Sonsuz bilginin kapısı için zenginlikleri bir kenara itebilir misiniz?

Sonsuz bilginin kapısı için zenginlikleri bir kenara itebilir misiniz?

“Sürdürmek istediğim hayat tarzı mümkün, bunu ispatladım. Ben, Aaron Swartz, dünyayı değiştirebilirim.”

 

Bu satırlar önce bir kişiye adama motivasyonu ile çıktı aslında. Daha sonra üzerine bir süre düşününce bu motivasyonun yersiz olduğunu, yazıyı adamak istediğim kişinin değerleri ile ters düştüğünü fark ettim.

 

Yazı fikrinin çıkış noktası da aslında biraz trajik. Son zamanlarda Reddit’te bir tartışma ve önemli bir olay oldu. “Reddit kendi tarihini yeniden yazıyor.” başlıklı tartışmalardaki odak nokta Aaron Swartz’ın Reddit’in kurucularından çıkartılmasıydı. İnternette yıllardır açık ve kapalı kaynak kodu ekseninde bilgiye, içeriklere ulaşıma dair yöntem tartışmaları döner. Bilgilerin kullanıma ve geliştirmeye sunulması mı, yoksa belli bir şirketlerin sahipliğinde geliştirilmesi mi? Dijitalleşen dünyada geleceğin “kütüphane modeli” olacak bu temel tartışma pek çok önemli soruyu beraberinde getiriyor aslında.

 

Bu benden yıllar önce çok fazla sorulan bir soru elbette. Yukarıda ismi geçen kişi ise bu soruyu sormak yerine bunu eyleme dökmüştü bile. Aaron Swartz, 2009 ve 2011 yılında PACER ve JSTOR’dan indirdiği toplamda 22 milyon ücretli satılan belge ve makaleyi ücretsiz bir şekilde kullanıma sunmuştu. Bu eylemlerinin sonucunda hakkında 1 milyon dolar ve 35 yıl ceza istemi ile yargılandı. 11 Ocak 2013 yılında daha 26 yaşında, kendi hayatına son verdi. Swartz’ın ölümünü basit bir intihar olarak ele almak yanlış olacaktır. Swartz’ın psikolojik ve fiziksel olarak bütün baskı aygıtları kullanıldı. Bunu bir cinayet olarak nitelemek gerekir.

Bu yazının ana fikri “Aaron Swartz neden Reddit tarihinden silindi?” değil. Bu yazının ana fikri aslında çokça güncel olan bir sorun.

 

Bugün, pandemi kaosunda yaşadığımız şu sıralarda birçok öğrenci, altyapı sıkıntılarından dolayı derslerine giremiyor, bilgiye yeterli bir şekilde ulaşım sağlayamıyor. Bilgiye ulaşımın temel bir hak olduğu 21. yüzyılda (ki ironiktir internet çağında bile özgürce bilgiye ulaşmak ne kadar zorlaştırılmıştır.) bugün öğrencilerin büyük bir kısmı bu haktan mahrumdur. Yetersiz altyapı, pahalı teknoloji, her yerinden dikiş atan bir eğitim sistemi.

Türkiye’nin böylesine kendine özgü problemleri var ama dünya da bundan çok ayrı değil. Gelişmiş ülkelerdeki bütün inanılmaz imkanlara rağmen orada da insanlığın önüne belli engeller konuyor. Swartz’ın düşündüğü ve yaptığı buna bir başkaldırı manifestosudur. Tarihin kötü kaderi ise JSTOR, yıllar önce ücretsiz erişim talebiyle makaleleri insanlığa sunan Swartz’a milyonlarca dolarlık davalar açarken 2020 yılında pandemi yüzünden binlerce makalesini ücretsiz bir şekilde kullanıma sundu.

Aaron Swartz, bilgisini insanlık için kullanmayı tercih etti. Tıpkı Jonas Salk gibi. Salk çocuk felci aşısı için bir patent isteseydi, bugün dünyanın en zenginlerinden birisi olabilirdi. Ancak o insanlığı seçti. World Wide Web’in kurucusu Tim Berners-Lee “www.”den para kazanmayı tercih etseydi bugün hepimizin hoşumuza giden bu internet modeli olabilir miydi? Swartz da elindeki büyülü güçleri para yerine insanlık için kullanmayı tercih etti. Swartz sadece paralı içerikleri korsan bir şekilde kullanıma sunmadı. Kişisel hak ve özgürlükleri kısıtlayan yasalara karşı harekete geçti ve bir hareket yarattı. O sadece bir “korsan” değildi, dijital çağımızın Spartaküs’ü, ona verilen isimle “İnternetin Öz Evladı Aaron Swartz”idi.

Bugün sıkça kullanılan Sci-Hub sayesinde ücretli, gizli makalelere ulaşabiliyoruz. Bir adım ardından bu adımı devam ettiren milyonlara sebep oldu.

