Salgın günlerinde sizi tiyatroya kavuşturacak 10 oyun

Salgın günlerinde sizi tiyatroya kavuşturacak 10 oyun

Pandemi sürecini en kolay ve hızlı şekilde atlatabilmek için evlere kapanmış durumdayız. Güvenlik amacıyla okullara ara verilmesiyle birlikte sanatsal,kültürel ve bilimsel faaliyetler de ertelenmiş ya da iptal edilmiş durumda. Ancak bu dönemde sanattan ve zevklerimizden uzak durmak zorunda değiliz!

Bazı tiyatro toplulukları ve kültür/sanat portalları, oyunlarını online olarak seyircilerin beğenisine sunuyor. Biz de sizler için göz atmak isteyebileceğiniz 10 oyunu derledik. Bu zor günleri atlatıp, tiyatronun büyüsüne ve heyecanına kapılarak oyunlar izleyeceğimiz günlerde görüşmek üzere. İyi seyirler!

1-KRAL LEAR

Kral Lear, yaşlandığı için topraklarını üç kızı arasında paylaştırmaya karar verir ve bu paylaşımın eşit ve adil olması için kızlarının kendisini ne karar sevdiklerini söylemelerini ister. Büyük ve ortanca kızları süslü laflarla sevgilerini ifade edip kendilerini kanıtlar, fakat gerçek sevginin süslü laflarla anlatılamayacağına inanan Cordelia yanıt vermez. Buna sinirlenen Lear, onu evlatlıktan reddeder ve topraklarını diğer 2 kızı arasında paylaştırır. Bu paylaşım, mutlak hakimiyeti elde etmek isteyen kızları için bir fırsattır. Oyun 2 perdeden oluşuyor. Yazar William Shakespeare, yönetmen ise Ant Aksan.


2-III. REICH’IN KORKU VE SEFALETİ

Oyun, Hitler rejimi altında yaşanan bir hayattan sahneler sunuyor bize. Farklı toplumsal sınıflardan insanların, en çok korku ve sefalet üreten bir yönetim altındaki tipik davranışlarına odaklanıyoruz. Bir perçemle bir bıyığın Hitler’i anlatması gibi, Brecht de parça parça anlarla korkuyu ve sefaleti anlamamızı sağlıyor. İnsanların şimdisine ve geleceğine kast eden Hitler rejimi altında, cesaretin er-geç korkuyu yeneceğinin inancını tazeleyerek. Oyun 2 perde, yazan Bertolt Brecht, yöneten ise Yunus Emre Bozdoğan.


3-ANLATILAN SENİN HİKAYENDİR

“Bir insanı tanımak demek, onun hikâyesini bilmek demektir.”
Gülerken ağladığımız, ağlarken güldüğümüz bir oyun bu.
Gürül gürül, usul usul akan ırmak, bir bardak çay sıcaklığı, bir dost meclisinin anason kokulu coşkusu var bu oyunda.
Hayal desek, değil… Gerçek desek, değil… Şarkılar, türküler, insan, kuş, ağaç, kitap, dağ, taş koyun koyuna bu oyunda.
Ege Denizi’nin sakin, hülyalı, bilge maviliğinde koca yürekli bir destan bu oyun. Yazan ve yöneten Cengiz Toraman, oynayan ise severek ve ilgiyle takip ettiğimiz, Öğrenci Sendikası’na desteğini ise hiç esirgemeyen, değerli oyuncu Levent Üzümcü.


4- SİVAS’93

Genco Erkal’ın yazıp yönettiği bu belgesel-oyun, 15 yıl önce Sivas’ta Madımak Oteli’nde yaşananları insanın yüzüne bir tokat gibi vuruyor. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşanan ve 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan şiddet olayları hiçbir zaman unutulmaması, aksine sürekli sorgulanması gereken gerçeklerdir.


