Crispr teknolojisi: Rüya mı, kâbus mu?

Crispr teknolojisi: Rüya mı, kâbus mu?

Şüphesiz 21. Yüzyılın en büyük keşiflerinden biri olan ve genom dizilemede şimdiye kadar kullanılmış en uygun fiyatlı ve kolay yöntemlerden biri olarak bilinen Crispr teknolojisi, zamanımızda birçok hastalığın tanı ve tedavisinde görev almasının yanında çeşitli canlılarda “daha üstün ırk” oluşturmada kullanılmak istenen ve üzerinde çalışmalar yapılan bir sistemdir.

Bu teknoloji, genom üzerinde çeşitli genlerin kesilip çıkarılarak veya eklenerek değişiklikler, yeni düzenlemeler sağlanmasına yardım eder. Crispr-Cas sistemi aslında doğal ortamda bakteri ve arkelerde bağışıklık sisteminde görev alan bir sistemdir. Bu canlılarda dış kaynaklardan gelen DNA en büyük düşman olarak görülür ve bu sistem sayesinde canlı kendisini koruma altına alarak hayatta kalmayı başarır. Aslında bir savunma mekanizması olan Crispr-Cas sisteminin genler üzerinde yaptığı farklılıkları farkeden bilim insanları, neredeyse her canlı üzerinde kullanılabilecek ve genom üzerinde her çeşit değişimi sağlayabilecek bu sistemi kullanarak yarınlara bir adım daha yaklaşmış durumda.

Bu teknoloji insan ve canlı hayatına çok büyük bir etki yaratabilecek potansiyele sahip bir sistem. Genetik birçok hastalığın tanısında ve bir zamanlar çözümlerinin imkansız olarak nitelendirildiği hastalıkların tedavisinde sağladığı yararların yanında, ekosistemdeki diğer canlıları kötü etkileyen bazı türlerin kontrol altına alınması hatta yok edilmesini sağlayabilecek bir teknoloji. Bu yazıda asıl isteğim, canlılığın temelini değiştirebilicek olan bu yönteme etiksel bir bakış açısından bakmak, sorgulamak.

İnsanlar çok uzun zamandır teorik bilgilerin araştırılması yanında pratikte de çok büyük adımlar atmış bulunmakta. Bahsettiğimiz Crispr sisteminin hayata  geçirilmesinde ve uygulanmasında neredeyse her bilimsel pratikte olduğu gibi bazı avantajların yanında belki de dünya üzerinde çok büyük bir kaos yaratabilecek dezavantajlar da bulunmakta.

Genetik hastalıklar, her geçen gün aramızdan birçok bireyin koparılmasına yol açarken aynı zamanda bunları yaşayan insanlar için her şeyi daha da zorlaştırmaya devam ediyor. Kişilerin hayatları boyunca birilerine bağımlı olarak yaşamalarına, hayallerindeki meslekleri elde edememelerine, acı çekmelerine, dışlanmalarına ve ölümlerine sebep oluyor. Bilim insanlarının üzerinde yıllardır çalıştığı ve özellikle son zamanlarda tedavilerinde ciddi olumlu veriler elde ettiği bu hastalıkların, Crispr teknolojisi ve bu teknolojinin getirdiği olanaklar ile gelecekte, şimdiki ve geçmişteki kadar zarar vermeyeceği açıkça görülmüş durumda. Henüz tüm hastalıkların teker teker çareleri bulunmuş olamasa da yapılan deneyler, örnekler ve tedaviler gelecek için büyük umut taşımakta. Bu teknoloji, “Leber congenital amaurois” (özellikle çocukluk çağında ortaya çıkan ve görme kaybına sebep olan genetik hastalık) gibi bazı genetik rahatsızlıkların yanında, AIDS veya kanser gibi ölümcül ve tehlikeli hastalıkların tedavisinde de kullanılabilen yüksek potansiyele sahip bir değer. Bu tarz, insan hayatını fazlaca etkileyen hastalıkların çözümünde getirdiği olanaklar, bu teknolojinin hepimiz için ne kadar önemli olduğunu tekrardan gösteriyor. Bu sistem için bilim dünyasında bir devrim yarattığının söylentileri, yapılmaya başlanan her yeni araştırma ile daha da büyüyor. Aynı zamanda bu  teknoloji ile hayvanlardan insanlara geçen bazı hastalıklarla da ilgili çeşitli fikirler ortaya atılıyor. Örnek vermek istersek, sineklerden insanlara geçen sıtma hastalığı için yavaş yavaş yapılmaya başlanan etkinlikleri göz önünde bulundurabiliriz. Bu hastalık dişi sinekler üzerinde taşınan bir hastalık olduğundan dolayı erkek sinekler üzerinde yapılan bazı genetik değişikliklerle erkek yavru oranını artırma, dişiler üzerinde yapılan bazı genetik farklılıklarla da dişilerin üreme yeteneklerini azaltma, bu hastalığın en azından yayılmasına engel olabilecek yöntemler arasında yer alıyor. Bu tarz yöntemler, üzerinde fazla düşünülmediğinde gayet sağlıklı ve mantıklı gözükebilir, ancak aslında olayın temeline bakıldığında insanları etkileyen bir hastalık yüzünden, belirli bir tür yavaş yavaş yok ediliyor. Doğada her canlının belirli bir görevi, işlevi vardır ve bizim bu tarz durumlarda çeşitli türleri yok etmemiz ve ekosistemdeki dengeyi bozmamız ne kadar doğru? Bahsettiğim bu konuya sadece sıtma hastalığı ve sinekler kademesinden bakmak doğru olmaz, insanlar farklı türlerde canlıları diğer canlılardan korumak için de bu tarz girişimlere başlamış durumda. Bir türü korumak için farklı bir türü yok etmek kesin çözüm olur mu? Bunlar, üzerinde düşünülmesi ve tartışılması gereken konular. Belirli bir düzeni zaten bozmuş olan insanlık, daha da ileriye gitmeye hazır mı?

