Birlikte güçlüyüz!

Birlikte güçlüyüz!

Her sene ülkemizde ve dünyada şiddete, tacize, tecavüze, istismara uğrayan, vahşice katledilen; yaşamdan koparılan kadınların hakları için meydanlarda, sokaklarda toplandığımız bugün ile ilgili yazıma başlamadan önce, bütün kadınları, kadına yönelik şiddete karşı verdiğimiz mücadelemizin göğüs kabartıcı gururuyla selamlıyorum. Katledilen tüm kadınların hesabını teker teker soracağımızın sözünü buradan tekrar veriyorum. Yaşasın kadın dayanışması!

25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü, ilk olarak 1960 yılında Dominik Cumhuriyeti’nde bulunan ve kadın hakları için mücadele eden Mirabel kız kardeşlerin tecavüze uğrayıp katledilmesinin  büyük bir tepki toplamasıyla ortaya çıkmış, daha sonrasında ise Birleşmiş Milletler tarafından 17 Aralık 1999’da, tarihe “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” geçirilmiştir.

25 Kasım’a biz kadın öğrenciler açısından bakarsak, okullarımızda veya kampüslerimizde sırf kadın olduğumuz için yaşadığımız sorunlara değinebiliriz. Cinsiyetçi eğitim, tacizler vb. birçok travmatik olayın üstü örtülüyor, akademik hayatımızda başarılı olmakta zorluk yaşıyoruz. Kız çocuklarının okutulmak istenmediği, okutulsa dahi üniversiteye kadar okumasına izin(!) verildiği bir ülkede yaşıyoruz. Ülkemizde milyonlarca kız çocuğu okula adımını dahi atamadan evlendiriliyor. Kitleler halinde eğitim hakları gasp edilip istimara uğruyorlar.

 Kampüslerimizde ve okullarımızda yaşadığımız ayrımcılıkların, okul veya kampüs içerisinde tacize uğrasak dahi, bazı olayların üstü, kurumların adına leke sürmemek (!) adına örtülüyor, bu yüzden de umutsuzluğa sürükleniyoruz. Çeşitli şekillerde tacize, şiddete uğramış olsak bile, bununla ilgili bir şey yapmayan okullarda barındığımız sürece de kendimizi daha da huzursuz hissediyor, yalnızlaştırılıyoruz. Okuldan eve/yurda yorgun argın dönerken dahi, toplu taşımada tacize uğrayıp uğramayacağımızın bir garantisi olmadığı, şayet uğrasak da bu konuyla ilgili bir şey yapılıp yapılmayacağını düşünüp, yine ve yine kadın olduğumuz için üstümüzde hissettiğimiz endişe, baskı, ümitsizlik ve karamsarlık duygularımızı ister istemez körüklüyoruz.

 Tam bunları aşabileceğimizi düşünecekken, cinsiyetçi eğitim sistemi ve absürt boyutlarda ayrımcılık devreye giriyor. Birkaç ay önce ortaya atılan “kadın üniversiteleri” fikriyle birlikte, içinde bulunduğumuz eğitim sisteminin aslında ne kadar ayrımcı, cinsiyetçi ve kadınları değersiz gören, ötekileştiren, ayrıştıran bir yapısı olduğu tekrar ve tekrar gözler önüne serildi.

En önemli ve kutsal olan yaşama hakkımızın her an elimizden alınabileceği korkusuyla yaşamak zorunda kalıyoruz. Bu hakkımızı İstanbul Sözleşmesi gibi sözleşmelerle garanti altına almaya çalışsak bile bu sefer sözleşme elimizden alınıyor. İstanbul Sözleşmesi’ndeki bu ısrarımız ise, sözleşmenin hem kadına yönelik şiddeti hem de aile içi şiddeti kapsaması, şiddeti önlemesi, mağdurların haklarının korunması ve suçluların hak ettikleri cezayı almasını temel almasıdır. Bu sözleşmeyi tam anlamıyla uygulamak cinayetlerin, şiddetin ve tacizin önüne geçilebilir, ancak şu an bu sözleşme tam anlamıyla uygulanmıyor. 25 Kasım’da da haykırdığımız ve daima savunacağımız düşünce İstanbul Sözleşmesi’nin derhal uygulanmasıdır.

Sıra arkadaşlarımız olan Münevver Karabulut, Aleyna Çakır ve daha birçok kadını, kadın cinayetlerinde kaybettik. İki gün sonra bizim de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kurbanı olmayacağımızın hiçbir garantisi yok. Bu yüzden her sene 25 Kasım’da meydanlara, sokaklara akın ediyor, bizden alınan, belki de hiç verilmeyen haklarımızı tekrar talep ediyoruz. Yasaların gereken biçimde uygulanmasını, kadına şiddete karşı güçlü önlemlerin alınmasını, katillerin gereken cezayı almasını talep ediyoruz. Hayatımızı erkeklerin egemenliğini altında yaşamak değil, kendi egemenliğimiz altına almak istiyoruz. Yaşama hakkımızı talep ediyoruz.

 Bu kadar kadına yönelik şiddet ve cinayetin yaşandığı bir ülkede bulunduğumuz için, ister istemez uğradığımız tacizler ve yaşadığımız travmaların ağırlığı altında boğuluyoruz. Ancak biz bu hakları elde edene kadar durmayacağız. Kendi haklarımızı kendimiz elde edip, özgür ve bağımsız bir birey olmanın ne demek olduğunu tam anlamıyla öğreneceğiz. Babamızın, erkek arkadaşımızın, eşimizin, öğretmenimizin, patronumuzun vs. hiçbir erkeğin hayatımız hakkında isteğimiz dışı karar almasına müsaade etmeyecek, hiçbir şiddet olayında taviz vermeyeceğiz.

Birlikte güçlüyüz!