Basın onur günü

Basın onur günü

Günümüz Türkiye’sinde gelip çatan bir Basın Onur Günü’nde konuşabileceğimiz şey aslında basının ve basın onurunun nasıl ayaklar altına alındığından başka bir şey olamaz. Türkiye’de ana akım medyanın da yandaş basına arasına girdiği bugünlerde, basının muhalif ve yandaş basın olmak üzere ikiye ayrıldığını söylemek mümkündür. Ülkemizde basın onuruna yakışır şekilde halka karşı sorumluluğunu yerine getirmeye çalışan gazeteciler, her döneminin iktidarı tarafından saldırıya uğramış ve susturulmaya çalışılmıştır. Fakat 18 yıllık AKP iktidarında bu sayı öylesine artmıştır ki, 18 yılda 721’den fazla gazeteci işini yaptığı için tutsak edilmiştir. Yıllar içinde özgür basın mensupları tutsak edilirken muhalif medyaya baskılar artmış, medya da yandaş basına kalmıştır.

İşte Türkiye’de basın onurunun her geçen gün daha da ayaklar altına alınmasının hikâyesi budur.

Bugün basının içinde bulunduğu durum, birçok sorunu da beraberinde getiriyor. Gazeteci olmak isteyen gençlerin aklında geleceğe dair birçok kaygı yer alıyor. Bu konu, hafife alınacak bir konu değil. Geleceğin gazeteci adayları olarak özgür birer kalem olmak istiyoruz fakat bugün artan baskılar, bu isteğimizin önündeki en büyük engeldir. Baskılar artıkça özgürlük yok oluyor ve özgürlük yok oldukça da dürüst kalemler birer birer kırılıyor. İşte tam burada görev, bu mesleği edinmek isteyen gençlere, yani bizlere düşüyor. Mesleğimize, geleceğimize ve özgürlüğümüze sahip çıkmak istiyorsak öncelikle meslek onurumuza sahip çıkmalıyız.

Bütün baskılar ve tutuklamalardan korkmadan, geri adım atmadan bu mesleği yapmak isteyen ve bunun için üniversite okuyarak yıllarını harcayan gençlerin temel sorunlarına da değinmek istiyorum.

Bunlardan birisi hiç kuşkusuz staj problemidir. Öğrenciler ya staj yapacak yer bulamıyor ya da bulduğu yerin patronunun siyasi görüşüne göre haber yapmak zorunda bırakılıyor. Henüz mesleğe tam olarak adım atamamışken bozuk kalemler olmaya zorlanıyoruz. İşte bu yozlaşmış, hissizleşmiş ve yalnızca kendi menfaatini düşünen kirli zihniyet henüz staj dönemindeyken bizi bu baskılara maruz bırakıyor!

Diğer bir sorun ise mesleğini hakkıyla yapmak isteyen üniversite mezunu gazetecilerin yerine kalemi eğilen kişilerin ‘’torpil’’ ile sektörde yer edinmesi.

Dünya çapında daha çok kalemi güçlü, üniversite okumuş, bilgi ve donanım sahibi gazeteciler aranırken ülkemizde ise yandaş, biat eden, kendi düşüncesini yansıtamayan gazetecilik onurunu hiçe sayan gazeteciler aranıyor; yani dünya çapında arananın tam tersi. Çünkü basına sahip olan iktidar, sermayeye uşaklık ederek kendi menfaatlerini koruyor, gerçekleri saklıyor, söylenen yalanları halka yutturmaya çalışıyor ve bunu elindeki gücü kullanarak yapıyor. İşte bu yüzden sağlam kalemleri istemiyorlar; basın onurunu yok ediyorlar.

Sorunların çözümü basit, biliyoruz. Çözüm, sorun olanlara karşı bir arada olmak, örgütlü bir mücadele yürütmek. Çözüm boyun eğmeden, cesurca doğruları yazmakta ve yanlışlara inat doğruları savunmakta. Mesleğimizi düştüğü bataklıktan çıkarmak, halkın doğrulara ulaşmasını sağlamak ve özgür medya için savaşmalıyız.

Bitirirken; basın onurunu koruyan, özgür, cesur, dürüst, sağlam kalem oldukları için tutuklanan ya da yurdundan uzağa mahkum edilmiş basın emekçilerine sesleniyor, alçak saldırılar ile bizden koparılan Hrant Dink, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Metin Göktepe ve diğer bütün basın emekçilerini saygıyla anarak şunu söylüyoruz;

Emanetlerinize, mesleğimizin onuruna sahip çıkıyoruz ve her zaman sahip çıkmaya devam edeceğiz.