Crispr teknolojisinin belki de en farklı ve önemli özelliklerinden bir diğeri de embriyoda yapabildiği genetik değişimler. İnsanlar, bebeklerinin saç, göz, ten rengini, cinsiyetini istedikleri gibi ayarlayabilecek bir duruma geldi. Günümüz dünyasında cinsiyetçilik, ırkçılık ve ayrımcılık gibi barbarca düşünceler hala maalesef ki ayaktayken bu koşullar altında gelecek nesillerin nasıl olacağına dair ön ayarlar, nasıl bir toplum yapısını oluşturur düşünmek lazım. Kendince “üstün ırk” üretmeye çalışan bir Nazi Almanyası gerçeğiyle bir zamanlar karşılaşmış olan ve bununla beraber gerçek bir kaos ortamına dönüşmüş bir dünya, gelecek nesillerin nasıl görüneceği veya nasıl düşüneceğini ayarlama gücüne sahip insanlarla nasıl başa çıkabilir? Hastalıkların henüz bebek doğmamışken değiştirebilmesi ve ön görülebilmesi nasıl güzel ve masumca bir hayalse, bebeklerini bir bakıma modifiye etmiş ve onu “üstün bir insan” olarak ayarlamış bir anne-babanın hayali ise bu yaşam koşullarında çok korkunç ve yanlış gözükebilir. Geçen her gün yeni bir gelişme, yeni bir umutla ilerliyor. Bilim bir taraftan bakıldığında güzel mucizelere yol açıyorken, öbür taraftan belki de çok büyük bir yanlışlığa, bir felakete kapıyı aralıyor. Canlıların temeline, genetiğine inebilmek, bir zamanlar belki de en büyük düşlerden biriyken şimdi güçlü bir gerçek olarak  karşımıza çıkıyor.

Bu gerçeğin bizimle yüzleştirdiği başka bir durum daha var. Yazımın başında bu yöntemin daha uygun fiyatlı bir teknoloji olduğunu söylemiştim. Ancak bu yöntemle uygulanmaya başlayan tedaviler için aynı şey söylenemez. Genetik hastalıkların tedavilerinin gerektirdiği paralar dünya üzerinde herkesin, her ailenin ödeyebileceği türden masraflardan değiller. Bilimin getirdiği olanakları yalnızca belirli bir sınıfın kullanabilmesi, dünya üzerinde beliren her yeni durumda da olduğu gibi, şu anki sistemin eşitsizlikleri çokça barındırdığını ve bu yapıda, bu sistemde zengin olanın hayatının “daha önemli” olduğunu hatırlatıyor. Araştırmalar, deneyler devam ediyor, bilim her geçen gün yeni bir imkansızı daha geride bırakıyor ancak onun getirdiği bu imkanları toplumun her kesimi kullanamıyorken, bu olanaklar  gerçekten de  yeterince değerli ve gerekli kalmaya devam ediyor mu?

Crispr-Cas, bilim dünyasında yepyeni bir kapı açmakla kalmayıp aynı zamanda insanlığı vicdanen ve etiksel açıdan da sorgulatmaya davet ediyor. Her yeni bilgi, ufkumuzu genişletmenin yanında dünya üzerinde birçok şeyi de değiştirmeye devam ediyor. Bu değişimlerin bilincinde olup yeni teknolojilere, yeni uygulamalara farklı açılardan bakmak ve yorumlamak, en önemli unsurlardan olmakla beraber, belki de yaşamı bir felakete dönüştürmeden önce hepimize bir çıkış kapısı sunuyor. Bunları tartışmak ve herkes için en iyisini seçmek de bize düşüyor.