Hazırlık eğitimlerinin niteliksiz olmasının amacı ne?

Hazırlık eğitimlerinin niteliksiz olmasının amacı ne?

Türkiye’deki eğitim sisteminin yanlışlığının bir başka ayağı: Yabancı Dil Hazırlık Programları

Hazırlık eğitim programlarının yanlış bir şekilde ilerleyen süreci, üniversiteye başlamış tüm öğrencilerin akademik hayatını etkileyecek kadar değerli olmasına rağmen henüz üzerinde durulmamış büyük sorunlardan biri. Türkiye’de yabancı dil öğrencilerinin ya da eğitim programlarının bir kısmında yabancı dil eğitimi almak durumunda kalan öğrencilerin, hazırlık eğitimi aldıktan sonra hala hazır hissedememelerinin sebebi olarak akademik yöntemlerin yetersizliğine bir de bu açıdan bakmak ve buna gündemde bir yer açmak oldukça önemlidir.

Sınavlar seviyeyi belirlemekte ne kadar dürüst?

Öz-yeterlik algısı ölçeği olarak öğrencilerin dört alanda olmak üzere (Okuma, Yazma, Dinleme ve Konuşma) seviye belirleyici sınavlara tabii tutulması öğrenciler üzerinde baskı yaratarak “gerçek ihtiyacı” tam olarak saptayamamaktadır. Bu durum, öğrencilerin kendilerini yetersiz hissettikleri ama yine de bu sınavları geçmeye çalıştıkları, zaten uzun zamandır süregelen bir problemin, yani yabancı dil eğitiminin fosilleşmiş hatalarından kaynaklanan iletişim kuramama sorununun üzerine ek olarak hazırlık eğitiminin maddi ağırlığından kaçmalarının bir sonucu olarak görülebilir.

Eğitim sisteminin kurbanları: Öğrenciler ve akademisyenler

Türkiye’de eğitimsel süreçlerin sancılı olduğunu hepimiz düşünüyoruz. Hazırlık eğitimi gerçek anlamda her öğrencinin korku ve kaygı taşıdığı ve sonucunda da bu korkuların/kaygıların haklı çıktığı bir süreç durumunda. Gerek devlet gerek özel üniversitelerde tamamen bir para kaynağı olarak görülen hazırlık eğitimi programları, yanlış işleyen eğitim sisteminin diğer kurbanları olan akademisyenlerin süreçlere müdahalesini de kısıtlı hale getirmiş durumda. Birçok üniversite, hazırlık eğitiminden muaf olma sınavlarını çok zorlayarak öğrencileri kalmaya ve ödemeye mecbur bırakırken, bazı üniversiteler de basit tutarak öğrencilerin gerçekten yeterli olup olmadığını test etmemekte. Bu sınavların sonucunun psikolojik ve ekonomik etkilerinden geriye kalan, zaten akademik hayata yeni adım atmış öğrencinin hali hazırda kaygılarına ek bir sorun olarak yansımaktadır. Akademisyenler, hazırlık eğitim programlarında devam etmekte olan eğitim yöntemlerine müdahale edemediklerini fark edip sorunlara kör kalmaya devam ederek bu yanlışın hem kurbanı oluyor, hem de yanlışa ortak oluyor.

“Hazırlık eğitimini başarıyla tamamladım fakat neden kendimi bölüm derslerini anlamaya hazır hissetmiyorum?”

“Kitaplardaki etkinlikleri başarıyla tamamlıyorum, ama neden kendimi hala yeterli hissetmiyorum?”

“Bu durum sadece benim üniversitemde mi yaşanıyor?”

Hazırlık eğitimi, yabancı dil öğrenimini öncelikli olarak belirleyen birkaç köklü üniversite dışında her zaman sorunlu olarak devam etmekte. Yabancı dili öğrenebilmekten ziyade ezberci sisteme alışmış ve döneme bir an önce başlamak isteyen öğrencilerin heyecanlarından faydalanarak bazen öğrencileri defalarca bırakmakla sonuçlanan, bazense sorgulamaksızın sınavdan geçirilen yetersiz öğrencilerle devam etmekte olan bir sorun halinde. Eğitim sisteminin bunu görmezden gelerek maddi gelir sağlamak amacıyla işletilen bu durum tüm öğrencilere fazlasıyla zarar vermekte. Akademisyenlerin, hazırlık sınavını direkt olarak geçen öğrencilere “başarılı”, geçemeyen fakat hazırlık eğitiminde de verim alamamış öğrenciye yetersizlik imalarında bulunmalarının sonucunda şunu anlıyoruz ki, akademisyenlerin sorunlu eğitim sisteminin bir parçası olarak öğrenciye destek olmaktan çok kendisinde bir hata varmış hissine maruz bırakıyorlar. Üniversiteye başlayan pek çok öğrenci bu sınavlardan geçmek adına baskıyı hissederek ezberleme metotlarına başvurduğunda ve beraberinde alan eğitimine başladığında bir kez daha yetersizlik hissinden darbe almış bir halde kendisiyle çatışıyor.

Hazırlık eğitimini tamamlamış fakat bölüm derslerinden geçemeyen, alan derslerini anlamayan öğrenciler belki de bunun en somut örneklerinden biri olarak sayılabilir. Hazırlık eğitimcilerinin yanlış eğitim sistemini destekleyerek ellerinden geleni yaptıklarını ifade etmelerinin altında yatan tek dayanakları, öğrencide psikolojik bir kaygı yaratarak sorumluluk yıkma yoluyla başvurdukları bir çeşit vicdan rahatlatmasıdır.

