Nedir bu evrim?

Nedir bu evrim?

İlk ortaya atıldığı günden beri bilim dünyasında ve bilim dünyasının dışında farklı alanlarda da çok büyük bir etki oluşturan ve canlılığın kökenini araştırmada, anlamada çok büyük yararları olan bu teori hakkında herkesin doğru veya yanlış bildiği çok şey vardır. Evrim ve mekanizmalarını açıklamaya başlamadan önce ilk olarak “Evrim teorisi adı üstünde teoridir, kanun değil. O yüzden doğru olamaz.” argümanı ile bilimin ve bilim insanlarının, doğruluğunu defalarca gösterdiği ve kanıtladığı bu doğa yasasına inanmayan kişilere söylenmesi gereken birkaç şey var. Hepimiz, hipotezin daha kanıtlanmış halinin “teori”, teorinin daha kanıtlanmış halininse “kanun” olarak adlandırıldığını çoğu öğretmenimizden duymuş ve kitaplarımızda görmüşüzdür. Peki, gerçek bu mudur?

Hipotez, denenebilen, doğru veya yanlış olduğunu kanıtlayabileceğimiz, bilimsel yöntemde mutlak verilerle kurulacak teori arasında bağlar kurmak amacıyla, gözlemler sonucu oluşmuş bir tür önermedir. Bu kavram sonrasından gelen ve bir hipotezin doğrulanması sonucu teoriye dönüşmesi söylentisi yanlış bir söylentidir. Teori dediğimiz şey, doğada olan bir olayın, gerçeğin, doğrunun çeşitli deneyler ve gözlemler baz alınarak açıklanmasıdır. Yani bir diğer anlatımda şöyle diyebiliriz, elimizde bir olgu var, biz bu olgunun ne ve nasıl bir şey olduğuyla ilgili çeşitli gözlemlerle hipotezler üretiriz. Bu hipotezlerimizin doğruluğuyla beraber elde ettiğimiz yeni bilgiler, teoriler oluşturmaya yardım eder. Teoriler, hipotezlerin kanıtlanmış halleri değil, doğru hipotezlerin destekleriyle oluşmuş, neden, nasıl ve niçin sorularının cevaplarını bulabildiğimiz yönergelerdir. Kanunlar, bize “Ne?” sorusunun cevabını verir. Yani biz bir bilimsel kanuna baktığımız zaman o kanunun nasıl çalıştığıyla ilgili yeterli bilgiyi elde edemeyiz, bunlar bize doğanın gerçeklerini söyler, yasalarını söyler ancak açıklama yapmak, nedenleri ve mekanizmaları bulunmak istendiğinde teoriler üretilir. Yani doğrulanmış teoriler kanun olur demek yanlış olmakla beraber bu iki önemli kavramın birbiri içine girip anlamlarının karışmasına neden olmuştur.

Bu kavramların anlamlarının anlaşıldığını düşünerek şimdi asıl konumuz olan evrim teorisine girmek istiyorum. Evrim, aslında kelime anlamı olarak bakıldığında zaman içinde ve doğal bir biçimde gerçekleşen nitelik ve niceliksel değişimlerdir. Biyolojik bir terim olan evrim ise, popülasyonlar içindeki gen ve çeşitli özelliklerin süreç içinde ve nesiller arasında olan değişimidir.

Evrim dediğimiz bu sürekli doğa olayının gerçekleşmesi bir anda olmadığı gibi tek bir olgu temelinde de gerçekleşmemiştir. Evrimin zaman içinde gerçekleşmesine temel olan bazı olayları ve bu olayların yarattığı farklılıkları anlamadan bu kuramı anlamak çok zordur.

Evrimin oluşmasında mutasyonların etkisini çoğu kişi bilir. Mutasyon olarak adlandırdığımız biyolojik olay, bir canlının genomu içindeki kalıtsal maddenin diziliminde meydana gelen farklılıklardır. Bu farklılıkların yarattığı etki ne kadar büyük olursa olsun evrimin temelini oluşturan birçok olayın yalnızca bir tanesidir. Hücrelerin bölünmesine baktığımızda bile mayoz bölünmeden farklı olarak, genelde oluşturduğu yeni hücrelerde herhangi bir farklılık ortaya çıkarmadığı kabul edilen mitoz bölünmede dahi bazı değişimlerin yaşandığı düşünüldüğünde evrimin aslında söylendiği kadar imkansız olmadığını görebiliriz. Mayoz bölünmede gördüğümüz cross-over, mutasyonlar, gen akışı yani yeni türlerin birbirleri ile çiftleşmeye başlamalarıyla ortaya çıkan türleşme, genetik sürüklenme olarak adlandırdığımız bazı genlerin rastlantısal olarak değişmesi ve bunlar gibi daha birçok olay genotiplerin değişmesini ve çeşitliliğini sağlar.

Evrim, genetik varyasyonların dışında seçilim mekanizmalarıyla da desteklenir. Çeşitliliğin artması, olması gereken bir olguyken aynı zamanda hayatta kalma ve soyunu devam ettirebilme gibi özellikler de her canlı için önemli olduğu gibi evrimin de ayrılmaz bir parçasıdır. Hayatta kalmanın gerçekleşmesi canlıların bulundukları ortama adapte olabilmeleriyle alakalıdır. Her zaman güçlü ve büyük olan değil, her zaman kendini koruyabilen, ortama ayak uydurabilen ve yaşaması için gerekli zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilen ayakta kalır. İşte bu gerçek, doğal seçilim olarak adlandırılır. Bunun yanında yapay seçilim olarak adlandırdığımız seçilim, bir bakıma doğal seçilimin insan eliyle, yapay olarak gerçekleşmesidir. Doğada hayatta kalmayı başaran ve eşli olarak üreyen canlıları doğal seçilimden sonra cinsel seçilim bekler. Üreme sırasında rastgele tercihlerin olması yerine belirli özellikler üzerine yapılan tercihlerin baskın olması cinsel seçilimi açıklar. Bu iki seçilim genel olarak bilinen iki gerçektir, bunun yanında akraba seçilimi olarak adlandırılan ve birbirlerini korumaya meyilli türdeş canlıların oluşturduğu seçilim de evrimin temellerinden birini oluşturur.

Çeşitlilik yaratan ve uzun süreçte popülasyonların farklılaşmasını sağlayan bu mekanizmaların varlığı ve gerçekliği evrimin bir doğa olayı olduğunu kanıtlayan ve bu kuramı açıklayan en önemli olgulardır. Evrimin ne olduğunun yanında nasıl olduğunu anlamanın yolu, bu mekanizmaları kavramaktan ve canlı dünyasını benimsemekten geçer. Yapılan kazılarda bulunan fosiller, çeşitli türlerdeki fizyolojik ve genetik benzerlikler, en temelinden canlıların hepsinde ortak olarak gerçekleşen çeşitli biyolojik olaylar evrim kuramını reddetmenin aslında ne kadar yanlış ve saçma olduğunu hepimize gösterir. Bilimin özellikle biyoloji alanında temel doğru olarak aldığı bu kuram, bize birçok doğa olayının açıklanmasında ve canlıların daha iyi tanınmasında çok büyük destek sağlamıştır. İnsanların bu doğa olayına inanıp inanmaması bu gerçeği değiştirmeyeceği gibi, eğer ki kuramda herhangi bir hata veya eksiklik varsa bunlar da tekrardan bilim insanları tarafından bulunacak ve doğa, canlılık ve evren inançlarla değil, bilimle açıklanmaya çalışılacaktır.