Düşün,yarat,savun:Geleceğimizi kurtarmak için…

Düşün,yarat,savun:Geleceğimizi kurtarmak için…

Yaklaşık 6 ay önce koronavirüs salgınının ülkemizde yaygınlaşması ile birlikte alınan öncelikli önlemlerden birisi okulları tatil etmek olmuştu. Bu karar kendi başına düşünüldüğünde ülkemizin koronavirüs bilançosuna olumlu yansıdı ancak maalesef bu kararı kendi başına düşünmek mümkün değil. Çünkü koronavirüs için alınan ve alınmayan önlemler, ülkemizde özellikle öğrenciler için yepyeni mağduriyet alanlarının ortaya çıkmasına sebebiyet verdi.

Salgının yaklaşık olarak marttan haziran ayına kadar yaşamımıza ne gibi etkileri oldu, özetlemeye çalışalım: Önce apar topar yurtlarımızdan edildik, sonra yurtlarda eşyalarımızın kaybolduğunu ya da tahrip edildiğini öğrendik, uzaktan eğitim sistemlerimiz birer birer çökerken sınavlarda çift kamera ile gözetleneceğimizi duyduk, ezici çoğunluğumuzun okurken çalışmak zorunda olduğu hizmet sektöründe işler durma noktasına geldiğinde ilk önce bizim biletimiz kesildi, kalmadığımız özel yurtların ve öğrenci evlerinin parasını devletten herhangi bir destek göremeden ödemek zorunda kaldık.

Tablo pek de iç açıcı görünmüyor. Bununla birlikte, Öğrenci Sendikası koronavirüs salgınının birinci dalgasında haklarını talep eden, mağduriyetlerini dile getiren öğrencilerin sesi olmak, taleplerinin gerçekleşmesini sağlamak konusunda büyük bir özveriyle çalıştı ve hak ettiği takdiri topladı. Pek çok gündemde bulunduğumuz girişimler sonucunda ya geri adım attırdık, ya da en azından kamuoyu nezdinde ne gibi adaletsiz uygulamalara maruz kaldığımızın görülmesini sağladık. Elazığ depreminin hemen ardından deprem bölgesindeki Malatya’da sınava çağrılan sıra arkadaşlarımızın o psikolojiyle sınava sokulmasının önüne geçebildiysek, sınavlarda kurulmak istenen gözetleme sistemlerinin en azından ucunu törpüleyebildiysek, çevrimiçi bir toplantıda kadın öğrenciler hakkında edepsizce konuşan hocayı görevinden istifa ettirebildiysek hiçbir şey başarmamış sayılamayız. Bugün okullar açık dahi değilken, henüz tanışıp el dahi sıkışamamışken canla başla birlikte çalıştığımız yüzlerce yeni arkadaşımız varsa aramızda, hiçbir şey başarmamış sayılamayız. Elbette yetmez, elbette başarılarımıza başarı katacağız.

Bir not: Öğrenci Sendikası’nın kuruluş felsefesinde de yer aldığı haliyle fayda odaklı, niteliksel bir dönüşümü hedefleyen ve öğrencilerin ileride bir parçası olacağı ekonomik ve sosyal sınıf ile bağlarını daha öğrencilik yıllarından kurmaya odaklanan bir örgütlenme modelinin Türkiye için ne kadar elzem ve vazgeçilmez olduğunu gözlerimizle gördük. Bu cümleler bize bir övgü olmaktan ziyade, omuzlarımızdaki yükün bir kez daha ciddiyetle hatırlanması için her birimize dönük bir çağrı olarak okunmalı.

Önümüzde ne var?

Yakın zaman içerisinde ders seçimleri tamamlanacak ve liselerin durumu henüz net olmasa da üniversiteler uzaktan eğitime başlayacak. Pek çok demeçte takip ettiğimiz kadarıyla alındığı söylenen önlemlerin, çok önemli olduğu iddia edilen haklarımızın aslında teslim edilmeyi bırakın, anlaşılamadığını dahi üzüntüyle fark ediyoruz. Ücretsiz internet, erişilebilir teknolojik imkân, KYK geri ödemelerinin ya da harçların ertelenmesi gibi talepler biz devletten/hükümetten bir şeyler kopartmak istiyoruz diye değil, salgın döneminde elimizdeki üç kuruş da uçup gittiği ve çoğu yarı zamanlı işçi olan öğrenciler ilk etapta gözden çıkartıldığı için kazanmaya çalıştığımız talepler. Bu talepler, hâlâ bu konularda doyurucu adımlar atılamadığı, bu ihtiyaçlar giderilemediği için birer talep olmayı sürdürüyorlar. Köyler için ücretsiz internet talebini bir büyükşehirin belediye başkanı devreye girip çözmeye çalışıyorsa, ve bu yalnızca o büyükşehirin sınırları içerisinde geçerli olacaksa, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve YÖK’ün şapkasını önüne koyup düşünmesi gereken şeyler yok mudur sizce de?

Bambaşka sorunlara gebe olduğuna emin olduğumuz bir yeni eğitim dönemiyle karşı karşıyayız. Sorunlarımız çözülmek bir kenara dursun, yaz güneşinin ağaçların altında yarattığı gölgelerin altına itilmiş, halının altına süpürülmüş durumda. Kira kontratları devam edenler, çalıştığı işten çıkartılıp 6 aydır işsiz bir biçimde geçinmeye çalışanlar, kaldığı köy ya da kasaba evinde telefonsuz, internetsiz uzaktan eğitimden faydalanmaya (!) çabalayanlar, okulunu hiçbir güvencesi olmadığı için dondurmak zorunda kalanlar: İşte BİZ, işte bizim gelecek eğitim dönemimiz.

O tanıdıklıktır bize gereken…

Okulumuz yok, hepimiz evdeyiz ama okullar açıkken bile karşılaştığımızdan daha fazla problemle karşı karşıyayız. Üstelik bu defa evlere tıkılmış, devasa problemlerle tek başına mücadele etmeye mecbur bırakılmış durumdayız. İşte bu yüzden bir çıkış yolunu aramaya, hem de bu arayışa hemen şimdi başlamaya ihtiyacımız var. Hep söylemiştik, yine söyleyelim: Tüm bu sözünü ettiğimiz problemlerin çözümü için kendimiz dışında bir kurtarıcı, bir çözücü aradığımız her uğrakta başarısız olmaya mahkûmuz. Salgının birinci dalgasında kazanım elde ettiğimiz, haklarımızı savunmayı başardığımız her gündemin ardından birbirimize açtığımız tebrik telefonunda karşımızdaki sesin tınısı bize tanıdık geldi: Kenetlenerek ve sorunlarımıza karşı birlikte hareket ederek kazanmış olmanın tanıdıklığı. İşte bu tanıdık olma hali önümüzdeki dönemin mücadele parolası olmalı. Okullar tatil ama sorunlar haftada 6 gün, sabah 9 – akşam 5 iş başındaysa eğer, biz de en iyi bildiğimizi yapmaya koyulmalıyız.

Düşüneceğiz, yaratacağız, savunacağız: Geleceğimizi kurtaracağız!