5-İŞGÜZAR BİR TEKERRÜR

Oyun, bir sahafın içine sıkışmış ve neredeyse tüm hayatını orada geçiren huysuz, aksi bir adamın hikayesidir. Bir sabah olmadık bir anda bunun somut olarak bir parçası haline gelir ve asla geçmeyen bir zamana doğru sürüklenir. Bu zaman oyunu 26 Nisan’ı gösteren bir takvim ve dükkanından içeri müşteri olarak giren bir Kadın’la başlamış olur. Artık Adam her günü 26 Nisan olarak yaşıyor ve aynı kadın aynı saatte dükkandan içeri giriyordur. Bir süre sonra artık hiç bitmeyeceğini düşündüğü ve içine kısılıp kaldığı bu kısır döngünün içindeki tek değişim, Kadın’ın her gün başka bir tiple içeri giriyor oluşudur. Dolayısıyla günlerin aynılığı ve bunun içinde kadının farklılığıyla oluşan çatışma, oyun boyunca varlığını korur ve bir süre sonra masalsı, kurgusal bir sona ulaşır. Ama bu sonun olduğu yerde onları bekleyen “yeni bir hikaye” daha olacaktır. Yazan  Aslı Ceren Bozatlı, yöneten ise Ant Aksan.


6-GERGEDAN

Oyun, bireysel özgünlüğü ve özgürlüğü olmayan, kalıpların arkasına sığınarak varoluşuna bir anlam yüklemeye çalışan modern insanın çaresizliğini ele alıyor. 1930’larda insanların faşizme yenik düşmesini ve Nazi dehşetinin insanlara etkisini yorumlayan ve irdeleyen absürt bir tiyatrodur. Yazan Eugène Ionesco ,yöneten ise Barış Erdenk.


7-TERSİNE DÜNYA

Evi çekip çeviren, çocuk büyüten, arada bir de eşlerinin dayağından nasibini alan erkekler; yoldan geçen oğlanlara laf atmaktan geri durmayıp, “kocama yan gözle baktılar” diye kavga çıkaran kadınlar olsaydı ne olurdu? Orhan Kemal’in aynı adlı romanından sahneye uyarlanan “Tersine Dünya”; kadın ve erkek rollerini ironik ve eğlenceli bir üslupla tersine çevirerek, gündelik ilişkilerden, namus kavramına bizi cinsiyetler üzerine yaptığımız ezberlerimizle yüzleştiriyor. Yazan Orhan Kemal, yöneten ise Engin Alkan.


8-KELEBEKLER ÖZGÜRDÜR

Doğuştan görme engelli olan Don Baker , 35 yaşında ilk kez kendi başına yaşamaya başlamıştır. New York’taki küçük dairesinin karşısına Jill adında bir oyuncu taşınmıştır. Don ve Jill kısa bir süre sonra yakınlaşırlar. Jill dünyada hiç kimsenin görmek istemeyenler kadar kör olmadığını Don’dan öğrenir. Ve şimdiye kadar hiç görmediği bir dünyayı görür. Fakat bir süre sonra Don’ın annesi gelir ve onu kendi evine götürmek konusunda ısrar eder. Don bu ısrara karşı koyunca Bayan Baker, Jill’den kendisine yardımcı olmasını ister. Jill Don ‘ın eve dönmesi için elinden geleni yapar. Fakat Bayan Baker oğlunu artık kendi ayaklarının üzerinde durması gerektiğini anlar. Don 35 yıl sonra, karanlık bir dünyada bile olsa yaşamaya başlamıştır.Yazan Leonard Gershe,yöneten Murat Sarı.


9-YARGI

Dünya Savaşı sırasında 7 Sovyet askeri Polonya’da Almanlar tarafından esir alınarak bir manastırda hücreye kapatılır. Kısa bir süre sonra Almanlar 7 esiri orada bırakarak manastırı terk eder. Sovyet ordusu 60 gün sonra manastıra girip esirleri kurtardığında gördükleri manzara dehşet vericidir: sadece 2 kişi sağ kalmıştır. Kurtarılan 2 askere önce yemek ve su verilir, ardından manastır havaya uçurulur.
Barry Collins’in bu tek kişilik monoloğu 1974 yılında ünlü aktör Peter O’Toole’un isteği üzerine yazar. Yazan Barry Collins, yöneten Savaş Özdural.


10-MARAT SADE

1793 yılı, Fransız Devrimi’nin hemen sonrası, Charenton Akıl Hastanesi’nde Marquis de Sade, Jean Paul Marat’nın öldürülüşünü oyunlaştırır ve onunla devrimin iyi ve kötü taraflarını tartışma fırsatı bulur. Oyun içinde oyun, kurgu içinde kurgu içeren hikaye, ihtilal sırasında jirodenler denilen ılımlı devrim yanlısı grup ile dişe diş, kana kan bir devrimin gerekliliğini savunan jokobenler arasında bir tartışmadır aslında. Yazan Peter Weiss, yöneten ise Erkan Kılıç.