Psikolojide mesafe olmaz!

Psikolojide mesafe olmaz!

Öncelikle hepinize merhaba,

Adım Metin. Yeni mezun, örgün öğretim diplomalı bir psikolog adayıyım. Neden aday diyorum çünkü, örgün öğretim diplomam olmasına rağmen, henüz psikolog unvanını hak ettiğimi düşünmüyorum. Psikolog unvanını hak edebilmek için daha çok yolum var çünkü, gördüğüm eğitim örgün de olsa, ülkemizde psikolojiye hak ettiği değer verilmiyor. Dolasıyla, örgün öğretimde aldığım eğitim de yeterli bir eğitim değil, birçok eksikliğim var. Bir psikolog adayı olarak en büyük sorumluluklarımdan biri bu eksikliklerimi bir anca önce kapatmaktır.

Şimdi eksiklikleri olmasına rağmen size örgün öğretimde aldığım eğitimin içeriğinden biraz bahsetmek istiyorum. Deneyselliği, deney yapmayı, bilimsel yayınları öğrendiğimiz laboratuvar dersleri. Araştırma yapmayı, literatür taramayı, ölçek hazırlamayı, istatistiksel verilerle analiz yapmayı, araştırma tasarımı geliştirmeyi, görüşme yapmayı, deşifre yapmayı, araştırma yöntem ve tekniklerini öğrendiğimiz, teorik ve uygulamalı araştırma yöntemleri dersleri. Danışanlarla görüşme tekniklerini ve prensiplerini öğrendiğimiz, hocalarımızın bize kendi danışanlarıyla olan deneyimlerini aktardığı ve vakalarını anlatıp, birlikte analiz ettiğimiz, teorik ve uygulamalı dersler. Meslek etiğinin felsefik, psikolojik ve toplumsal alt yapısını, etik yönetmelik ve ilkelerini öğrendiğimiz etik dersleri. Alanında uzmanlaşmış psikologlardan, psikolojinin alt dallarını ve çeşitli uzmanlık alanları öğrendiğimiz seminer dersleri. Ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinden, rehabilitasyon merkezlerine çeşitli yerlerde çalıştığımız, mesleği birinci elden deneyimlediğimiz, kitaplarda ve psikopatoloji derslerinde öğrendiğimiz vakaları gözlemlediğimiz ve ilk kez temasa geçtiğimiz staj dersleri ve daha nicelerini örgün öğretim hayatımın içinde tamamladım.

Toparlamak gerekirse, psikoloji bilimi, temel bilimler ve uygulamalı bilimler olmak üzere, temelde ikiye ayrılan, 50’den fazla alt alana sahip, çok geniş sınırları olan, yaklaşık 150 senelik bir bilim dalıdır. Sadece sosyal bilimlerle değil: biyoloji, fizyoloji, nöroloji, tıp, matematik ve bu gibi daha birçok doğa bilimiyle iç içedir. Sadece psikolojinin bilimsel yanı bile, açıköğretimde psikoloji bölümünün açılmaması için fazlasıyla yeterli bir gerekçedir. Fakat bir çoğunuzun da bildiği gibi geçtiğimiz günlerde İstanbul Üniversitesi AUZEF, psikoloji biliminin bu köklü alt yapısını yok sayar nitelikte bir karar aldı ve bünyesinde bir psikoloji bölümü açacağını duyurdu. Biz de psikoloji öğrencileri ve psikologlar olarak, bu kararın geri alınmasına yönelik mücadelemize başladık. Yüz binlerce tweet attık, bir sürü röportaj verdik, defalarca gündemde en üst sıralara yükseldik ve hukuki işlem başlattık. Ama mücadelemiz bu kadar ses getirmesine rağmen, yetkililer konu hakkında hiçbir açıklamada bulunmadı.

Şimdi size bu kararın bizim açımızdan ne anlama geldiğini ve açıköğretim bünyesinde açılacak bir psikoloji bölümünün, neden uzun vadede bir felaketle sonuçlanacağını anlatmak istiyorum. Sosyal bilimler ve psikoloji alanı ülkemizde halihazırda birçok zorlukla karşı karşıyadır. Bu zorluklardan en başta gelenleri, biz psikologları koruyacak bir meslek yasamızın ya da dayanışmamızı sağlayacak bir meslek odamızın olmaması. Bizim bir meslek yasamız dahi yokken, açıköğretim bünyesinde bir psikoloji bölümü açmak, alanımızdaki sorunları çözmek bir yana, daha da büyük sorunları beraberinde getirecektir. Meslek yasamız olmadığı için, alanımızda bir sürü sahte psikolog ve şarlatan, yeterli eğitimleri veya hiç eğitimleri olmamasına rağmen hukuki bir yaptırımı olmamasının da rahatlığıyla faaliyetlerini sürdürmekte ve bireylerin ruh sağlığıyla oynamaktadır. Biz Öğrenci Sendikası ve psikoloji camiası olarak, toplumun ruh sağlığı açısından tehdit içeren ve bilimi değersizleştirmeye çalışan her türlü kişi ve kurumun girişimlerinin karşısında durmayı kendimize görev biliriz. Fakat İstanbul AUZEF’in bu kararı binlerce, hatta on binlerce sahte psikoloğun ve şarlatanın meşrulaştırılması, hem de teşvik edilmesi anlamına gelmektedir. Akıl ve ruh sağlığı, en az fiziksel sağlık kadar önemlidir. Toplumun akıl ve ruh sağlığının korunması için bu kararın bir an önce geri alınmasını talep ediyoruz! Meslek yasamızı elde edene kadar da mücadelemize devam edeceğiz!

Diğer önemli bir unsur ise, yukarıda uzun uzun anlatmış olduğum, psikoloji gibi çok geniş etki alanları olan bir anabilim dalının, açıköğretimde okutulmasının imkansız olmasıdır. Psikoloji bilim dalı, uygulamanın, teorinin ve deneyselliğin buluştuğu bir bilim dalıdır. Örgün öğretimde yapılan deneyler, uygulamalar, stajlar, ve hocalarımızın deneyim aktarımları olmadan, bu bilimi öğrenmek ve psikolog unvanını hak etmek mümkün değildir. Bu saydıklarımın yanı sıra, halihazırda büyük istihdam sorunu olan alanımıza, bir de açıköğretim psikoloji mezunları eklenirse, alandaki işsizlik oranları katlanarak artar. Alanımıza girecek niteliksiz, etik ve yetkin olmayan, açıköğretim diplomalı psikologlar, uzun vadede toplum ruh sağlığına büyük zararlar verebilir.

Bilim için, toplum ruh sağlığını korumak için, alana talana dur demek için, bütün psikoloji öğrencileri ve psikologlar olarak, açıköğretimde psikolojiye hayır diyoruz! Daha bu konu hakkında anlatılacak sayfalarca yazı, söylenecek tonlarca söz var ama, ben yazımı burada bitiriyorum. Bütün psikoloji öğrencilerini, psikolog adaylarını, psikologları ve psikoloji bilimini korumak isteyen herkesi mücadelemizi büyütmeye davet ediyorum.

 

Yaşasın psikoloji bilimi, yaşasın tüm psikologlar!