz.

Fakat Türkiye’de en son geldiğimiz noktada Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan genelge ile polise, 1 Mayıs eylemleri sırasında yurttaşların görüntü ve ses kaydı almasının engellenmesi talimatı verildi. Her ne kadar bu genelgenin ‘’kişilik haklarını korumak’’ iddiasıyla yayınlandığı söylense de burada bir ‘’gizleme’’ çabası olduğunu düşünüyorum. Bu genelge ile yurttaş haberciliği resmen ‘’suç’’ sayılıyor. Daha iki gün önce İzmir’deki 1 Mayıs eyleminde, polisin bir eylemcinin boğazına diziyle bastırdığını görüntüler ortaya çıktı. George Floyd’u öldüren Derek Chauvin’in çok da uzakta olmadığını bir kez daha gördük o fotoğrafta. Yurttaşlar tabii ki bu ve benzeri durumları çekecek, halka ulaştıracak, hesabını soracak…

Açıkçası gazetecilik bölümü öğrencileri olarak bu uygulamaları, her gün çıkarılan yeni baskı mekanizmalarını gördükçe mücadele etmeye ne kadar ihtiyacımız olduğunu tekrar tekrar anlıyoruz. Çoğumuz fakülteye işsiz kalmayı, kıt kanaat geçinmeyi göze alarak, hakikate olan inancımızla, gerçekleri duyurma hayaliyle giriyoruz. Her geçen gün derinleşen ve herkesin farkında olduğu baskıya rağmen en kalabalık sınıflar yine bizim sınıflarımız oluyor. Buradan da ne kadar inatçı olduğumuz anlaşılıyordur diye düşünüyorum.

ÖS: Teşekkürler İzel.


Güzel Sanatlar Fakültesi temsilcimiz Boran Ateş’e sorduk.

 

ÖS: 1 Mayıs bugün öğrenciler için neden önemli?

Boran Ateş: Geleceğin işçileri olan bizlerin; işsizliğin, geleceksizliğin, yalnızlaşmanın pençesinde tek başımıza debelenmediğimize tanıklık etmeye ihtiyacı var. Birbirimizle dayanışmaya, bizi gelecekteki meslektaşları olarak kabul eden işçilerle kol kola girmeye ihtiyacımız var. Okurken çalışmak zorunda olan, işsiz veya kendi alanında iş bulamayan hatta okullarını bırakmak zorunda kalan öğrencilerden biriyiz muhakkak ve bu düzenin bize hiçbir hakkı altın tepside sunmayacağının farkındayız. İktidarlar, özellikle 80’li yıllardan bu yana baskılamaya çalıştığı dayanışma ruhunun çöküşünü gözlerken, öğrencilerin koşulsuz şartsız dayanışması bugüne ayrı bir anlam katıyor.

 

ÖS: sektöründe ne gibi problemlerle karşı karşıya kalacaksınız ve bununla mücadele etmek bugünden bakıldığında neden önem taşıyor?

BA: Bu çok yakıcı bir soru, özellikle kolektif aklın bu denli önemli olduğu bir alanda gündelik çözüm ve kaçışlarla yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Başat hedefimizin ‘eser üretmek’ ve fikirlerimizi özgün yollarla anlatmak olduğu zamanları çoktan geçtik. Bir tarafımızda setlerde akıl dışı çalışma saatleriyle mücadele eden set emekçileri, öteki tarafta sokakta dahi çalışmasına müsaade edilmeyen müzisyenler, karşı tarafta üç kuruşa görsel hazırlayıp parasını dahi alamayan tasarımcılar… Ve biz bu berbat koşullar altında eğlence sektörünün dışına çıkmadan para kazanmaya zorlanıyoruz. Mesleğimize duyduğumuz saygıyı ayaklar altına almaya çalışanlar, üretim yapma hakkımızı kendilerine ne kadar kar ettirdiğimize göre belirliyor. Eğer biz bu zorba sektörle örgütlü bir şekilde mücadele etmezsek gittikçe arsızlaşacağı da aşikar. Türkiye’de bundan altı-yedi sene önce yerli diziler 2.30 saat değildi örneğin. Elimizde alternatif olduğunu düşündüğümüz yerli platformların da bu hale gelmemesi için hiçbir neden yok. Çünkü sanat emekçileri ya propaganda aracıdır ya da bir reklam arası. Alanımızın nesnesiyiz kısaca. Hatırlatmamız gereken bunlardan ibaret olmadığımız değil de nedir? Bizim var olmak istediğimiz sektör bu sektör değil.

 

ÖS: Eğitiminizde kullandığınız araçlar çok derece fahiş fiyatlara satılıyor, bu konuyla ilgili ne gibi bir çözüm öneriniz var?

