‘Tarafsız’ medya ne kadar tarafsız?

‘Tarafsız’ medya ne kadar tarafsız?

Çoğu haber kanalının olayları ve bilgi akışını, en tarafsız ve rasyonel şekilde aktardığına dair bir iddiası vardır. Peki bu ne kadar doğru, tarafsız gözlemci olmak, yorum katmadan aktarmak mümkün mü? Bence bu pek mümkün değil. Bizleri oluşturan, toprağından, havasından beslendiğimiz ve hatta bazen zehirlendiğimiz belli bir toplum ve kültürün parçası olmak elbette beraberinde bazı yönlendirmeleri, kanıksanmış bilgileri getiriyor.

Düşündüğümüz, tasarladığımız her şey, her zaman tam anlamıyla bağımsız ve bize ait olmayabiliyor. Nesnel koşulların ve çevremizdeki pek çok uyarıcının bizlerin bilincini var ettiği, işlediği ne kadar kabul etmesi zor olsa da göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Bizlere gökten saf ve temiz bir şekilde inmeyen düşüncelerimiz, içine doğduğumuz topumun ve bu toplumu idame ettirenlerin kendi çıkarlarını pekiştirmek için dayattıkları ve kabul ettirdikleri çoğu ön kabulü barındırıyor. Bizim reddini ilan etmedikçe himayesi altında kaldığımızı dahi fark etmediğimiz egemen söylemler ve bu söylemleri bilinçli bilinçsiz yaygınlaştıranlar aslında tarafsızlığa en çok vurguyu da yapanlar.

Akış içerisinde bize anormal gelmeyen, çünkü var olduğundan beri duyduğumuz çoğu şey aslında gayet açık bir taraf.
Kocası tarafından katledilen bir kadının haberini sunarken yoldan geçen ne idiği belirsiz bir adama mikrofon uzatıp “Bu evde fuhuş yapılıyordu zaten.” lafını delilsiz, amasız habere ekleyen, Nişantaşı’nda hırsızlık yaparken yakalanan bir çocuğun Kasımpaşalı olduğundan ve babasının hapiste olduğundan bahseden, herhangi bir toplumsal rahatsızlık veren kişinin göçmen olduğunu vurgulayan çoğu haber kaynağı aslında bu haberleri nasıl değerlendirmemiz gerektiğine, üstüne nasıl düşünmemiz gerektiğine dair bir dayatma içeriyor.

Bu haberlerin çoğunda yaşanan kurmacadan uzak gerçek bir olay var. Evet, fakat bu gerçek nasıl aktarılıyor? Bu gerçek kimler tarafından ve kimin çıkarına göre aktarılıyor? Kimi hedef gösteriyor?

Elbette Türkiye’de iletişim araçlarının hürriyeti ve gelişimi diğer çoğu şeyin belirleyeni gibi iktidarın siyasi çizgisi tarafından belirleniyor ve hepimizin bildiği gibi yazılı ve görsel basındaki akışın kontrolünü sağlayacak bir kontrol mekanizması da mevcut: RTÜK.

İktidarın medyayı kullanımı ve medya üzerinde etkisi sadece sansürleme, yayından kaldırma, para cezası kesme gibi yaptırımlarla sınırlı değil. Ana akım medya dediğimiz iletişim alanında tekelleşmiş devasa şirketlerin oluşturduğu havuzun bizlere sunduğu “tarafsız” haberlerin kimin çıkarına olduğu aşikâr. Kendi ideolojilerini bizlere okuduğumuz gazeteden, izlediğimiz diziden tekrar tekrar anlatan ve hepimiz için yeniden üretenler, bunun en tarafsız ve çıkarsız olduğunu vurgulasalar da tarafsızlığın mevcut olmadığını anladığımız anda pek de inandırıcı gelmemeye başlıyor.

Öte yandan taraf olduğunu açıkça beyan eden ana akım medya karşısında, azınlığın, hak gaspına uğrayanın, şiddet gören kadının yanından seslenenler de var ve bence bir taraf olmanın zorunlu bırakıldığı şu dönemde olunması gereken taraf da budur. Baskılar bu kadar meşru, ters düşen her ses kısılma tehlikesi ile karşı karşıyayken tarafsız olduğunu söyleyenin asıl kastettiği şey eril dile ses çıkarmamak, düşünce özgürlüğünü tanımamak ve nice insan haklarını hiçe sayan tutumu görmezden gelmek olduğu oldukça açıktır.