Spontene jenerasyon

Spontene jenerasyon

Spontane jenerasyon, canlılığın, cansızlıktan, kendiliğinden ve bir anda oluştuğunu ileri süren ve milattan beri mevcut olan bir görüştü. Eski dönemlerdeki bu görüşe göre, canlılar, çamurdan, dekompoze organik materyallerden, sıcak sulardan ve benzer karakterleri gösteren durumlardan temel alınarak oluşmaktaydı.

Bu tarz düşünceleri kanıtlamak için de ilginç deneyler yapılmıştı. Van Helmont (1477-1544), farelerin meydana gelebilmesi için, toprak içeren bir tülbent içine buğday ve biraz da peynir konulduktan sonra ahır veya benzer bir yerde hiç dokunulmadan uygun bir süre bekletilmesinin yeterli olacağını iddia etmişti. Ayrıca, havada kalmış etlerde kurtçukların oluşması da bu görüş için büyük bir destek olarak görülüyordu.

Şimdi yanlış olduğunu bildiğimiz bu görüş, zamanında birçok bilim insanı tarafından doğru bulunuyordu. Bu görüşü kuramsal olarak ortaya atan ilk insan Aristotelesdir ve ortaya attığı bu görüş, yaklaşık 2000 yıl boyunca doğru kabul edilmiştir. Aristo, böceklerin; hayvan gübresi ve eti, çamur, yapraklardaki çiy ve diğer organik, inorganik maddelerin birleşiminden oluştuğundan, hatta bazı balık türleri ve yılanbalığının nehir yatakları ve kumlardan türediğinden, Hayvanların Tarihi (History of Animals) adlı eserinde bahsetmiştir.

Bununla beraber gelişen bilim ve yapılmaya başlanan yeni deneylerle bu görüşün bilimdışı olduğu ve cansız bir maddeden bir anda ve kendiliğinden canlı bir maddenin oluşamayacağı kanıtlanmıştır.

Spontane jenerasyon görüşünü bilimsel olarak test edebilecek bir deney ortaya koyan ilk bilim insanı, Francesco Redidir. Redi, bir canlının önceki bir canlıdan meydana geldiğini deneysel olarak göstermiş ve spontane jenerasyon görüşünün çöküşünde büyük bir adım atmıştır. Deneyinde, üç farklı kavanozun içerisine çürümüş et koydu, birinin ağzını sıkı bir şekilde kapattı, birinin ağzını açık bıraktı, üçüncüye ise, ağzını kapatacak şekilde ince bir tülbent bağladı. Redi, ağzı açık olan kap içerisinde sineklerin oluştuğunu ve bu sineklerin yumurta bıraktıklarını gözlemlemiştir. Bunun yanında ağzı kapalı olan kavanozda herhangi bir canlı oluşumu gözlememenin yanında, ağzı tülbentle kapalı olan kavanozun içerisinde herhangi bir şey görmemesine rağmen tülbentin üzerinde sinek ve sinek yumurtalarını görmüştür. Böylece deney, etin sinek kurtçuklarına dönüştüğü fikrini gölgelemiş ve spontane jenerasyon görüşünün doğruluğunu reddetmiştir. Redi, aynı zamanda bu deneyiyle birlikte “kontrollü deney” kavramını ilk defa bilimsel dünyada kullanan kişi olmuştur. Biyogenez (Omne vivum ex vivo “her canlı, canlıdan gelir”) fikrini güçlendirmesi yanında birçok paraziti de tanımlayan Redi, bu görüşleri nedeniyle kilise tarafından yakılmıştır.

Bu deneyden sonraki uzun süre içerisinde, Redi’nin deneyinde hata olduğunu ve canlı oluşumunun görülmemesinin nedeninin oksijen yoksunluğu olduğunu savunan yeni kişilerin ortaya çıkmasıyla beraber, spontane jenerasyon görüşünün hatalı olduğunu gösteren birçok yeni deney de yapılmıştır, ancak hiçbiri 19. Yüzyılda Louis Pasteur’ün (1822-1895) yapmış olduğu deney kadar net sonuçlar verememiştir.

Pasteur, çürüyen maddelerde bulunan mikroorganizmaların havada bulunan mikroorganizmalardan köken aldıkları sonucuna vardı ve eğer gıdaları kontamine eden tüm canlıları yok edecek olan sterilizasyon işlemini uygularsa, mikrobiyal üremeyi durdurabileceğini anladı ve bunu deneyinde kullandı. Spontane jenerasyonu savunanlar, spontane jenerasyon için oksijen gerekliliğini önceden savundukları gibi tekrardan savundular ve Pasteur deneyinde kendisinin yapmış olduğu ve şu anda Pasteur balonu olarak bildiğimiz “kuğu boyunlu” balonu kullanarak bu itiraza zekice ve basitçe bir yanıt verdi. Bu balon kullanılarak aynı zamanda hem besin solüsyonları kaynayıncaya kadar ısıtılabildi hem de hava, balona yeniden girebilirken boyundaki eğim sayesinde parçacık halindeki maddelerin balonun esas gövdesine girişi engellendi. Deneyde balon içinde bulunan sterilize edilmiş sıvı besin, oksijenle temasa geçebiliyorken, havadan gelecek olan çeşitli canlı mikroorganizmalardan uzak durmuş ve böylece sıvı içerisinde yeni bir canlı oluşumu görülmemiştir. Bunun yanında sterilize sıvı, sonradan açık ağızda biriken mikroorganizmalarla temasa uğradığında, sıvı içerisinde canlı oluşumu ve üreme görülmeye başlamıştır.

Bu deney, canlıların kendiliğinden var olmak yerine kendilerinden önceki canlılardan geldiğini ispatlamış, spontane jenerasyonun çöküşünü sağlamış bunun yanında mikrobiyoloji alanında da birçok yeni araştırmaya ve bilgiye kapı aralayan büyük bir gelişme olmuştur.

Canlı organizmaların süreç boyunca ondan önceki canlılardan oluştuğunu ve canlıların evrim geçirdiğini biliyoruz, ancak bu bilgiler bize tam olarak canlılığın nasıl başladığından çok,  canlılığın şu anki durumuna gelişini anlatmakta ve tanımlamaktadır. Canlılığın başlangıcıyla ilgili şu anda elimizdeki en önemli teorilerden biri, henüz evrim teorisi kadar güçlü dayanaklara sahip olmasa da, Abiyogenez teorisidir. Abiyogenez kuramı ve hipotezlerini konuşmak ve tartışmak da başka bir güne, başka bir yazıya kalır.