“Tarih okumuş herhangi bir kişinin gözlerindeki itaatsizlik, kişinin gerçek erdemidir. İtaatsizlik ve başkaldırı gelişmelerin sebebidir.” -Oscar Wilde

 

Yazıyı ise Aaron’un kendi manifestosu ile bitirmek, en uygun yöntem olacaktır diye düşünüyorum.

Gerilla Açık Erişim Manifestosu – Aaron Swartz (çev. Işık Barış Fidaner)

Bilgi güçtür. Fakat her zaman olduğu gibi bu gücü kendine saklamak isteyenler var. Yüzyıllarca dünyanın her yanında, kitaplar ve dergilerde yayınlanmış bütün bilimsel ve kültürel mirasın giderek daha fazlası sayısallaştırılıyor ve bir avuç özel şirket tarafından kilit altına alınıyor. En ünlü bilimsel sonuçların yayınlandığı makaleleri mi okumak istiyorsunuz? Reed Elsevier gibi yayıncılara muazzam meblağlar göndermeniz gerekecek.

Bu durumu değiştirmek için mücadele edenler de var. Bilim insanları telif haklarını devretmesin, çalışmaların İnternet üzerinde herkesin erişimine açık olarak yayınlansın diye yiğitçe savaştı. Fakat bu çalışmalar en iyi ihtimalle gelecekte yayınlanacak şeyleri etkileyebilecek. Şimdiye kadarki her şey kaybedilmiş olacak.

Bu kabul edilmez bir bedel. Bir akademisyen, meslektaşlarının çalışmalarını okumak için para vermeye zorlanır mı? Bütün kütüphaneler tarandıysa bunları sadece Google’dakilerin mi okumasına izin verilir? Bilimsel makaleler Birinci Dünya’daki seçkin üniversitelere sağlanır da Küresel Güney’deki çocuklardan esirgenir mi? Bunlar korkunç ve kabul edilmezdir.

“Tamam haklısın” diyor çoğu kişi, “ama ne yapabiliriz? Şirketler telif haklarını ellerinde tutuyor, erişimi ücretlendirerek devasa paralar kazanıyorlar ve bunlar bütünüyle yasal, onları durdurmak için yapabileceğimiz hiçbir şey yok.” Fakat yapabileceğimiz, hatta yapılmış olan bir şey var: Karşı saldırıya geçebiliriz.

Bu kaynaklara erişimi olanlar, öğrenciler, kütüphaneciler, bilim insanları; size bir ayrıcalık verildi. Siz bu bilgi ziyafetinden beslenirken dünyanın geri kalanı dışarıda bırakılmış durumda. Bu ayrıcalığı kendinize saklamamalısınız, aslında ahlaken de saklayamazsınız. Bunu dünya ile paylaşma göreviniz var. Ve yaptınız da: meslektaşlarla şifrenizi paylaştınız, arkadaşlarınız için dosya indirdiniz.

Dışarıda bırakılanlar, bu sırada siz de boş durmuyordunuz. Çatlaklardan gözlüyordunuz, çitlerden tırmanıyordunuz ve yayıncıların kilit altına aldığı bilgileri özgürleştirerek arkadaşlarınızla paylaşıyordunuz.

Ama bütün bu eylemler karanlıkta, yeraltında gizlenerek ilerliyordu. Hırsızlık veya korsanlık denildi, sanki bir bilgi hazinesini paylaşmak bir gemiyi soyup mürettebatı öldürmek ile ahlaken eşdeğermiş gibi. Fakat paylaşmak ahlaken yanlış değildir, aksine ahlaki bir buyruktur. Yalnız açgözlülükten gözü dönmüş birisi arkadaşına istediği kopyayı vermez.

Büyük şirketlerin, elbette, açgözlülükten gözleri dönmüştür. Uydukları kanunlar da bunu gerektirir, aksi halde paydaşları isyan eder. Ve satın aldıkları siyasetçiler onlara arka çıkmak için kimin kopya çıkarabileceği üzerinde onlara istisnai haklar veren kanunlar çıkarır.

Adil olmayan yasaları izlemek adaletli olamaz. Aydınlığa çıkmanın, büyük sivil itaatsizlik geleneğimizle, kamusal kültürümüzün şahsi gaspına karşı olduğumuzu ilan etmenin zamanı gelmiştir.

Nerede depolanmış olursa olsun, bilgiyi almalı, kendi kopyalarımızı çıkarmalı ve dünya ile paylaşmalıyız. Telif hakkı biten şeyleri alıp arşive eklemeliyiz. Gizli veritabanlarını satın alıp İnternete koymalıyız. Bilimsel dergileri indirip dosya paylaşım ağlarına yüklemeliyiz. Gerilla Açık Erişim için savaşmalıyız.

Bütün dünyada yeterince fazla sayıda olursak, yalnızca bilginin özelleştirilmesine karşı güçlü bir mesaj vermekle kalmayacağız, aynı zamanda onu tarihe gömeceğiz. Bize katılıyor musunuz?

(Aaron Swartz Temmuz 2008, Eremo, İtalya)