Hazırlık eğitimindeki sorunların sebebi ne?

Hazırlık eğitiminin kaynak-materyal problemleri ve öğrencinin yabancı dil geçmişini sorgulamayan eğitim ve sınav sistemi bunun en temel sebebi olarak görülmelidir. Türkiye’de hazırlık eğitimi için yeterli olabilecek kaynak bulunmamakla beraber, bu soruna alışmış ve görmezden gelmeye devam eden akademisyenler bu alanda bir farkındalık yaratmamaya devam ediyor. Bu durum pek çok öğrencinin almakta zorunlu tutulduğu yurt dışı kaynaklarının maddi yükümlülüğünü karşılamak zorunda bırakıldığı, hali hazırda geçmişten gelen ve yerleşmiş yabancı dil sorunlarının daha da artmasıyla beraber yaşatılan kaygı ve özgüven sorunlarıyla baş başa kalmaktan başka bir sonuç vermemeye devam ediyor.

Öğrencilerin fosilleşmiş hatalarla dolu olan yabancı dil öğrenim geçmişlerini gözetmeyen eğitimcilerin, içerisinde neredeyse ikinci dil edinimi açısından hiçbir faydalı bilgi ve etkinlik barındırmayan bu pahalı kitapları yönetim baskısıyla aldırmaları sonucunda daha sorunlu bir kısma geçiyoruz. Bu kısımda, 10 yıldan fazla bir süreçte yanlış tekniklerle yabancı dil eğitimi alan ve hala konuşamayan öğrencilerin üstlenmesi gereken bir sorumluluk değildir.

“Yabancı dil konuşabilmek öğrencinin isteğinden ve çabasından geçer.” bahanesiyle artık alışılmış sorunlara ses çıkarmayan, öğrencilere hazırlık sınıfı geçme kurlarında kendi değerlendirmeleri ile sonuç vererek vicdanını rahatlatan tüm akademisyenlerin tartışması gereken meslek etiği meselesidir bu aslında. Bir öğrencinin belki de tüm akademik hayatına mal olduklarını fark etmeleri gereken, fakat eğitimcilerin kör kalmakta ısrar ettikleri, sonuçlarına sadece öğrencilerin katlandığı sorunlu bir eğitim sistemiyle karşı karşıyayız.

Peki, ne yapmalıyız?

İkinci dilin öğrenilmesi sadece yeni bir bilgi edinmekten çok daha karmaşık bir süreç olduğu dilbilimciler tarafından defalarca açıklanmıştır. Bu açıdan öğrencilere maddi gelir olarak bakmadan önce eksikliklerine odaklanılmalı, öz yeterliliklerinin farkında olmayan öğrencilere destek olunmalı ve bu süreçte ezber odaklı kaynaklar kullanılmamalıdır. Kısacası, içerisinde pek çok sorun barındıran eğitim sistemine ve bu duruma göz yuman tüm akademisyenlere derdimizi anlatmaya odaklanmamız gereken bir süreçteyiz. Mağduriyetlerimizi dile getirmeli, artık bir şeyleri değiştirmeye başlamalıyız. Yoğunlaştırılan bir yıllık hazırlık eğitimi süresince maddi çıkarları bir kenara bırakarak öğrencilerin akademik yeterliliklerinde neye ihtiyacı oldukları ve geçmişten gelen yabancı dil öğretiminde yapılan hatalar göz önüne alınmalıdır. Kuramadıkları sisteme dönüp bakmadan doğru bir sistem inşa etmenin imkânsızlığını anlatmalıyız. “Derdini anlatabilsen yeter.” düşüncesi akademisyenler tarafından bir kenara bırakılmalı, öğrenciye bu kısa süreçte akademik bağlamda en verimli şekilde sonuç alınacak şekilde eğitim sunulmalıdır. “Students’ Book” diyaloglarını defalarca okutup, “Work Book” boşluklarını doldurtarak hiçbir öğrenciye akademik anlamda yabancı dil yeterliliği sağlanamayacağı artık göz önüne alınmalı. Öğrencinin ikinci dili edinme sürecinde, geçmişlerimiz dikkate alınarak farklı yollara ihtiyacımız olduğunu biz, öğrenciler olarak ifade etmeliyiz.

Hepimizin sorumluluğu

Belki de artık öğrencilerin gayretini bahane ederek suçlayıcı bir dil ile “öğrencilerin yetersiz çabalarını” konuşmak yerine, hazırlık eğitimini bu denli yanlış bir çıkmaza sokan eğitim sistemini ve bu eğitim sisteminde sorunlarımızı dile getiremeyen eğitimcilerin yeterliliklerini, kaynaklara karar verirken ki süreçlerini tartışmaya başlamamız gerekiyordur ve ihtiyacımız olan tam olarak budur.

Üniversite eğitimine yeni başlayan öğrencilerin sessizliğinden faydalanıp zorunluluk olarak dayatılan durumları kabullenmekten daha iyisini istemenin hakkımız olduğunu bildiğimiz bir döneme artık geçmemiz gerekiyor. Eğer, öğrenciler olarak bu konuda bir sorumluluğumuz var ise, bu ancak ülkemizde yabancı dil edinimi konusunda uzun yıllar devam eden problemlere ses olabilmek ve “yabancı dilde yetersizlik” sorununa çözümler getirmek adına düşüncelerimizi dile getirmektir.