BA: Bunun çözümü çok basit aslında; eğitimi ücretsiz hale getirmek. Fakat biliyoruz ki rant kapısı haline gelen okullarımızdan gelir elde edememek, başta eğitim bakanı olmak üzere okullardan rant sağlayan patronları memnun etmeyecektir. Fakat hiçbir öğrenci haklarını bir avuç insana teslim etmek zorunda değil. Belki buradan bakınca bir anda tüm materyallerimizle birlikte eğitimimizi ücretsiz hale getirmemiz mümkün görünmüyordur. Fakat bu zorlu yolda güç bulabileceğimiz omuzlar var hala yanımızda. Taleplerimiz için mücadele ederken yanı başımızda duran sıra arkadaşlarımızla dayanışmak ve bu ağı büyütmek görevi düşüyor her birimize. Biz bu ağlara omuz verdikçe dayanışmamızın da mücadelemizin sesi de daha gür çıkacaktır.

 

ÖS: Pandemiden dolayı tiyatrolar ve gösteri merkezleri kapalı, Türkiye deki kültür sanatın gerilediğini düşünüyor musunuz?

BA: Kültür- sanat son zamanlarda kendini göstereceği bir alan bulamasa da pandemi öncesi durumun da iç açıcı olduğunu söylemek mümkün değil. Halihazırda bu kötü formun değişmiş ve daha acımasızlaşmış haliyle karşı karşıyayız. Önümüzde capcanlı bir örnek var ki her şeyi açıklıyor. Bu ülkenin her bir özel tiyatrosunun başına bir sigortalı oyuncu düşmüyor bile. Keza yıllarca önüne konulanla yetinmesi istenen bu toplam; okullarda, atölyelerde, sahnelerde sanatçı yetiştirmeye çalışıyor. Herkesin üretmek için zamana ihtiyacı var ve işin acı tarafı çalışmak için yaratılan zamana sahip olmak için çalışmak zorundasınız. Bu döngüde ne kadar ileri gidebilirseniz artık. Vasatlık bekleyen bir sisteme çalışıyorsunuz vasat olmayacak gücü bulabilmek için. Müthiş saçma ve çelişkili bir girdap….

 

ÖS: uygulamalı derslerinizi nasıl alıyorsunuz?

BA: Okuldan okula değişiklik gösterebiliyor fakat uygulamalı dersler de yoğunluklu olarak çevrimiçi yapılma eğiliminde. Hiçbir bölüm için verimli olmayan bu sistem, güzel sanatlar öğrencisinin eğitimle olan bağını hepten koparıyor diye düşünüyorum. Diğer bütün bölümlerde olduğu gibi maddi imkanların asıl belirleyici olduğu bu süreç, öğrenci yanlısı değil. Eğer asgari koşulları sağlayamıyorsan okuma diyorlar bize resmen. Öğrencilerden kesinlikle sürdürülebilir olmayan maddi-manevi imkanlar bekleyen okulların altyapısı ise içler acısı. Ayrıca bu fecaat uygulamalar üzerinde çaba gösteren güzel sanatlar öğrencilerinin birebir temasa ihtiyaç duyabildiği derslerinin dahi çevrimiçi yapılması yapılmamasıyla eşdeğer olabiliyor.

ÖS: Teşekkürler Boran.


Yabancı diller meclisi temsilcimiz Ceren Berk’e sorduk.

ÖS: 1 Mayıs bugün öğrenciler için neden önemli?

CB: Öğrenciler eğitim süreçleri boyunca gerek deneyim ve tecrübe kazanmak gerekse geçimlerini sağlamak için alanları ile ilgili pek çok işe başvuruyor ve emeklerinin karşılığını alamadıkları sorunlu durumlarla karşı karşıya kalıyorlar. Birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü olan 1 Mayıs, öğrencilerin haklarını aramaları, geleceksizlikle karşı karşıya kaldıkları eğitim süreçleri boyunca onca emek ve çabanın karşılığını almaları adına oldukça önem taşımaktadır. Henüz mezun olmamışken bile sektördeki problemlerle nasıl başa çıkacaklarını düşünen öğrenciler, kendilerini bu duruma düşüren her kararın ve sürecin karşısında durmalı, her sektörde yer alan işçiler ve emekçiler ile birlik olarak haklarını aramalıdırlar. Yaşadıkları sorunlara alanlarda ses olmak, birlikte mücadele ederek sektörlerindeki güvencesiz her kararı dile getirmek öğrenciler için 1 Mayıs’ın önemini ortaya koymaktadır.

