Üniversite mücadelesinde dün, bugün ve yarın

Üniversite mücadelesinde dün, bugün ve yarın

Her siyasal iktidar, kendi özgün koşullarını ve bu koşulların bir getirisi olan nesnel gerçekliğini yaratmak zorundadır. Türkiye gibi ülkelere baktığımızda ise siyasi iktidarlardan en çok nasibini alan ancak yine de her dönem muhalif kimliğini koruyabilen en önemli öznelerden birinin üniversite gençliği olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Üniversitelerde verilen mücadeleler, mücadelenin de doğası gereği kimi zaman kazanımlarla sonuçlanmış, kimi zaman istenilen karşılık alınamamıştır. Ancak kazanımlarla ve yenilgilerle geçen bu mücadele yıllarında, özerk ve bilimsel yapıya karşı saldırılara, teslim alma girişimlerine karşı üniversitelerin özgün nitelikleri korunabilmiştir. Üniversitelerin dinamik yapısı ve bu dinamizmin öznesi üniversite gençliği, akademinin özgünlüğünün korunmasında her zaman mücadelenin mihenk taşı olmuştur.

Dünden bugüne baktığımızda 60 darbesine giden süreçte, 555K eylemlerini örgütleyen İstanbul Üniversitesi öğrencisi Turan Emeksiz’in öldürülmesiyle başlayan eylemler ile Demokrat Parti iktidarının sonunu hazırlayanlar, üniversite öğrencileri olmuştur. 1968’e geldiğimizde ise dünyanın dört bir yanında yükselen devrim ve özgürlük düşünü üniversitelerden çıkarıp ülkenin tamamında gerçek kılmaya çalışanlar, öğrenciler olmuştur. 1996 yılında Öğrenci Koordinasyonu deneyimi ile harç zamlarına karşı ülkenin birçok üniversitesinden öğrencilerin sesinin ülke gündemine taşınmasına neden olanlar, yine üniversitelilerdir. Zaman içinde her eylemin talepleri ve muhatapları farklılaşsa da ortak noktaları, dönüştürücü bir etkileri olmasıdır. Bu dönüştürücü güç, her zaman karşısında iktidarları bulmuştur. Gençliğin dinamizmi ve yaratıcı gücü karşısında korkan siyasi iktidar, türlü biçimlerde üniversitelerin özerkliğine saldırmış, 1980 Anayasası’nın bir ürünü olarak kurulan YÖK ile de üniversiteleri tam anlamıyla teslim almaya çalışmıştır.

Yakın tarihimize baktığımızda ise Aralık 2012’de ODTÜ Ayakta eylemleri ile başlayan süreç 6 ay gibi kısa bir sürede Türkiye tarihinin görmüş olduğu en kitlesel eylemlerden biri olan Gezi direnişinin ilk adımı olmuştur. Gezi’yle birlikte alevlenen ve üzerindeki atıllığı atmayı başaran üniversite mücadelesi, ülkedeki siyasi atmosferin de etkisiyle yeniden tarihsel misyonunu üstlenmiş ve siyasetin canlı olarak kendisini üretebildiği mekânlar olmuştur. Bu kısa ancak etkili pratik, gelecek dönem siyaseti için de bir kılavuz işlevi görmektedir.

Bugün üniversitelere baktığımızda ise iktidar eliyle üniversitelerin kindar ve dindar nesil yetiştirmek adı altında yeniden yapılandırıldığı, özgür ve bilimsel eğitim talebini üniversite kürsülerinden dillendiren hocalarımızın yalnızca muhalif oldukları için akademiyle bütün bağlarının kesildiği, barış dedikleri için KHK’larla üniversitelerden atıldığı bir gerçeklikten söz edebiliyoruz. Bu siyasal atmosferde üniversitelerin özerk ve bilimsel yapısının korunmasını beklemek bir hata olacaktır. Bunun yanında akademinin her türden baskıya rağmen teslim olmayan, biat etmeyen tavrı, üniversite siyasetinin önümüzdeki dönem nasıl olacağına ilişkin bize ip uçları vermektedir.

Önümüzdeki dönem, pandeminin de etkisiyle bir duraksama dönemi gibi görünse de aslında yeniden üniversitelerin ülke gündeminde kendine yer edinebileceği bir dönem olacaktır. 2019 Yazında ODTÜ’de başlayan Kavaklık Direnişi, Yıldız Teknik Üniversitesi’ne millet bahçesi yapılmak istenmesi yeniden bir hareketlilik getirse de bu durum tam anlamıyla gençliğin tamamını kapsayamamıştır. 2020’nin başında ise İstanbul Üniversitesi’nde yemekhane zamlarına karşı başlayan kitlesel protestolar ve İTÜ, Bilgi, Yıldız Teknik gibi üniversitelerden peşi sıra gelen zam haberlerine karşı öğrencilerin göstermiş oldukları direniş, üniversiteli gençliğin tamamında bir karşılık bulmayı başarmıştır. Devamında online eğitim süresince yaşanan mağduriyetlere karşı üniversitelerden yükselen sesler ve son olarak Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör atanmasına karşı ülkenin dört bir yanından öğrencilerin ve akademisyenlerin itiraz sesleri önümüzdeki dönemin bizler açısından çok daha canlı geçeceğinin bir habercisidir. Buna rağmen unutulmamalıdır ki bu sürecin somut bir reçetesi yoktur ve gerekirse hata yapa yapa yeni dönemin dinamiklerine göre siyaset üretmek bir tercihten çok, zorunluluktur. Geçmişin alışılmış üniversite gündemlerinin yanı sıra, bugünün koşullarının bize dayattığı çalışan öğrencilik, genç işsizlik, geleceksizlik gibi kimi özgün ve başat gündemler de vardır. Bulunduğumuz noktada dönemin ve sorunlarımızın özgünlüğünü tespit ederken mücadele pratiklerimiz konusunda da yeni döneme uygun yöntemler geliştirme ihtiyacı önümüzde duruyor. Her zaman yeniyi aramak zorunda olduğumuzun bilinciyle yeni dönemde de bu tavırda inatçı olmak bir zorunluluktur.

Biliyoruz ki bizler yana yana gelmedikçe özgür, bilimsel, eşit üniversite talebimizi daha gür sesle haykırmadıkça hiçbir şey değişmez. Bu nedenle Öğrenci Sendikası olarak bir adım öne çıkıyor ve geleceğimizi kurtaralım diyerek hepimizi bu mücadelenin bir parçası olmaya davet ediyoruz!