 

ÖS: Yabancı dil sektöründe ne gibi problemlerle karşı karşıya kalacaksınız ve bununla mücadele etmek bugünden bakıldığında neden önem taşıyor?

CB: Yabancı dil sektörü Türkiye’nin en sorunlu sektörlerinden biri olmasına rağmen, aynı zamanda ülke çapında sorunlarıyla bilinen sektörler arasında en sonlarda yer almaktadır. Bugün pek çok yabancı dil öğrencisi, eğitim öğretim süreçleri devam ederken kendilerine deneyim ve tecrübe katmak adına iş ararken hem haksızlıklarla karşı karşıya kalırken, hem de niteliksiz bir eğitimin son bulması adına mücadele etmektedirler. Yabancı dil sektörü, dil bilen herkesin alanlarında eğitim gören öğrencilere ortak olmaya çalıştığı ve alanında profesyonel eğitim almayan her bir kişinin başvurularıyla iş bulabildiği yarış alanına dönüşmüş bir sektördür. Daha fazla emek, daha düşük ücret düşüncesiyle her öğrencinin ve sektörden mezun olan her bir çalışanın hakkını gasp eden bu sektörün sorunları, ses çıkarılmadığı ve mücadele edilmediği takdirde yıllarca devam ettiği gibi aynı şekilde devam edecek ve pek çok öğrencinin geleceğe dair umutsuz hissetmesine sebep olacaktır. Emek, bilgi, pratik ve tecrübe gerektiren yabancı dil sektörü, öğrencilerin “öğrenci” oldukları için sömürüldüğü, çalışanların ise “sadece yabancı dil bilen bireyler” olarak tanımlanmaları sonucunda sömürüldükleri bir sektöre dönüşmüştür. Bugün bakıldığında, yabancı dil bilmenin ve alanında profesyonel olmanın farkı anlaşılmalı, bu farkın sektördeki kişilerin emeklerine karşı kullanılması engellenmeli, buna karşı gelen her sektör grubuyla mücadele edilmelidir.

 

ÖS: Hazırlık dönemi kitaplarının pahalı olması ve hazırlık eğitiminin niteliksiz olması yabancı dil öğrencilerini nasıl etkiliyor?

CB: Bugün pek çok yabancı dil öğrencisi, kendi istekleri ve ilgi alanları üzerine yabancı bir kaynağı elde edememenin yanı sıra en temel ihtiyaçlarından biri olan eğitim araçlarının ücretlerini karşılayamamaktadır. Öğrencilerin ancak kitap ücretlerini ödemeleri halinde eğitim süreçlerini tamamlayabilmeleri şartı, eğitim haklarına yapılan bir gasp olarak nitelendirilmelidir. “Kitabınız yoksa sınava giremezsiniz” söylemlerinin yaygınlaşmasına sebep olan bu eğitim sistemi yüzünden pek çok öğrenci hazırlık eğitimlerini tamamlayamamakla birlikte çok zor şartlar altında çalışarak temel kitap ücretlerini ödemeye çalışmaktadır. Tüm bunlar, henüz yolun çok başında olmalarına rağmen, öğrencilerin deneyim ve donanım konusunda eksik olacakları düşüncesiyle savaşmalarına sebep olurken, geleceksizlik kaygısı ile karşı karşıya kaldıkları bir duruma dönüşüyor.

 

ÖS: Yabancı Dil eğitiminin pratikten yoksun olması eğitiminizi nasıl etkiliyor?

CB: Yabancı dil eğitimi, teorik bilgiyi gerektirirken aslında çoğunlukla pratik eğitimle kendisini geliştiren bir alan eğitimi olarak görülmelidir. Yıllarca devam eden aynı düzende, her öğrenci farklı becerilere ve anlama şekline sahipken ısrarla aynı metotlar kullanılarak öğrencilerin becerileri ve yetenekleri köreltilmektedir. Motivasyon ve özgüven yabancı dil eğitiminin gelişmesinde en temel gerekliliklerinden sayılırken, Türkiye’de eğitim alan her öğrenci bunlarla savaşmak zorunda hissediyor. Konuşmaktan utanma, kendini ifade edemeyeceğini düşünme hissi, yanlış yapmaktan korkmak gibi karşılarına pek çok engel çıkmakta ve aynı metotla aldıkları eğitim yüzünden bunların üstesinden gelmekte zorlanmaktadırlar. Henüz öğrenciyken yaşadıkları bu istek ve özgüven kaybı, iş aradıkları ve hatta çalışma hayatına geçtikleri sürecin her basamağında başa çıkmak zorunda oldukları bir sorun haline dönüşüyor.

 

ÖS: Teşekkürler Ceren.